banner252

Bu haber kez okundu.

DHA İSTANBUL BÜLTENİ-3

1-İSTİKLAL CADDESİ'NDE HAREKETLİLİK

Ersan SAN/İSTANBUL,()-Beşiktaş Vodafone Park Stadı önünde özel güvenlik görevlilerine "Çantamda bomba var. Patlatacağım" dediği öne sürülen kişi, İstiklal Caddesi'nde gözaltına alındı.
Stadyum önüne öğle saatlerinde gelen bir kişi iddiaya göre özel güvenlik görevlilerine "Çantamda bomba var. Patlatacağım." dedi. Sırt çantaları bulunan bu kişi daha sonra hızla uzaklaştı.
Güvenlik görevlileri durumu emniyet ekiplerine haber verdi. Güvenlik görevlilerinden şüphelinin eşkalini alan polis ekipleri çalışma başlattı. Ekipler şüpheliyi İstiklal Caddesi'nde yakalayarak gözaltına aldı. Şüphelinin çantasından 3'lü priz, bilgisayar, dergi ve giyecek çıkarken, bomba izine rastlanmadı. Şüpheli ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü.

Görüntü Dökümü:
--------------
-Şüphelinin yakalanması
-Gözaltına alınması
-Genel ve detaylar

21.10.2019 - 14.08 Haber Kodu : 191021126

================================

(Geniş haber)
2-ERDOĞAN: TÜM BATI, TERÖRİSTLERİN YANINDA YER ALDI 


Haber: Gülseli KENARLI Kamera: Güven USTA/ İSTANBUL, ()
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TRT World Forum'da yaptığı konuşmada, "Tüm Batı, teröristlerin yanında yer aldı ve hepsi birlikte bize saldırdılar. NATO ülkeleri dahil, Avrupa Birliği ülkeleri dahil hepsi. Hani siz terörizme karşıydınız, hani siz teröre karşıydınız, yahu ne zamandan beri siz terörle beraber hareket etmeye başladınız?" dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TRT World Forum'a katıldı. İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen forumda konuşan Erdoğan, "Bu yıl, 'Küreselleşmenin Krizi: Riskler ve Fırsatlar' başlığıyla gerçekleşecek olan toplantımızın, bu tema etrafındaki siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmelere ilham kaynağı olacağına inanıyorum. Küresel düzeyde bunalımların yaşandığı böylesi bir dönemde, meseleleri bir araya gelerek konuşabilmeyi, tartışabilmeyi ve çözüm önerileri üretebilmeyi gerçekten önemsiyorum. Demokrasinin ve adaletin tesisi, dünyadaki farklı sesleri bir araya getirmekten ve özgür bir tartışma ortamı oluşturabilmekten geçiyor. Daha önce katılacaklarını bildirdikleri halde, Barış Pınarı Harekatını gerekçe göstererek programlarını iptal edenler, aslında bu büyük fırsatı kaçırmışlardır. Türkiye'nin bölgeyi terörden arındırmak için başlattığı Barış Pınarı Harekatını protesto amacıyla konuşma yapmaktan vazgeçenlerin demokrasiyi hazmedemediklerini düşünüyorum ve terör örgütlerine de destek verdiklerini düşünüyorum. Bu tiplerin teröre karşı olduklarını hiçbir yerde anlatmalarına gerek yok. Eğer karşıysan işte platform burası. Gelirsin burada teröre karşı olduğunu bütün her şeyiyle, belgeleriyle ortaya koyarsın. Forum'da pek çok farklı fikir ve dünya görüşünden insan bir araya gelmişken, bu tavır hiçbir demokratik değer ve etikle uyuşmuyor. Katılımcılara, gösterdikleri ilkeli duruş ve toplantılarda ortaya koyacakları değerlendirmeleri için şimdiden teşekkür ediyorum. TRT yönetimini, bu güzel etkinliği ülkemize kazandırdıkları ve başarıyla sürdürdükleri için de ayrıca tebrik ediyorum" dedi.  

"YENİ BİR İNŞA, YENİ BİR YÜKSELİŞ, YENİ BİR REFAH DÜZENİ BULUNUYOR"
Erdoğan, "Dünya, aşağı yukarı her asırda yeni ve köklü bir değişim yaşıyor. Bu değişimin bir tarafında büyük yıkımlar, acılar, zulümler, adaletsizlikler var. Diğer tarafında ise yeni bir inşa, yeni bir yükseliş, yeni bir refah düzeni bulunuyor. Toplumlar açısından önemli olan, bu değişimin ne tarafında yer aldıklarıdır. Ülkeleri yönetenler bakımından ise durumu, tercihlerini ne yönde kullandıklarına göre değerlendiriyoruz. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı coğrafyada, insanlık tarihi boyunca bu iniş-çıkışlar hep yaşanmıştır. İnsanlığın en büyük medeniyetleri, kültürleri, fikir ve sanat eserleri bu topraklarda neşvünema edip tüm dünyaya yayılmıştır. Yine insanlığın en büyük acıları da, ya bu toprakların kendi içindeki mücadeleler sırasında ya da dışarıdan gelen etkilerle yaşanmıştır. Son birkaç yüzyıldır, her ne kadar dünyaya yön veren sıklet merkezi bir parça değişmiş gibi gözükse de, kavganın odağında hala bu coğrafya vardır. Hal böyle olunca, ister istemez ülkemiz gelişmelerin merkezine yerleşiyor. Esasen, Türklerin Anadolu'daki varlığı ve etkisi çok daha eskilere dayanıyor. Bununla birlikte, Anadolu'daki mutlak siyasi hâkimiyetimizin geçmişi, 1071 Malazgirt Zaferini esas alacak olursak, bin yıla yaklaştı" diye konuştu.

"LOZAN'DA VARILAN MUTABAKAT, KABUL EDEBİLECEKLERİMİZİN ASGARİSİNİ OLUŞTURUYORDU"
Erdoğan, "Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak kesintisiz bir süreç izleyen bu dönemin en kritik aşamalarından biri, yaklaşık bir asır önce yaşandı. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeninde, Türk Milletine ve devletine yer verilmemişti. Anadolu'nun içinde küçük bir alana sıkıştırılan; siyasi, ekonomik ve askeri olarak tam manasıyla bitirilmiş bir devletçiği, bize adeta bahşetmişlerdi. Millet olarak bu zilleti elbette kabul etmedik.  İstiklal Harbimizi zaferle sonuçlandırmamızın ardından Lozan'da varılan mutabakat, kabul edebileceklerimizin asgarisini oluşturuyordu. Öyle ki, Samsun, Erzurum, Sivas ve Ankara hattında şekillenen istiklal mücadelemizin hedefi olan Misakı Milli sınırlarımızdan dahi ciddi fedakarlık yaparak bu neticeye ulaşmıştık. Hiç şüphesiz, bu tür esneklikleri dönemin şartları içinde düşünmek, değerlendirmek, yargılamak gerekir. Bunu yapacak olan da tabi ki tarihçilerdir. Bugün bize düşen görev; milletimizin Anadolu'daki bin yıllık varlığına ve gücüne uygun şekilde yeni hedefler, yeni vizyonlar ortaya koyarak yolumuza devam etmektir" şeklinde konuştu.

