banner262
banner263

Günlerden bir gün Musa peygamber İsrâiloğulları’na hitap etmektedir. O sırada kendisini dinleyenlerden biri Musa’ya; ‘En bilgili kimdir?’ diye sorar. O da ‘En bilgili benim’ diye karşılık verir. Bu büyük sözünden dolayı Allah ona kızar. Çünkü o, ilmi öncelikle Allah’a yakıştırmayarak kibirli davranmıştır. Ardından Allah ona; ‘Benim iki denizin birleştiği yerde senden daha bilgili bir kulum var’ diye vahyeder. Musa; ‘Ey Rabbim! Ben ona

nasıl ulaşabilirim, lütfen yol göster’ diye yalvarınca Allah da ona, ‘Yanına bir zembil, içine de tuzlanmış bir balık al. Onu nerede kaybedersen sözünü ettiğim kulum oradadır’ diye vahyeder. Bunun üzerine Musa yanına Allah’ın emrettiklerini ve genç yardımcısı Yûşâ’yı da alarak yola çıkar. Bir kayanın yanına gelirler ve orada yatıp uyurlar. Kayanın dibinde ‘hayat’ adı verilen bir su kaynağı vardır. Bu suyun temas edip de diriltmediği hiçbir şey yoktur ve balığa da bu sudan sıçrar, balık canlanır. Derken balık zembilden fırlayıp çıkar ve denize doğru yol alıp gider. Musa ve yaveri o günün gecesi boyunca hep yürürler. Sabah olur Musa hizmetçisine; ‘Öğle yemeğimizi getir de yiyelim. Bu yolculuk bizi yordu’ der. Halbuki Musa da yardımcısı da emrolunduğu yeri geçinceye kadar hiç yorgunluk hissetmemişlerdir. Hizmetçisi; ‘Tuhaf! Kayanın yanında konakladığımız zaman balığı unutmuşum’ der ve işareti anlayan Musa; ‘Zaten bizim aradığımız da buydu’ diye sevinçle karşılık verir. Bunun üzerine kendi izlerini takip ede ede geldikleri yere kadar geri dönerler.

Kayanın yanına geldiklerinde bir de bakarlar ki karşılarında elbisesine sarınmış bir adam öylece duruyor. Musa selam verir. Hızır ise; ‘Bu mekanda selam ne gezer’ der. Musa; ‘Ben Musa’yım’ der. Hızır; ‘İsrâiloğulları’nın Musası mı?’ diye sorar. Musa da ‘Evet’ diye karşılık verir ve onun kendisine vahyolunan bilge kul olduğunu anlar. Musa Hızır’a; ‘Sana öğretilen bilgilerden, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?’ diye sorar. Hızır da onun teklifini, yolculuk boyunca kendisine hiçbir davranışı hakkında soru sormaması ve her olan şeye sabır göstermesi şartıyla kabul eder. Musa da kabul eder ve yolculukları başlar...

Hz. Musa ve Hızır, bir gemiye binip yola çıkarlar. Bir süre sonra Hızır gemide büyük bir delik açar ve Musa ona; ‘Sen gemideki herkesin boğulmasını mı istiyorsun?’ diye sorar. Hızır; ‘Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” der. Musa şartı unuttuğunu ve Hızır’dan kendisini hoş görmesini ister. Gemi yolculuğu bitince karada yola koyulurlar. Bu esnada bir erkek çocukla karşılaşırlar fakat Hızır çocuğu hemen oracıkta öldürür. Musa yine duramaz; ‘Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini neden öldürdün sen? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!’ der. Hızır; ‘Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?’ der ve bunun üzerine Musa; ‘Eğer sana bundan sonra tek bir şey sorarsam, beni bırakırsın. Çünkü o zaman bunu hak etmiş olurum.’ der, yine yola koyulurlar. Sonunda bir şehre varırlar, halkından yiyecek isterler. Halk onları konuk etmez. O esnada orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar görürler ve Hızır hemen o duvarı doğrultur. Musa; ‘İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın’ der ve bu yorumun üzerine Hızır: ‘işte bu birbirimizden ayrılmamız demektir. Ama önce sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatayım’ der ve başlar...

‘O gemi, denizde çalışan bir kısım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak

istedim, çünkü yollarının üzerinde, her gemiye zorbalıkla el koyan bir kral vardı. Kral ancak eski ve yıpranmış gemilere dokunmuyordu. Çocuğa gelince, anası babası inanmış ve iyi insanlardı. Çocuk ailesine inançsızlık ve zalimlikle sıkıntıdan başka bir şey olmayacaktı, o iyi insanları sadece üzecekti. Biz Allah’a onun ailesine hayırlı bir evlat vermesi için dua ettik. Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da çok iyi bir insandı. Rabbimiz, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabblerinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunların hiçbirini ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.’ diyerek sonlandırır.

