Mübarek Ramazan'ın gelmesiyle İslam alemi olarak ilk teravih, ilk sahur ve ilk iftar ile şereflendik. Bursa'da birçok noktada kurulan iftar sofralarında elbette gündem Katil İsrail'in Filistin mazlumlarına yaptığı katliamlardı. Ve elbette 'onların da çocukları ölsün' diye dua etmedi Müslümanlar! Çünkü bizler katil değiliz... Ancak katilden katil, hayvandan hayvan doğar ilkesinin doğruluğunu önce ki gece İsrail Başbakanı Netahyahu'nun oğlunun attığı tweet ile bir kere daha anladık. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun oğlu Yair Netanyahu'nun Türkiye'ye küfretmesiyle anladık ki, aslında Türkiye onların katil damarlarındaki kanı kesecek tek kudret. Peki şimdi ne yapmalıyız? Ülkemizin şerefi için bizler de onlar gibi bu tweet paylaşımını yapanı kim olursa olsun katletmelimiyiz? Bu sabah Bursa sokaklarında konuşulan tek gerçek konu bu! Ve belki de tüm yurtta... Küfredilen Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, kabine üyeleri değil. Küfredilen Türkiye Cumhuriyeti'nin ta kendisi. Yani uğruna 45 milyon ölümü bekleyen hazır kıta gençlerin olduğu binlerce yıllık namusumuz. Şimdi herhangi bir gencimizi veya gençlerimizi, İsrail veya Netanyahu nasıl durduracak? Veya o ahmak bu saatten sonra nasıl dolaşacak sokaklarda? Yada ne kadar huzurlu yaşayabilecek kalan ömrünü... İşte bir babanın çaresizliğini her gün yaşadığı Filistin'de bugün İsrail Başbakanı aynı çaresizlik ile başbaşa kalmış durumda. Dilerim Türkiye, Netahyahu'nun istifası ile durulur. Yoksa 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkan oradan 7 düvele meydan okuyan bu milletin evlatlarının gazabından sadece Allah'a sığınmak gerekir. Velev ki, Allah zalimlerden yana değil... Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ısrarla Ortadoğu'da barış söylemlerine, milyonlarca müslümanın katledilişine rağmen insanlık adına Türkiye'nin bölgesel barış ve huzur temennilerine kayıtsız kalan İsrail'in artık haritadan silinme vakti gelmedi mi? Veyahut Dünya'da var olan ortakları da bu küfrün ortağı olarak aynı bedelleri ödemeli mi? Yeni dönemde akıncı bir gençlik yetişiyor Türkiye'de. Birinci Dünya Savaşı'nda Anadolu'dan yedi düveli top yekün silen dedeleri gibi mert ve gözüpek. İkinci Dünya Savaşı'nda 'yurtta sulh cihanda sulh' diyecek kadar kararlı bir gençlik. Peki, illa savaşlar olmalı ve çocuklar ölmeli mi?

Bursa'da ulaşım güvenliği yok mu?

Ramazan ayının başlaması ile birlikte ilk gün alınan kent içi güvenlik önlemlerinden ötürü Bursa Valisi İzzettin Küçük ve Bursa Emniyet Müdürlüğü ekiplerini tebrik ediyorum. Bursa'da ve aslında ülke genelinde 'oruç kafa ile' dediğimiz tabir aslı gereği maalesef bazen öfke veya şuur kaybı ile birçok kazalar veya yanlışlar trafikte olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. İşte bu nedenle alınan öncelikli tedbirleri takdir ediyorum. Somuncu Baba evi ve fırının ikinci bölümünün restorasyonu sonucu ilk iftar ile kentle buluşan Osmangazi Belediyesi ve Başkan Mustafa Dündar'ın misafiriydim. Keyifli ve bol dualı bir iftar sofrasının ardından kentin doğusunda seçimin nabzını tutmaya, orada yaşayanların beklentilerini ve düşüncelerini öğrenmek üzere yine yollara düştüm. Yıldırım ilçesinin keşmekeşliği içerisinde ve her zaman olduğu gibi daha da dikkatli aracımla sağ şeritten seyir halindeyken gördüm ki, 'İsabey Etbalık' mavi minibüsünün arkasında asılı iki genç patenle kendilerince eğlenirken, mininüs şoförü başta olmak üzere seyir halinde ki trafik güvenliğini tehdit ediyorlardı. Yolcu almak üzere durduğu esnada yanına yaklaşarak kendisini ilgililere şikayet edeceğimi ifade ettiğim genç şoför kardeşimizin ifadeleri adeta kanımı dondurdu. Şoför, 'abi beni şikayet et hatta hepimizi şikayet ama birde şunu düşünün hep biz mi suçluyuz? Bu trafik güvenliğinden sorumlu olan belediye zabıtaları ve trafik birimleri suçlu değil mi? Neden hep yetkililer bize kızıyor? Bu çocukların anne babaları suçlu değil mi?! Aslında aynı söylemi son dönemde sosyal medya üzerinden defalarca okuyorum, duyuyorum. Yeşil Hat şoförlerine eğitim verileceğini duyan şoförlerin duyarlı olanlarının da benzer yönde haklı isyanları var! Peki Bursa gibi Dünya'ya açılan bir kente bu kareler ne kadar yakışıyor? Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu gibi kabinenin üst kimliğinde olan bir ismin olduğu kentte yaratılan bu başıboşluk hangi bahane ile telafi edilebilir? Veyahut orada ki çocuklardan birisi ani bir fren sonucu kaza ile ölürlerse bu kaza mı yoksa cinayet mi olur? Ya da bu işin asli kusurlu ve sorumluları kimler olur? 'İlla çocuklar ölmeli mi?' diye bir başlık ile başladım yazıma. Kin ve nefretin, başıboşluk ve denetimsizliğin getirdiği noktaları göstermek adına. Bugün mübarek Ramazan aynın ilk günlerinden birindeyiz yine ve tek cümle kurmak istiyorum. Allah rızası için, çocuklar ölmeden sevgiyi ve yeterli denetimi keşfedelim... Yoksa çocuklar öldükten sonra kimin öldüğü, nasıl öldüğü anneler ve babalar için pek de önemli değil!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246