"BİZ SAHİP OLDUĞUMUZ HER ŞEYİN BEDELİNİ MİSLİYLE ÖDEMİŞ, HALA DA ÖDEMEYE DEVAM EDEN BİR MİLLETİZ"
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Geriye dönüp son bir asır bu coğrafyada neler olduğuna baktığımızda gördüğümüz şudur; bağımsızlığını kendi gücüyle kazanmış, kalkınmasını kendi iradesiyle gerçekleştirmiş Türkiye gibi birkaç ülke dışında herkes mutsuz, sıkıntılı ve zayıftır. Ne tek kaynağı petrol-doğalgaz olan finans gücü, ne toprak ve nüfus büyüklüğü, ne kayıtsız şartsız yeni düzene teslim olma çabası, bu gerçeği değiştirmeye yetmemiştir. Sınırları terle ve kanla değil de, masa başında cetvelle çizilerek oluşturulan devletlerin, hiçbir zaman gerçek devlet olamayacağı ortaya çıkmıştır. Özgürlüğün başkaları tarafından verilen bir lütuf değil; hak edilen, uğrunda mücadele edilen, yürek ve bilek gücüyle alınan, ölümüne bir kararlılıkla da korunan kutsal bir değer olduğunu bu süreçte bir kez daha gördük. Türkiye'nin, coğrafyasındaki diğer devletlerden farkı işte burada yatıyor. Biz sahip olduğumuz her şeyin bedelini misliyle ödemiş, hala da ödemeye devam eden bir milletiz. Türkiye'yle ilgili değerlendirmelerin oryantalist kalıplardan ziyade, işte bu derin tarihi perspektif içinde yapılması gerektiğine inanıyorum. Aksi takdirde sürekli yanlış hesaplar içine girilmesi kaçınılmazdır. Bu yanlış hesapları, milletimizin çelikten iradesi, devletimizin çoğu defa görülmek ve kabul edilmek istenmeyen gücüyle bozmak zorunda kalıyoruz"

"TÜRKİYE'NİN HİÇBİR ÜLKENİN TOPRAKLARINDA, HİÇBİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNDE VEYA ÇIKARLARINDA GÖZÜ YOKTUR"
Erdoğan, "Suriye ve Doğu Akdeniz'de son dönemde yaşadığımız gelişmeler, yanlış hesapların bozulmaya mahkûm olduğunun güncel birer örneğidir. Burada yanlış anlamalara mahal vermemek bakımından bir kez daha altını çizerek ifade etmekte fayda görüyorum. Türkiye'nin hiçbir ülkenin topraklarında, hiçbir toplumun özgürlüğünde veya çıkarlarında gözü yoktur. Bu böyle biline. Böyle bir ithamı, kendimize yapılmış en büyük hakaret sayarız. Biz sadece, kendimizin ve ayrılmaz bir parçamız olarak gördüğümüz kardeşlerimizin hakkını, hukukunu, geleceğini savunuyoruz. Geçmişinde ne sömürge, ne katliam, ne zulüm, ne yıkım ayıbı olmayan bir milletin başkaca bir gayesi olamaz. Herkes Suriye'de, Irak'ta, Afganistan'da, Libya'da, Afrika'da, Balkanlar'da başka niyetlerle at koşturuyor olabilir. Ama Türkiye, sadece kardeşleriyle olan kader birliği sebebiyle oradadır. Bu, 'bir damla petrolü bir damla kandan daha değerli görenlerin' asla anlayamayacağı büyük bir erdemdir. Yunus Emre'nin ve Mevlana'nın torunlarından başka türlü bir tavır bekleyenler, ülkemizi asla kendi buhranlarının içine çekemeyeceklerdir. Biz hiçbir ayrım yapmadan, zalime 'zalim', teröriste 'terörist', haksızlığa 'haksızlık', zulme 'zulüm' demeye devam edeceğiz. Bunlara karşı verdiğimiz mücadeleyi de, ödediğimiz bedelleri şeref madalyamız görerek, sonuna kadar sürdüreceğiz" diye konuştu.

"BİZ TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MASAYA OTURMADIK, OTURMAYIZ VE OTURMUYORUZ"
"18 yıllık görev süremizde biz terör örgütleriyle masaya oturmadık, oturmayız ve oturmuyoruz." diyen Erdoğan şöyle devam etti:
"Aynı şekilde teröristlerle masaya oturmadık, oturmuyoruz ve oturmayacağız. Başkaları oturabilir, onlarda bizi o kadar ilgilendirmez. Ama bu aynı zamanda uluslararası siyasetin, savaş hukukun, terörle mücadelenin de nereden nereye geldiğini göstermesi açısında çok önemli. Bir taraftan teröre karşı mücadele edeceksiniz, öbür taraftan teröristleri bu şekilde şımartacaksınız. Öyle bir şımartma ki düşünün şu anda Kuzey Suriye'de eğer 30 bin TIR Irak üzerinde silah, mühimmat, araç gereç buraya sokuluyorsa, acaba bu 'ben dünyanın en güçlüsüyüm' diyen bunu neyle izah edecek, bunu hangi demokratik anlayışla izah edecekler, bu demokrasinin neresinde yazıyor bunu bize bir söylesinler. Uluslararası siyasetin neresinde yazıyor, bunu bize söylesinler. Uluslararası savaş hukukunda böyle bir şey var mı bunu bize söylesinler. Yok söyleyemezler. O zaman susuyorlar. Ama biz susmayacağız."