Hz. Musa ve Hızır kıssası’nın Kuran’da anlatımı KEHF suresindedir. Hızır (bilge kul)’ın; Allah’ın, kendi katından rahmet bahşedip yine kendi nezdinden ilim öğrettiği, Musa’nın peygamberliğe hazırlık evresinde, eğitim amaçlı olarak Allah tarafından gönderilmiş bir melek olduğu görüşleri vardır.

*(Bilge kul- Musa Kıssası ve İslam Kültüründe Hızır Mitosu), (Hz Süleyman ile Belkıs ve Hz.Musa ile Hızır Kıssaları Örneklemi) temel kaynaklardır.*

Kalın sağlıcakla, sevgiyle, bereketle, huzurla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
macit tunalı Bursa Türkiye 2 ay önce

yüreğinize gönlünüze ve kaleminize sağlık sevgili yönetmenim insanların böyle güzel bilgileri öğrenmeleri ve okumaları bu günlerde böyle güzellikleri hatırlattığıniz için teşekkürü borç biliyoruz harikasınız be üstad maşAllah diyelim .

Avatar
Seda Koç 2 ay önce

Emeğine sağlık harika bir anlatım olmuş ki çok severim Hızır'a inancım da sonsuz . Başarılar dilerim yeni yazılarında Hoşçakal maviyle kal :)

Avatar
Rahmiye Dalgıç 2 ay önce

Ne kadar güzel içselleştirmişsin ve aktarmışsın konunun derinliğini… Okuyan gözlerin, hisseden yüreğin dert görmesin inşAllah! Ve diliyorum ki aynı keyifte yeni tadlar sunmayı başarabilirim… Sevgi , saygı ve tekrar sevgilerimle.

Avatar
Şerifenur Turan 2 ay önce

Yine çok güzeldi... Emeklerin, anlatımın ve her şey için çok teşekkür ederim kendim ve okuyan herkes adına...
Bütünü oluşturan genel şeyler ve öz çok farklı, kuantum dolanıklık ilkesi gibi ya da daha değişik olarak aynı ama farklı. Esasen bir şeyi yada iki insanı karşılaştırmaya başladığında farklılık ararken benzerlik buluyorsun. Zaten kıyas da bir nevi denklikte(*herhangi bir konuda ortak,benzer,aynı olma hali) ortaya çıktığını varsayarsak her şey zıttıyla biliniyorsa zıtlığı oluşturmak için benzer zemine ihtiyaç vardır. Buna örnek iyi-kötü karşılaştırılmasında zıtlığını oluşturacak bir benzer zeminin oluşması lazımdır ki iki kutuptan biri iyi bir kötü olsun. Karşıtlık-farklılık, farklılık-aynılık(yahut benzerlik diyelim). Bir gün kütüphanede iki akımı karşılaştırırken yaşadığım bir olayı hatırlattı bana bu aynılık-farklılık durumu. Empresyonizm ve Ekspresyonizm'in karşılaştırmasını yapıyordum, benzerlik ve farklılıklarını ele alarak yorumlamam gerekiyordu. İlk başta çok benzerlikler daha sonra da farklılıklar buldum. Benzerlik için ve yine farklılık için herhangi bir düzlemde o da ele alınacak alan, değerlendirilecek konu, özellik vs. bir şekilde denk olması gerekiyor ki farklılık bulunsun. Örneğin iki farklı rengin, farkının tonları, benzerliklerinin de renk olması gibi. Aslında karşıtlık-zıtlık; zıtlık-farklılık, işin komik kısmı zıtlığın da zıttı aynılık, benzerlik. Aynı ama farklı gibi. Aslında değil de. Neyse yazıya dönecek olursak da uyandırdığı his ile tıpkı olmadığına üzüldüğümüz şeyler için üzerinden belirli zaman geçince olmadığı için şükretmeye ve acele yerine, akılcı davranmanın en doğrusu olduğunu tattırıyor. İştahımın açıldığını ve daha farklı tatlar denemek için beklediğimi bildirerek yeniden teşekkür ediyorum, eline, yüreğine, emeğine sağlık...

Avatar
Rahmiye'den Macit'e 2 ay önce

Canım hocam; okuyan gözlere, anlayan akla, bedene şifa olsun tüm kelimeler başta Sana ve okuyan, okuyamayan herkese…

Avatar
Rahmiye'den Seda'ya ! 2 ay önce

En derin mavilerimle deniz kızı… parola ‘ Titis’ :)
Aşkla kal!

banner259

banner193

banner246

banner254