banner264

Ölenle ölünmez derler,

Sürekli de diyorlar.

Ölenle ölenlerin neleri de öldürdüğünü anlayıncaya kadar da diyecekler.

Bir gün anladıklarında demeyecekler;

Denilen olacaklar.

Anne,baba,aile efradı,sanatçı,şarkıcı,şair,ressam,devlet adamı her kimin hayatından çıktıysa ondan bir parçayı da alır götürür yanında.

Annenin yemeklerini bir daha kimse pişiremez, babanın gözlerinin içinin gülüşünü taklit etmeye bile kalkan olamaz, o parçayı o sanatçı n kadar içli yorumlayanı yoktur artık,dizelerini kimse yazamaz şairin,o ressamın renk harmonisi fırça boyayla değil gönlü ile ilintilidir kimseler beceremez onun gibi hayalini tuvaline yansıtmayı, babaannenin yaprak sarması gibidir yaprak sarmaları ama sadece gibi; aynısı mümkün mü ?

Dayı bir ıslık çalardı sanki konçerto; duyulabilir mi o ıslık başka dudaklardan, Cavit amca nasıl anlatırdı o günleri? O günler hangileriyse Cavit amca gibi anlatılmaya anlatılmaya tarihte boğulmuş gitmiştir.

Devlet adamı mı? O birdir tektir bir daha ne benzeri gelir ne kendisi. Bekleriz umutsuzca.

Her ölüm geçmişimizin bir bölümünü bloke der.

Oraya gelince hayatımız tıkanır.

Anılar şimdiki zamana demir atamazlar ki; an anılarla anlamından çıkar.

Yitirilmişliklerin yaşanılan zamanda ki karşılıkları düştükleri aczden dolayı utangaç utangaç bakarlar yüzümüze.

Bizde bize kalanlarla bizden kalanların arasında kılavuzsuz gemi misali dar boğazlarımızdan geçmeye çalışırız.

Artık ne kapıları çalıp kaçan çocuklar vardır ne de o kapıların önünden Sütsal dooondurmaaa diye bağırarak geçen yorgun dondurmacı.

Hayat o dondurma kutusunda donmuştur da kendimizi nugger ile avutmaya çalışırız.

Bazı şeyler her gün yaşanmalarına rağmen asla kolaylaşmazlar.

Anılarda hatırlanmalarına rağmen asla iki adım atıpta gelmezler.

Tembeldir anılar.

Nerede yaşanıldılarsa orada kalırlar, ne kadar çağırırsak çağıralım bırakın gelmeyi duymazlar bile.

Sağırdırlar da.

İnsanın kafasının susması zaman alırmış,

Zaman filan almaz bence çünkü yürek attıkça konuşur bizimle.

Flashbacklerle yaşarız, alır alır gelir anıları oldukları kuytulardan dizer birbiri ardına; gözümüze sokar.

Hem ağlarız hem izleriz. Hem güleriz hem yad ederiz. Aslında her defasında başkası diye kendimizi yad ederiz de bilmeyiz bilemeyiz.

Halimize hakim yaşabilmek ne zormuş;

Bir yandan mantığı oyalarken diğer yandan duyguları dizginlemek, bilirken bilmezden gelmek, geçmeyecek sızıları yedeğe alıp kaldığın yerden yürümek.

Ölüm garanti; ötesi her şey ihtimal dahilinde.

Her ihtimalle biraz daha eksilmek ise kaçınılmaz.

Hani ölenle ölünmezdi?

Renkler nereye gittiler peki,gülüşler, fıkralar,Hey gidi günler hey de ki bu günler nerelerdeler, Kapıdan girince  hoşş geldin beyaalar, Sol yanım ne oldu da varmışta yokmuş gibi,o cam önünde ruhsuz ruhsuz duran koltukta oturan var mı onu söyleyin bari.

Onlar yokken onlara alışan nasıl tam kalır tam yol alır?

Deyin hadi hani ölenle ölünmezdi?

Her ölümle bir yanı da ölür insanın; Ne acısı geçer ne anısı kaybolur.

Fon da ‘Beni Bekleme Kaptan’çalıyor;

Ne kaptan var, ne Cem Karaca ne de Nazım.

Onlar hep beraber orada biz yarım yamalak burada.

Hepimiz kendi arafımızda.

Bugün ben;

Sonsuzluğun yirmi dördüncü ayında

Aslanbabam’sızlığın ikinci yılında.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254