"BARIŞ PINARI HAREKATINA VERİLEN TEPKİLERİ BU ÇERÇEVEDE OKUMAK GEREKİYOR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Teknolojinin ve iletişimin bu derece geliştiği bir dönemde, küreselleşmeyi inkâr etmek, kendi kendini kandırmanın ötesinde bir anlam ifade etmez. Yapmamız gereken, küreselleşmeyi yok saymak yerine, bu sürecin getirdiği imkânları, kendimiz ve tüm insanlık için daha iyi bir gelecek inşa etmenin manivelası olarak kullanmaktır. TRT World Forum'un bu yılki konusunu, riskleri ve fırsatlarıyla tam da sözünü ettiğimiz başlıklar oluşturuyor. Bir asır önce kurulan küresel sistemden yeni bir safhaya geçişin sancılarını yaşayan dünyamız için bu tartışmalar ufuk açıcıdır. Tabii, hala eski dünyanın parametreleri içinde düşünmeyi ve davranmayı alışkanlık haline getirenler bakımından bu durum rahatsız edici olacaktır. Türkiye'nin Suriye'de gerçekleştirdiği ve sınırlarının güvenliği ile Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü dönüşünün teminini amaçlayan Barış Pınarı Harekatına verilen tepkileri bu çerçevede okumak gerekiyor. Hâlbuki, artık terör örgütleri kullanılarak ülkelere boyunduruk vurulamayacağı görülmelidir." ifadelerini kullandı.

"DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE İNANANLAR İNANCINI O YEŞİL DOLARA ASLA DEĞİŞMEZ"
Erdoğan, "Şunu çok açık ne söylüyorum ülkemizde İstanbul'da Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'nda bir medya mensubunun oradaki bir nikah akdiyle alakalı muamelesini yapmak üzere geldiğinde muhatap olduğu olay her halde unutulmamıştır. Batı buna nasıl baktı, nasıl takip etti? Acaba batı bu işi kovaladı mı, Amerika bu işi kovaladı mı? Maalesef önce birkaç çatlak ses sonra kenara bırakılmıştır. Hani düşünce özgürlüğü? Düşünce özgürlüğünün aktörlerine karşı yapılan bu uygulamayı acaba nereye yakıştıracaksınız. Bu konuda maalesef dünyanın bu işi takip eder olduğuna inanmıyorum, hala suskun olduğuna inanıyorum. Ama bunların tek çıkışı nedir biliyor musunuz? Bizim dolarlarımızdır. Biz dolarlarımızla bu işi hallederiz. Her zaman yaptıkları bu değil mi? Bu. Dolarlarımız var, petrolümüz var. Tek bunların yöneldikleri yol bu. Ben inanıyorum ki düşünce özgürlüğüne inananlar, inanç özgürlüğüne inananlar, ne o inancını o yeşil dolara asla değişmez" diye konuştu.

"SINIRLI SAYIDAKİ ÜLKE VE KURUM DIŞINDA, BU ONURLU TAVRI GÖSTEREBİLEN ÇIKMADI"
Erdoğan, konuşmasının devamında şunları söyledi:
"Karanlıkta göz kırpılarak perde arkasından toplumları yönetme devri kapanmıştır. Diplomasinin sadece güçlülerin baskı aracı olarak kullanılmaya devam edilebilmesi mümkün değildir. Darbeler dahil her yol mubah sayılarak kurulan çarpık düzenin artık sonuna gelinmiştir. Özellikle de küresel sistemin en zayıf halkasını oluşturan ekonomik ilişkilerin, siyasi hedeflerin silahı haline dönüştürülmesi, adeta intiharla eş anlamlıdır. Ülkemiz son 6 yılda tüm bunları bizzat yaşamış, bedelini ödemiş, yanlışlığını ortaya koymuştur. Daha acısı ise, bu mücadeleyi neredeyse tek başımıza yürütüyor olmamızdır. Uluslararası toplumdan, ülkemizin terör örgütleriyle mücadelesi noktasında maruz kaldığı siyasi, diplomatik, ekonomik vandallıklara karşı güçlü bir duruş sergilemesini beklerdik. Maalesef, bu konuda derin bir hayal kırıklığı, derin bir üzüntü içindeyiz. Sınırlı sayıdaki ülke ve kurum dışında, bu onurlu tavrı gösterebilen çıkmadı. Bu ilkeli tavır sergilenemediği müddetçe, tüm ülkeler ve toplumlar kendi geleceklerini kendi elleriyle tehdit altına sokuyor demektir. Türkiye ile empati yapmak yerine başımızdaki terör ve sığınmacı sorunlarının ilanihaye bizimle sınırlı kalacağını düşünenler, fena halde yanılıyorlar"

"PYD, YPG NATO'YA ÜYE OLDU DA BİZİM Mİ HABERİMİZ Mİ HABERİMİZ OLMADI"
Erdoğan, "Düşünebiliyor musunuz tüm batı teröristlerin yanında yer aldı ve hepsi birlikte bize saldırıyor. NATO ülkeleri dahil, Avrupa Birliği ülkeleri dahil. Hani siz teröriste, teröre karşıydınız. Ne zamandan beri terörle beraber hareket etmeye başladınız. Bu terör örgütleri PYD, YPG NATO'ya üye oldu da bizim mi haberimiz mi haberimiz olmadı. Bu nasıl bir iştir, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır. Teröre karşı olanlar bunun ispatını yapmak zorundadır. Terör ve sığınmacı sorununun çözüm yolu, duvarları yükseltmekten, tel örgüleri tahkim etmekten geçmiyor. Çözüm; herkesin kendini, güvenlik ve refah içinde yaşadığı sınırlarının içine hapsetmesinden de geçmiyor. Karşımızdaki mesele her şeyden önce bir insanlık meselesidir; insan olmakla zalim olmak arasındaki çizginin ne tarafında durduğunuz meselesidir. Bu büyük sıkıntının yükünü sadece mağdurların ve şartlarını zorlayarak onlara gönüllerini açanların sırtına yüklemeye kalkmak adaletsizliktir, haksızlıktır, bencilliktir. Daha da önemlisi, bu tavır sürdürülebilir değildir. Hem küreselleşmenin nimetlerinden sonuna kadar faydalanıp, hem de bu süreçteki çarpıklıkların bir ürünü olan sorunları reddetmek, sağlıksız bir ruh halinin işaretidir. Yeni dünya düzeni, işte böyle bir iklimde şekilleniyor. Türkiye, sadece bölgesinde değil dünyanın dört bir yanında sorumluluğunun gereğini yerine getirmek için şartlarını sonuna kadar zorluyor. Biz bunun için Suriye'deyiz. Bunun için Balkanlardan Güney Asya'ya kadar kadim coğrafyamızın her köşesindeyiz. Bunun için Afrika'dan Güney Amerika'ya kadar her yerde bize uzatılan ellere karşılık vermenin çabası içindeyiz. Bunun için 'dünya 5'ten büyüktür' diyoruz. Bunun için gelin Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, küresel sistemin lokomotif kuruluşlarını yeniden yapılandıralım diyoruz. Kendimiz için ne istiyorsak tüm insanlık için de onu istiyoruz. Çünkü biz Türkiye'yiz. Çünkü biz insanlık ailesinin kadim mirasının günümüzdeki en güçlü temsilcisiyiz. Çünkü biz inşa etmek, yaşatmak, gönül yapmak üzerine kurulu bir medeniyeti ihya etmenin peşindeyiz" şeklinde konuştu.

