Beğeninin, onaylamanın, katılmanın, desteklemenin tezahürü.

Bebeklerin ilk öğrendikleri eylemlerden biri.

Zaman zaman beğenmediğimiz bir durumu ya da kişiyi protesto etmek için de alkışlıyoruz, ezgilere tempo tutmak için de…

Alkış meselesi sadece bizim türümüze de ait değil.

Bu konuda yetenekleri tartışılamayacak goril, şempanze ve orangutanları da unutmamak gerekir. Gerçi onların alkışlamada ki amaçları genelde dikkati kendilerine çekmek olsa da alkışlamak eylemini gerçekleştiriyorlar ya olsun.

Bu konuda da hayvanların insanlardan çok daha samimi olduklarına inanıyorum.

İyi de alkışın tehlikesi nerede?

Oraya gelmeden gerçekliği tam olarak kanıtlanmasa da alkışın nereden çıktığına dair okuduğum bir paragrafı paylaşayım sizinle.

Efendim; bazı tarihçiler alkışın Roma İmparatorluğu zamanında edinilen bir alışkanlık olduğunu söylüyorlarmış. Dediklerine göre; İmparator Heraklius, Barbarların Kralını davet ederek onu herkesin önünde küçük düşürmek istemiş. Ama o sırada imparatorluk gücünü kaybetmeye başlamış olduğundan, bunu yapmak için yeni bir yol aramaya başlamış ve bir plan yapmış. Plana göre; Barbar Kral konuşurken, halkın içinden birkaç kişi kralın konuşması duyulmasın diye aynı anda ellerini birbirine vurarak ses çıkartacaklar kral da o gürültüde sesini kimselere duyuramayacakmış.

Kral bu zokayı yutmuş mu, yutmamış mı, sesini duyurmuş mu duyuramamış mı buna dair bilgi yok. Ancak Roma’da el çırpmanın daha sonraları imparatorun güzel sözlerini onurlandırmak için de kullanıldığına dair söylentiler var.

Bendeniz Alkışın algılama ile direkt bir bağlantısı olduğuna inanlardanım ve bunda çoğunluğa uyma ve dışlanmama çabasına.

‘’Madem herkes alkışlıyor öyleyse doğrudur’’ diyerek avuçlarını patlatan öyle çok insan var ki…

Neyse alkışın tehlikesinde kalmıştık. Oradan devam edelim.

Alkışın takdir olduğu kadar atlanmaması gereken yanıltma gibi son derece tehlikeli bir yüzü var. Çünkü alkış kaypaktır. Bu gün birine çırpılan eller onun hükmü geçtiğinde yerine gelene şaklamaktan hiç çekinmezler. Hem dünya hem ülkemiz tarihi bunun pek çok örneği ile doludur.

Sahne performanslarında ki alkışları bir tarafa bırakarak siyasi alkışlar incelenirse alkışın bir olumsuz yönü daha ortaya çıkacaktır.

Menfaatçiliğin tezahürü olması.

Yoksa bir siyasi figürün aralarında geçen kısacık süre zarfında söylediklerinin tamamen zıddını dile getirmesi ve ilk konuşmasında ki alkışı alması başka türlü nasıl açıklanabilir.

Alkış aynı zamanda güdülenebilen bir davranış biçimidir. Özellikle televizyon programlarını stüdyoda izleyenler çok iyi bilirler.Oralarda alkış şoförleri vardır.Alkışın gazını ayarlarlar ki izleyici nerede alkışlayacağını nerede uslu uslu oturup programı izleyeceğini bilsin diye.

Aynı uyanıklık sitkomlarda da uygulanır. Ama buralarda alkış yerine gülme efektleri konulur ve izleyiciye ‘’burada güleceksin dalga geçme’’ mesajı verilir. Alkışta arkasından geliyormuş sayılır.

Sahnedekinin, kürsüdekinin aldığı alkışlara çok şaşırdığı zamanlar da olur. Hatta “hadi bi alkışlayın’’ beni diyenleri de vardır aralarında. Aslında en iyi onlar bilirler alkışın ne kadar tehlikeli olduğunu da çaktırmazlar.

Bir de her türlü palavraya bonus olarak ıslık çalarak hatta davul zurna eşliğinde yapılan alkışlar var ki onlar bu yazının değil, psikiyatrinin konusu.

O meşhur İsviçreli bilim adamları da müdahil olmuşlar konuya; alkışın fikirlerin ve eylemlerin nasıl ivme kaybettiğini gösteren bir tür 'sosyal salgın' olduğunu söylüyorlar ve bu şekilde yeni moda tarzlarının ya da fikirlerin nasıl yayılıp, sonra gözden düştüğü gibi diğer alanlara da ışık tutulabileceğini belirtiyorlar. Yani alkışın toplumları gaza getirme gibi bir özelliği olduğunu da vurguluyorlar.

Kısacası eğlenceli görülse de alkış sanıldığı kadar masum bir davranış biçimi değil.

Bir uçak düşmek üzereymiş. Bu yüzden yolcular ve mürettebat uçağın tabanı da dahil olmak üzere ne varsa atmışlar. Uçakta yalnızca uçağın tavanına tutunan yolcular ve pilot kalmış.

Pilot:

"Uçak hala düşüyor, bir yolcunun atlaması gerekli" diye bağırmış. Yolculardan biri "Ben atlarım ama sevgili kaptan pilotumuz hariç hepinizden kuvvetli bir alkış bekliyorum."diye seslenince orada bulunan herkes bu kahraman(!) yolcuyu alkışlamışlar ve tabi ki hep beraber düşmüşler.

Sadece o yolcu ve pilot kurtulmuş...

Demek ki neymiş; alkışla alkışlayan ve alkışlanan arasında son derece hassas bir ilinti varmış.

Ne tespit yaptım ama.

Hani alkış..?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234