“Eğer sürekli hastalık ya da nefret, kızgınlık ve olumsuzluk düşünceleri taşırsanız, bedeniniz bu düşünceleri fiziksel boyuta dönüştürecektir. Endişe, nefretten sonra insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir. Endişe, nefret, korku, ankisiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahip olmak imkansızdır.
Endişenin hiçbir anlamı, amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyon yaratır. Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur.
Sonuç olarak da endişe bittiğinde sağlık bir anda düzelir…
Neale Donald Walsch”

Mr. Walsch haklı olmasına haklı da endişeyi nasıl bertaraf edeceğiz derseniz siz de çok haklısınız.

İçinde bulunduğumuz coğrafya da endişeyi değil bertaraf etmek aksine onu tetikleyici öyle çok unsurla birlkte yaşıyoruz ki adeta endişelenerek yaşamak yaşam biçimimiz olmuş durumda.

Gelecekten günü kurtarmaya dek yüzlerce olumsuz etkeni yok sayıp endişeyi hayatınızdan çıkartın hastalıklardan kurtulun demek kolay.Zor olan endişe ile yaşayıp onun getirdiği hastalıklarla yaşayabilmenin tarifini vermek.

Bana bir tarif verdiler; Sizinle de paylaşayım belki bir nebze faydam dokunmuş olur sevgili okurlarıma.

Bu yıl kısmetse kurum,işletme,sivil toplum kuruluşları , okullar ve tv programımda Sözcüklerde Sörf - Olcay Erözden Söyleşileri adlı bir performans sergileyeceğim.

Bunun için geceli gündüzlü çalışıyorum.Performansın ana konusu da yaşam etiği olacak.İzleyici ile birlikte gerçekleştireceğim ve drama dilini kullanacağım bu performansımda dilim döndüğünce yaşamın etiğini anlatacağım,kaliteli yaşamın gereklerini sıralayacağım.

Konu ile  ilgili araştırmalar yaparken ve ana metnimi hazırlarken toplumun her katmanından pek çok kişi ile de temas halindeyim.Kitaplarda yazmayanları onlardan bulup derliyorum.Hayata dair öyle müthiş öngörü,tespit ve çözüm önerilerine tanık oluyorum ki buradan yazmaya kalksam editörümün bana köşe değil üç tam sayfa tahsis etmesi gerekir.

Söyleşiler konusunda Sivil Gündem de ayrıntılı bilgiler paylaşacağım.Şimdiden şu kadarını söyleyeyim bu çalışma yine Bursa’da bir ilk olacak.Hem eğleneceğiz hem de yaşam etiğini yakalamaya çalışacağız konuklarımızla.

Neyse ben tarife döneyim;Sanırım yetmiş beş yetmiş altı yaşlarındaydı.Yaşadıkları ve yaşattıkları adeta gözlerinden okunuyordu.İnce ama normalden uzun keçi sakalını sıvazlarken verdi bana tarifi.’’Herkesin ederi vardır,sen de herkese ederi kadar davran ve huzurlu ol ‘’dedi.

Aslında bu eder meselesini daha önce de duymuştum;bilmediğim ederin tespiti idi onu da anlattı…

Dedi ki;’’Senin doğrularının diğer insanların doğruları ile farklılık gösterse de mutlak surette kesiştikleri bir nokta vardır önce onu  sapta.Böylece ederin hesaplanmasında ki başlangıç noktasını bulmuş olacaksın.Noktayı bulduktan sonra gerisi kolay.Yeter ki noktadan sonrası için sen dolu olasın’’

Söyledikleri ilk anda havada kalıyormuş hissini uyandırsa da,üzerinde düşünüldüğünde son derece doğru olduğunu anlamak çok zaman almıyor.Hepimiz en çok yarayı bu çıkış noktasında ki sapmalarımızdan ve sonucunda ki yanlış değerlendirmelerimizden görmüyor muyuz?Kim bilir kaçınız tenekenin bile lüks olacağı kişilikleri külçe altınları dara yapıp tattınız da kefenin bir ucunun boş kaldığını hayretler ve pişmanlıklar içinde izlediniz.

Oysa olay çok basit;İster aileden ister dışarıdan olsun herkesin mutlak surette bir ederi var.(maddiyat değil tabi kastettiğim).İnsanız günümüz günümüze anımız anımıza uymayabilir.Dolayısı ile ederimizde sürekli bir değişkenlik içinde imiş gibi de algılanabilir.Değişmeyen ayrıntılardır ve ayrıntılar bütünü teşkil eder.

Bendeniz ederi bu ayrıntıları bir araya getirerek saptıyorum.Karşımdakinin genel performansını değil özel an ve durumlarda gösterdiği tepkileri izliyorum.Yani ederi Turnusol yöntemi ile bulmaya çalışıyorum.Özel durumlar Turnusol kağıdı gibi gerçek kişilikleri ortaya çıkartmakta pek mahirler.İnanın çokta yanılmıyorum.En azından insanlardan gelecek endişelerimi yok ediyor ve altını çizdiklerimin üstünü çizmekte asla tereddüt etmiyorum.Hem bunun karşı taraf içinde iyi olduğunu düşünüyorum.Öyle ya onlara da bir şans tanımak gerekir belki durumu fark ederlerde kendi ederlerini yükseltirler değil mi ama?

Aaa olur mu böyle ya yanılmadığın konusunda yanılıyorsan?

Yok yanılmıyorum çünkü kararımın sağlamasını da vicdanıma ihale ediyorum.Rahatım derse ne ala,yok rahat değilim derse mantığım giriyor devreye.İkisinin kanka olduklarını  söyleyemem ama kafa kafaya verince çok iyi işler çıkarttıklarında şahidim yıllardır.

Demem o ki; Mr.Walsh’ın önermesinin her satırının altına imzamı atmakla beraber,keçi sakallı’nın dediklerini de es geçmemek gerekiyor.

Sizde bulun başlangıç noktanızı,ederin ederini saptayın bakın nasıl kolaylaşıyor hayatınız.Hem kolaylaşıyor hem de keyifleniyor.Tıpkı bilgisayarınızda ki çöp kutusunu boşaltmak gibi bir şey;belleğinizde ederi yüksek olanlara yer açılıyor.

Formül çok basit; Yukarıdan aşağıya,sağdan sola,önden arkaya,beriden bu yana uzak yakın akraba hiç fark etmez; herkes ederi kadar.

Denemesi bedava;denememesi bayağı pahalıya mal oluyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246