"BİZİ, TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KALEMŞÖRLERİNDEN DEĞİL, BİZDEN DİNLEYİN"
Erdoğan, "Dünyayı 5 daimi üyenin bir tanesinin iki dudağı arasına mahkum etmek insani, adil değildir. Kaç üyesi var 196, 95. Hani şu anda geçici üyeler var ya. Bazı devletler geçici üye olmak için yarışıyorlar. Olsan ne olur, olmasan ne olur. Senin el kaldırmaktan başka bir görevin yok. Hepsi o 5 üye için hatta biri içindir. Bu reformun yapılması lazım. Yeni dünya düzenini, bir önceki gibi zulüm ve acı üzerine değil, adalet ve barış üzerine kurmak istiyorsak, önce bu konuda anlaşmamız ve birlikte hareket etme iradesini göstermemiz şarttır. İşte böyle bir atmosferde TRT World Forum'da iki gün boyunca tartışılacak başlıkların her biri, ülkemizin tüm insanlık adına temenni ettiği ve hayata geçmesi için çaba gösterdiği konuları kapsıyor. Hayallerimizin ve bunların gerçekleşmesi için geliştirdiğimiz fikirlerin konuşulup tartışılmasının önünü ne kadar açarsak, hep birlikte o derece kazançlı çıkarız. Ülkemizin tespitlerine, endişelerine, temennilerine, tekliflerine, yaptıklarına karşı çıkanlardan tek bir isteğimiz var. Bizi, terör örgütlerinin kalemşörlerinden değil, bizden dinleyin. Bizi, yeminli Türkiye düşmanlarının söyledikleriyle değerlendirmek yerine, gelip burada neler yaşandığına bakın. Bizi dinlerken de, tarihi ve siyasi bağnazlıkların ürünü filtrelerinizi var ya, onları bir kenara bırakın, açık olun, şeffaf olun, hasbi olun. İşte o zaman birlikte yapabileceğimiz çok şey bulunduğunu göreceksiniz. Bu tür tartışma platformları, karşılıklı olarak birbirimize kulak verebilmemiz bakımından önemli fırsatlardır" dedi.

"ATILMASI GEREKEN ADIMLARI ATACAĞIZ"
Erdoğan, "Bildiğiniz gibi 120 saatlik şu anda bir ara durumu var. Dolayısıyla bu 120 saatin artık büyük bir bölümü sona erdi. Şimdi yarın bizim bir Rusya, Soçi ziyaretimiz var. Bu ziyarette Sayın Putin'le bu süreci ele alacak, ondan sonra da atılması gereken adımları atmış olacağız" diye konuştu.

BOSNA HERSEK DEVLET BAŞKANLIĞI KONSEYİ ÜYESİYLE GÖRÜŞTÜ
Cumhurbaşkanı Erdoğan forumda yaptığı konuşmanın ardından Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Şefik Caferoviç'i kabul etti. Görüşme basına kapalı gerçekleşti.

Görüntü Dökümü:
--------------------
- Erdoğan'ın açıklamaları
- Detaylar

21.10.2019 -13.05  Haber Kodu : 191021097
21.10.2019 - 13.08 Haber Kodu : 191021098
21.10.2019 -13.10 Haber Kodu : 191021099

===================================

3-MALTEPE'DE GECEKONDUDA YANGIN... BABA İLE 3 YAŞINDAKİ OĞLUNU KOMŞULAR KURTARDI

*"Allah'tan çocuğuma bir şey olmadı"

Yılmaz OKUR/İSTANBUL, () MALTEPE'de bir gecekonduda çıkan yangın çıktı. Dumanları fark eden komşular içeri girerek 3 yaşındaki çocuk ile uykudaki babasını kurtardı.  Yangın itfaiyenin müdahalesiyle söndürülerken, haber verilmesi üzerine çalıştığı iş yerinde eve gelen Ayşe Bağuş, "Allah’tan çocuğuma bir şey olmadı, cana gelen mala gelsin. Burada olmadığım için bilmiyorum ama çocuk herhalde bir şeyler yapmış olabilir" dedi. 
Yangın saat 12.00 sıralarında Maltepe Başıbüyük Mahallesi Zirve Sokak’ta bulunan bir evde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, üç yaşındaki oğlu ile evde yalnız bulunan Yüksel Bağuş, gece vardiyasında çalıştığı için uyuyordu. Henüz bilinmeyen bir nedenle halının yanmasıyla yükselen alevler tüm evi sardı. Evden dumanların yükseldiğini gören komşular içeri girerek çocuğu ve uykuda olan babayı kurtardı.  Eve giren komşulardan biri  çocuğu elinde çakmakla buldu. Haber verilmesiyle gelen itfaiye ekipleri yaklaşık yarım saatlik çalışma sonunda yangını söndürdü. Yangında herhangi bir yaralanma olmazken ev kullanılamaz hale geldi.
Yangın olduğu sırada çalıştığı iş yerinde olan ve haberi alır almaz eve gelen anne Ayşe Bağuş, "Ben işteydim, komşular haber verdi, Allah razı olsun iş yerimdekiler getirdi buraya. Allah’tan çocuğuma bir şey olmadı, cana gelen mala gelsin. Burada olmadığım için bilmiyorum ama çocuk herhalde bir şeyler yapmış olabilir"  şeklinde konuştu.
Yangının çıkış nedeniyle ilgili soruşturma sürüyor.

Görüntü dökümü:
-------------------------------------
-Yanan evden görüntü
-İtfaiyenin söndürme ve soğutma çalışmaları
-Anne Ayşe Bağuş ile röportaj
-Yangın çıkış anı cep telefonu görüntüsü
-Genel ve detay görüntüler


21.10.2019 - 14.11 Haber Kodu : 191021128

=====================================

4- RIZA SARRAF'IN YARGILANDIĞI "İMARA AYKIRILIK" DAVASI

Yüksel KOÇ / İstanbul - BEYKOZ Kanlıca'daki yalıda Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na aykırı tadilat yaptığı iddia edilen firari sanık Rıza Sarraf'ın yargılanmasına devam edildi.  Mahkeme, bakanlıktan dosyaya gelen yazıya göre Rıza Sarraf'ın tutuklu bulunduğu ABD'de 8 Kasım 2017 tarihinde serbest bırakıldığı, ikametinin de bulunamadığını tutanağa geçti. 
Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya hakkında yakalama kararı bulunan firarı sanık Rıza Sarraf katılmadı. Sarraf'ı temsilen baro tarafından atanan avukat da mazeret bildirerek duruşmaya gelmedi. 

