Çocukluğumda yazın okul tatilinde merhum babam tarafından camiye Kuran öğrenmeye gönderilmiştim. İlkokul üçüncü sınıfa geçmiştim. O yıllarda Polatlı'da oturuyorduk. Babamın Polatlı'nın en işlek caddesinde güzel bir lokantası vardı. İşin özü hatırı sayılır bir esnaftı, sülaleden gelen dine bağlı muhafazakar bir yapımız vardı. Dedem ve babam dini vecibeleri yerine getirir ve güzel kuran okurlardı. Her ne kadar dedemi görmemiş olsam da öyle olduğu anlatılırdı. Kendilerinde hocalık da vardı ve babam Polatlı'ya gelmeden önce köyde yaşarken ülkenin en genç muhtarlarından biriydi. Babam dinimizi ve Kuran-ı öğrenelim diye 20 lira aidat ödemek şartı ile beni Fatih camisine göndermişti. Hızlı öğrenen bir çocuk olmama rağmen hoca kimseyi dinlemeden aç elini deyip çocukları yanında bulunan bir sopa ile döverdi. Doğru okumanızda bir anlam taşımıyordu. Hoca sopa işini otomatiğe bağlamıştı adeta. Bu sebeple ilk ay dolduğunda camiden kaçanlardan olmuştum. Yıllar sonra Yunus Emre'nin benzeri bir olayını okumuştum. Yunus Emre her çocuk gibi Kur'an öğrenmeye ilmihal bilgileri öğrenmek için mahalle mektebine gider. Orada Elif harfine takılı kalır ve günlerce yalnız bunu telafuz etmekten ileri gitmez ve susar içine kapanır. Bu sebeple hırpalanır, dayak yer, öğretmeni ise aylar yıllar geçmesine rağmen Yunus Emre'ye sevgiyle yaklaşmaz, sebep sormaz. Canına tak diyen Yunus Emre'nin bir gün dili çözülür ve öğretmenine dönerek,

“Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaradılmışı hoş gördük

Yaradan'dan ötürü”

Diyerek mektebi terk eder ve Yunus bu dörtlük ile Elif'i mükemmel tarif eder. Aslında Yunus'un Elif'ten öteye geçmemesinin sırrı yine Yunus'tan bir dörtlük ile anlaşılıyor.

“Dört kitabın sırrı tamamdır bir Elif'te

Sen Elif dersin manisi ne demektir? ve

Dört kitabın manası bellidir Elif'te

Be dedirmegil bana, ben bu yolda azarım”

Dört kitabın özü ruhu bir Elif harfinde açıkça bellidir. Elif için ne tarifler yapılmıştır. Her şey Elif'le başlar Elif'le biter denir, Yunus Emre örneğinde olduğu gibi öğretici çocuklar için çok önemlidir. Karakter yapısın oluşturulmasında en önemli etkendir.

Günümüze dönersek Asrı saadet dönemi Peygamber efendimizin ve dört halife devrinde olmayan cemaat ve tarikatlar dönemi yaşanıyor. İnsanoğlunun sosyal yönleri olması iyidir. Cemiyetçi olması da olumludur. Ancak kula kulluk etmek asla kabul edilemez. Ayeti kerimede söylendiği gibi “Allah ile aranıza kimseyi koymayın” toplumsal birlikteliğin yerini neredeyse tapınma almış Kuran ikra yani oku der. İlim, bilim ve teknolojiyi emreder. Yanında adalet ve hoşgörüyü emreder. Sosyal paylaşım sitelerinde neler görüyoruz? Yahudi kültürüne farkında olmadan teslim olmuş insanlar, bikini ile namaz kılan kadın, iki metre ötesinde sahil olup denizde namaz kıldığını sanıp kafasını secde yerine suya gömen bir aptal adam, bunları gördükçe utanıyoruz, üzülüyoruz ve neden 57 İslam ülkesi birbirinden geri kalmış diyerek sorguluyoruz kendimizi ve sadece üzülmek ve sorgulayıp çaresizliğimize kahroluyoruz. Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli ve benzerleri gibi işin sırrına beyin yormaz isek daha da kötüye gitmeyi hak ediyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246