BAKANLIK: 8 KASIM 2017'DE SERBEST BIRAKILMIŞ
Mahkeme hakimi, yurt dışında olan sanığın adresinin tespiti için bakanlıklara yazılan yazıya yanıt verildiğini tutanağa geçerek, "Sanığın ABD'de tutuklu bulunduğu cezaevinden 8 Kasım 2017 tarihinde serbest bırakıldığı, ikamet adresinin bilinmediği" belirtti.
Daha önceki celselerde Sarraf hakkında çıkarılan yakalama kararının beklenmesine karar veren mahkeme, duruşmayı erteledi. 

AYNI DAVADAN YARGILANAN EBRU GÜNDEŞ BERAAT ETMİŞ MİMAR İSE CEZA ALMIŞTI
Sarraf ile birlikte aynı dosyadan yargılanan, yargılama aşamasında dosyası ayrılan Sarraf'ın eşi Ebru Gündeş beraat etmiş, diğer sanık Hakkı Süha Gökdemir ise "imara aykırı tadilat" suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezasına çarptırılmıştı. Gökdemir'in hapis cezası 5 yıl süre ile ertelendi. 

OLAYIN GEÇMİŞİ
Rıza Sarraf, Kanlıca sahilinde üç yalıdan oluşan Mehmet Arif Bey Yalılarından ikisini 2011 yılında satın alarak 4 parselini kendi, 5 parselini de eşi Ebru Gündeş Sarraf üzerine kaydettirdi. Sarraf, tarihi eser olarak tescili yapılan yalılarda tadilat çalışması başlattı.  Tadilatın 2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu'na aykırı olduğu gerekçesi ile Rıza Sarraf ve Ebru Gündeş Sarraf hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, yalılarda bina boyunca asansör yapıldığı, bina cephesinde doluluk ve boşluk oranlarının değiştirildiğinin tespit edildiği belirtildi. 
İddianamede şüpheliler Rıza Sarraf, Ebru Gündeş Sarraf ve tadilat işlemlerini yaptığı belirlenen Hakkı Süha Gökdemir hakkında "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'naö aykırılık suçundan 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları isteniyor.
RIZA SARRAF'IN DOSYASI AYRILMIŞTI
ABD'de bulunduğu için Rıza Sarraf'ın ifadesi alamayan mahkeme, bunu gerekçe göstererek Rıza Sarraf'ın dosyasını Ebru Gündeş ve Hakkı Süha Gökdemir'in dosyasından ayırarak ayrı bir esasa kaydetmişti.  
  
=================================================


5 - GEZİ EYLEMLERİ SIRASINDA ÖLEN MEHMET AYVALITAŞ DAVASINDA 6 YIL SONRA KARAR

-2 SANIK DA BERAAT ETTİ

Haber: Yüksel KOÇ / İstanbul
Gezi Parkı eylemlerine destek amaçlı Ümraniye'de TEM Otoyolu üzerinde gerçekleşen yürüyüşe katılan Mehmet Ayvalıtaş'a çarparak ölümüne neden oldukları gerekçesi ile yargılanan sanıklar Mehmet Görkem Demirbaş ve Cengiz Aktaş'ın beraatlerine karar verildi. Son sözleri sorulan sanık Mehmet Görkem Demirbaş, "Keşke böyle bir şey yaşanmasaydı. Karşı tarafın acısını paylaşıyorum. Üzgünüm" dedi. Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş da, "Bu basit bir trafik kazası değil. Gerçekten adaleti sağlayın. Bu gençtir, evde tutamazsın. Eşim gitti, oğlum gitti, biraderim gitti. Ben size sığınıyorum, son sözüm budur"  
İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya tutuksuz yargılanan sanık Mehmet Görkem Demirbaş katılırken, diğer sanık Cengiz Aktaş duruşmaya gelmedi. Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş ve avukatları da duruşmada hazır bulundu. 
Müştekilerin Avukatı Sevgi Evren Köroğlu, savcı tarafından her iki sanığın beraatine karar verilmesi yönünde verilen esas hakkındaki mütalaanın gerekçesiz olduğunu savunarak, "Bu kaza 2 Haziran 2013 tarihinde yaşandı. Biz o tarihten beri 6.5 yıllık süreçte adalet arayışındayız. Bir celse daha geçerse 7. yıl olacak" dedi. 

YENİ BİLİRKİŞİ RAPORU İSTENDİ
Delillerin her iki sanığın kusurlu eylemleri ile kazaya sebebiyet verdiğini gösterdiğini savunan Avukat Köroğlu, bunun tespiti için yeni bilirkişi raporu alınmasına karar verilmesini istedi.
Söz alan Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş, olayın üzerinden 6.5 yıl geçtiğini belirterek, "Hiçbirimizin bugünü bu şekilde yaşanmasını istemiyor. Askere gidecekti. 8. ayda askere gidecekti. Oğlum askerden gelecekti, yuvasını kuracaktı. Ben Türküm. Vatanım için ölürüm" dedi. 
Oğlunun o gün orada olan yürüyüşe gittiğini söyleyen Ali Ayvalıtaş, "Orada bir yürüyüş vardı. Halka destek vermek için. Bende insanım. Biz bu vatanın evladı değil miyiz. Çocuğum öldürüldü, eşim öldü.  Sizin Allah'ınıza sığınıyorum, vicdanınıza sığınıyorum" dedi. 

'OĞLUM GİTTİ, EŞİM GİTTİ, BİRADERİM GİTTİ, BEN SİZE SIĞINIYORUM. SON SÖZÜM BUDUR'
Ali Ayvalıtaş, "Memleketimi seviyorum. İstediğim oğlum orada rahat olsun, eşim orda rahat olsun. Size yalvarıyorum, sizlerin de evladı var. Aynı acıyı çekiyorum. Bu basit bir trafik kazası değil. Gerçekten adaleti sağlayın. Bu gençtir, evde tutamazsın. Eşim gitti, oğlum gitti, biraderim gitti. Ben size sığınıyorum, son sözüm budur" dedi. 
Avukat Yalçın Tura, başından beri bu olayın bir trafik kazası olduğunu söylediklerini belirterek, "Burada bir kusur varsa İstanbul Valiliği, İçişleri Bakanlığı'nda var. Haber veriliyor, böyle bir olay var, insanlar yola çıkıyor, önlem alın diye. Önlem yok. Eğer burada önlem alınsaydı bu insanlar burada karşı karşıya gelmeyeceklerdi" dedi.
Müşteki Ali Ayvalıtaş'ın Avukatı Ömer Kavilli de bu davanın Gezi Davası'nın bir parçası olduğunu söyleyerek, "Bu dava siyasetin hukuka bakış açısıdır" diyerek sanıkların cezalandırılmasını istedi. 

Esas hakkındaki mütalaaya son savunma yapan sanık Mehmet Görkem Demirbaş'ın Avukatı Yalçın Tura, "Burada bir kastın olduğu, frene basmayarak, gaza basarak kasten hareket edildiği iddia edildi. Müvekkilim böyle bir kasıtla hareket etmesi için bu görüşün karşısında, faşist görüşte olması gerekir. Müvekkilim Taksim olaylarına karşı değil" dedi. 
Kazanın havanın kararmak üzere olduğu bir saatte meydana geldiğini söyleyen Avukat Tura, "Yol otoyoldur. Dikenli tellerle kapatılmış otoyoldur. Kaza anında duran araçlar olduğu halde kazaya karışan araçlar durmamış. Bu iddia doğru değil" dedi. Avukat Tura, müvekkilinin beraatine karar verilmesini istedi.

SANIK: ÜZGÜNÜM
Son sözleri sorulan sanık Mehmet Görkem Demirbaş, "Keşke böyle bir şey yaşanmasaydı. Karşı tarafın acısını paylaşıyorum. Üzgünüm" dedi. 
Karar için bir ara veren mahkeme, aranın ardından kararını açıkladı. Mahkeme, sanık Mehmet Görkem Demirbaş ve Cengiz Aktaş'ın, kazanın oluşumunda kusurlarının bulunmadığını gerekçe göstererek beraatlerine karar verdi. 

İDDİANAMEDEN
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 2 Haziran 2013 tarihinde Ümraniye'de Gezi Parkı eylemlerine destek veren ve Mehmet Ayvalıtaş ile Seyit Kartal'ın da bulunduğu bir gurubun yolu trafiğe kapattığı, şüpheli Görkem Demirbaş ile şüpheli taksi şoförü Cengiz Aktaş'ın kullandıkları araçların fren yapmalarına rağmen çarpıştıkları, Mehmet Ayvalıtaş'ın aracın altında kalarak yaşamını yitirdiği belirtiliyor. İddianamede, şüpheliler Demirbaş ve Aktaş için, "Taksirle ölüme neden olmak" suçundan 3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor. 

Görüntü dökümü:
----------------
-ARŞİV

=================================================

6- FETÖ'NÜN ASKERİ OKULLARA GİRİŞ MÜLAKATLARINDA USULSÜZLÜK SORUŞTURMASINDA 20 ŞÜPHELİYE TUTUKLAMA TALEBİ 

Haber: Özden ATİK / İstanbul,
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) askeri okullara giriş mülakatlarında usulsüzlük yapılarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) sızmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 20 şüpheli tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca, FETÖ'nün TSK yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, örgütün askeri okul mülakatlarında örgütsel "kod sistematiği" kullanarak TSK'ya mensuplarını sızdırmasına ilişkin olarak 2013 yılındaki sınavla ilgili gözaltına alınan 20 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı. 20 şüpheli, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na getirildi. Şüpheliler, savcılık sorgularının ardından "Silahlı terör örgütüne üye olma" ve "Kamu kurum ve kuruluşların zararına dolandırıcılık" suçlarından tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. Şüphelilerin sorguları sürüyor.

"ÖRGÜTSEL KOD SİSTEMATİĞİNİ BİR ASKER İTİRAF ETTİ"
Savcılığın şüphelilere ilişkin sevk yazısında, itirafçı askerin ifadesine yer verildi. İtirafçı şüphelinin ifadesine göre, "2013 yılında Deniz Harp Okulu ve Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu personel alımlarına ilişkin olarak mülakat komisyonunda görev yaptığını, sistematik belirlenen aday numaralarından terör örgütü mensubu adaylarını örgüt mensubu komisyon üyelerinin tanıdığını, bunun da aday numaralarının ve kimlik numaralarının belirli hanelerdeki rakamların toplamından örgütsel bir kod sistematiğinin belirlenmesi yoluyla olduğunu" söyledi.

"2013'TE 724 ÖRGÜT MENSUBU DENİZ HARP OKULU VE ASTSUBAY MESLEK YÜKSEK OKULU'NA SIZDIRILMIŞ"
İtirafçı asker, "örgütsel kod sistematiğini" kendisine sözde sivil imamın verdiğini, mülakata giren terör örgütü mensubu adaylara yüksek, diğerlerine düşük not verilerek örgüt mensuplarının askeri okullara sızmalarının sağlandığını anlattı. İtirafçı asker şüpheli, 2013 yılında mülakata girenlere ilişkin örgütsel kod sistematiğinin verilen aday numaralarının 2. ve 3. hanelerindeki rakamların toplamının 9, 10, 11 ve 12. olan şahısların terör örgütü mensubu şahıslar olduğunu belirtti. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığınca Kriptoloji uzmanlarına hazırlatılan bilirkişi raporuna yer verilen sevk yazısında, "2013 yılında yapılan her iki mülakat için belirtilen örgütsel formüle uyan ve mülakatı geçenlerin, tüm mülakatı geçenlere göre oranın yüzde 97,70 olduğu, sonuç olarak 2013 yılında sayısal olarak 724 terör örgütü mensubu askeri öğrencinin Deniz Harp Okulu ve Astsubay Meslek Yüksek Okuluna sızdırıldığı tespit edilmiştir" denildi.

105 MİLYON 814 BİN TL KAMU ZARARI OLUŞMUŞ
Aynı raporda, örgütsel faaliyet kapsamında denetim olanağını kaldıracak şekilde hile ve desise kullanılarak, terör örgütü mensuplarının TSK içerisinde dahilini sağlamak suretiyle oluşturulan kamu zararının 105 milyon 814 bin 032 TL olduğunun ( 724 şahıs üzerinden yapılan harcamalar hesaplama ) Milli Savunma Bakanlığı'nca tespit edildiği de vurgulandı.

43 ŞÜPHELİDEN 20'Sİ YAKALANDI
Sevk yazısında, tamamı meslekten ihraç edilen emekli 7'si albay, 9'u yarbay, 9'u binbaşı, 13'ü yüzbaşı, 2'si üsteğmen, 3'ü astsubay olmak üzere 43 askeri personel hakkında "Terör örgütüne üye olmak", "Kamu kurumu zararına dolandırıcılık", "Başkalarına çıkar sağlamak amacıyla nüfuzunu kötüye kullanmak" ve "Sahte belge düzenlemek" suçlarından gözaltı kararı verildiği belirtildi. Bu şüphelilerden 20'sinin yakalandığı, diğer iki şüphelinin ise etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebinde bulundukları kaydedildi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
-ARŞİV

======================================

7- BEYOĞLU'NDAKİ MÜTEAHHİT CİNAYETİ: SANIKLARA MÜEBBET HAPİS CEZASI

- Babasını öldüren sanık: Ağız bozukluğuyla kendini de beni de yaktı 

Haber: Ruken KADIOĞLU- Halil YILMAZ/ İstanbul, -  BEYOĞLU'nda müteahhit Cafer Çelik'i öldürdükleri iddiasıyla yargılanan oğlu Kadir Çelik ve Sinan Civik müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cafer Çelik'in oğlu Kadir Çelik, "Hiçbir evlat babasını öldürmek istemez. Ağzı bozukluğuyla kendini de beni de yaktı" dedi. 
İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde  görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Kadir Çelik ve arkadaşı Sinan Civik getirildi. Öldürülen Cafer Çelik'in diğer oğlu müşteki Serdar Çelik de duruşmada hazır bulundu.

"CEZALANDIRILMALARINI TALEP EDİYORUZ"
 Serdar Çelik'in avukatı, "Sanıkların eylem birliği içerisinde hareket ettikleri olay tarihinde kapıları kilitlemeleri, kamerayı sökmeleri, maktulün üzerindeki telefonu almalarından da açıkça görülmektedir. Şikayetimiz devam etmektedir. Sanıkların cezalandırılmasını talep ediyoruz" dedi.

"HİÇBİR EVLAT BABASINI ÖLDÜRMEK İSTEMEZ"
Sanık Kadir Çelik son savunmasında, " Olay arbededen dolayı meydana gelmiş bir olaydır. Ben tek başıma bile babamı yıkabilirim zira sporcuyum. Sinan beyin de bir kusuru suçu yoktur. Babamın hiçbir kuruş parasını almadım. Üzgünüm, hiçbir evlat babasını öldürmek istemez. Babam aksi biriydi. Ağız bozukluğu nedeniyle kendisini de yaktı, beni de yaktı" diye konuştu.

"KEŞKE BÖYLE BİR İŞİN İÇİNDE OLMASAYDIM"
Cinayetin olduğu gün ev almak için olay yerinde bulduğunu iddia edilen sanık Sinan Civik ise, "Ben keşke evimi satmasaydım, keşke yeni  bir ev almak için gitmeseydim. Ben babasız büyüdüm. Suçla ilgim yoktur. Keşke böyle bir işin içinde olmasaydım. Baba oğul arasında kaldım. Kendimi cezaevinde buldum. Tahliyemi talep ediyorum" şeklinde konuştu.

MÜEBBET HAPİS CEZASI
Mahkeme heyeti, sanık Kadir Çelik'i, "Tasarlayarak babasını kasten öldürme" suçundan işleniş şekli ve özellikleri nedeniyle önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Sanığın tutum ve davranışlarını lehine kabul eden heyet, cezada indirim uygulayarak müebbet hapse çevirdi. Heyet, sanık Sinan Civik hakkında ise, "Tasarlayarak kasten öldürme" suçundan müebbet hapis cezası verdi. Heyet, sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmetti. 

OLAYIN GEÇMİŞİ
63 yaşındaki müteahhit Cafer Çelik, 21 Şubat 2018 tarihinde  Beyoğlu'nda satışa çıkardığı daireyi almak isteyen müşteriyle buluşmak için evden çıkmıştı. Daha sonra kendisine ulaşılamaması üzerine eve giden Çelik'in oğlu  Serdar Çelik babasının cesediyle karşılaşmıştı. Olay yerine gelen polis ekipleri, inceleme sonucunda iki kişinin binadan koşarak çıktığı belirlemişti. Yapılan araştırmanın ardından Cafer Çelik'ten yaklaşık yarım saat önce daireye müteahhittin büyük oğlu Kadir Çelik'in  (40) ve onun arkadaşı Sinan Civik'in (48) girdiği tespit edilmişti. Bunun üzerine ekipler, şüpheli Kadir Çelik ile  Sinan Civik'i gözaltına almıştı. Yakalanan iki şahıs tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

İDDİANAME
İddianamede, ifadesine yer verilen Kadir Çelik, "Ben babamın yanında uzun yıllar kalfa olarak inşaat işlerinde çalıştım. Kendimi bildim bileli babam ile yıldızımız bir türlü barışmadı. Kendisiyle çok sık görüşmezdim. Babam hiçbir zaman vize maddi ve manevi babalık görevini yapmadı. Bu duruma hep içerledim ve babamı öldürmeyi düşündüm" şeklinde konuşmuştu.
İddianamede sanık Kadir Çelik'in "Tasarlayarak öldürme", "Üstsoy'dan akrabayı kasten öldürme" ve "Kişinin öldürülmesinden yararlanarak hırsızlık"suçlarından, sanık Sinan Civik'in ise "Tasarlayarak kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
-------------------------
ARŞİV: 
21 Şubat 2018 tarihli "Beyoğlu'ndaki müteahhit cinayeti" haberi.

=====================================

8- KADIKÖY VE GAZİOSMANPAŞA'DA UYUŞTURUCU OPERASYONU: 2 GÖZALTI 

Çağatay KENARLI İSTANBUL, () 
Kadıköy ve Gaziosmanpaşa'da düzenlenen operasyonda toplam 118 gram kokain ele geçirildi. 2 şüpheli gözaltına alındı. 
Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Bostancı Mahallesi'nde 6 Ekim'de şüphe üzerine durdurduğu otomobilde arama yaptı. Ekipler, otomobil sürücüsü 23 yaşındaki Doğan P.'nin üzerinde 4 gram kokain, 2 cep telefonu ile uyuşturucu ticaretinden elde edildiği değerlendirilen 800 lira ele geçirdi. Şüpheli Doğan P. uyuşturucu maddeyi 21 yaşındaki Bayram K.'dan aldığını söylemesi üzerine ekipler Doğan P. ile Bayram K. arasında Gaziosmanpaşa TIR garajında uyuşturucu alışverişi için buluşma ayarladı. Bu sırada polis ekiplerini görerek kaçmaya çalışan Bayram K. yakalanarak gözaltına alındı. Bayram K.'nın yapılan üst aramasında satışa hazır 60 paket toz kokain ile 54 gram taş kokain ele geçirildi. Şüphelilerden Doğan P.'nin yapılan sorgulamasında 'Tehdit' ve 'Güveni kötüye kullanmak' suçlarından, Bayram K.'nın 'Dolandırıcılık', 'Kasten yaralama' ve 'Uyuşturucu madde bulundurmak' suçlarından emniyette kaydı bulunduğu belirlendi. Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde ki işlemlerinin ardından 7 Ekim'de sevk edildiği adliyede çıkartıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

Görüntü Dökümü
----------
-Şüphelilerin adliyeye sevk edilmesi 

=============================


9- TÜRK DOKTORLAR, DİYABETİN OMURGAYI YIPRATTIĞINI İSPATLADI
 

Özlem YURTÇU KARABULUT- Kubilay ÖZEV/İSTANBUL, () - BEYİN ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Murat Şakir Ekşi, şeker hastalığının, omurga kemiklerinde yıpranma ve yaşlanmaya neden olduğunu, bunun da bel fıtığının gelişimini hızlandırabileceğini dünyada ilk kez Türk doktorların ispatladığını söyledi. Ekşi, "Omurgayı oluşturan kemik ve kıkırdak yapılar var. Kıkırdağın bozulup, yaşlanıp, 'patlaması' sonucu bel fıtığı oluşuyor. Bu bozulmada diyabetin etkisine bakılmamıştı. Bu açıdan bizim çalışmamız dünyada ilk" dedi. 

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi olan, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Murat Şakir Ekşi, aynı fakülteden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Müjdat Kara ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ece Özcan Ekşi ile birlikte yürüttükleri çalışma hakkında bilgi verdi. Dr. Murat Şakir Ekşi, yaklaşık 4 bin diyabet hastasının takip edildiği kliniklerinde, bel MR'ı bulunan şeker hastalarının diğer tetkiklerini de inceleyerek, karşılaştırma yaptıklarını söyledi. Ekşi, böylelikle şeker hastalığının, omurga kemiklerinde yıpranma ve yaşlanmaya neden olduğunu, bunun da bel fıtığının gelişimini hızlandırabileceğini dünyada ilk kez ispatladıklarını belirtti. 

'ÇALIŞMAMIZ, DÜNYADA İLK'

Araştırmanın, ağustosta dünyanın saygın tıp dergilerinden 'Journal of Orthopaedic Science'te yayımlandığını belirten Dr. Murat Şakir Ekşi, "Omurgayı oluşturan kemik ve kıkırdak yapılar var. Bu kıkırdağın bozulup, yaşlanıp, halk arasındaki tabirle 'patlaması' sonucu bel fıtığı oluşuyor. Son 10 yıldır da dünyada bir akım var. Sadece omurgadaki kıkırdağın bozulması, bu olayda tek başına suçlu değil. Omurganın yapısını oluşturan kemik, kaslar ve yumuşak dokuların da bu sürece dahil olduğu gösterildi. Ancak bu bozulmada diyabetin etkisinin ne düzeyde olduğuna hiç bakılmamıştı. Bu açıdan bizim çalışmamız dünyada ilk" diye konuştu. 

'DİYABET, BEYİN CERRAHİ AÇISINDAN DA ELE ALINMALI'

'Omurga rahatsızlıkları' denilince akla daha çok bel fıtığının geldiğini aktaran Dr. Ekşi, "Genellikle dahili branşların izlediği diyabet hastalarında, bel ağrısı şikayetlerinin, sinir yıpranmasına bağlı nöropatiden kaynaklandığı düşünülür. Bunun için de genellikle ağrıyı bloke edici ilaç tedavileri verilir. Bu çalışma aslında şunu da gösteriyor. Hastalar bel ağrısı şikayetiyle hekime başvurduğunda diyabet, omurga kemiklerinde yıpranma ve hızlı yaşlanmaya neden olduğu için fizik tedavi veya beyin cerrahi açısından da ele alınmalı" dedi.

'3 YIL DAHA FAZLA OLDUĞUNU GÖRDÜK'

Yaptıkları araştırmayla ilgili bilgi veren Dr. Murat Şakir Ekşi, "'Disk bozulması' dediğimiz omurga fıtıklarının oluşma mekanizmasını incelediğimizde, hem mekanik hem enflamatuar (yangı) etkiler söz konusu. Fakat bu süreçlerin hangisinin daha ön planda ve birbiriyle ne kadar etkileşim içinde olduğu henüz tam bilinmiyor. Halk arasında 'yangı' olarak bilinen enflamatuar, diyabette en sık karşımıza çıkan etki. Bu nedenle 'Acaba diyabet hastalarında omurganın yaşlanma süreci, diyabeti olmayan kişilere göre daha mı hızlı oluyor?' diye düşündük. Omurga yıpranması fazla olan olgularla daha az olanları karşılaştırdığımızda, yıpranması daha fazla olanların diyabetle ortalama 3 yıl daha fazla yaşamış olduğunu gördük" diye konuştu.

Dr. Ekşi, sözlerine şöyle devam etti: 

"Endokrinoloji kliniğimizde takip edilen toplam 3 bin 999 diyabet hastasından bel MR'ları olan ve 48 olguyu çalışmaya dahil ettik. Bunların MR incelemelerini, laboratuvar tetkiklerini diğer hastalarla karşılaştırdık. İlginç sonuçlarla karşılaştık. Gördük ki omurganın yaşlanması, hem diyabetin ciddiyeti hem de diyabet rahatsızlığının ne kadar süredir var olduğuyla yakından ilişkili. Yani bir insan, diyabeti çok uzun süredir yaşıyorsa veya çok şiddetli, kontrolsüz diyabeti varsa bu yıpranma o derece fazla oluyor. Uzun süredir diyabeti olan birinin yaşının da ilerlemiş olması gerektiği düşünülür. Yaşlanmanın da bu omurga yıpranmasında direkt payı var tabi ki. Yaş, kilo, boy, cinsiyet hatta omurga diskinin bozulma ciddiyeti açısından diyabeti olmayan benzer hastalarla karşılaştırma yaparak gördük ki diyabetin varlığı ve süresi, yaştan bağımsız olarak omurga yaşlanmasını ciddi anlamda artırıyor."

'DİYABETLİLERDE OMURGA YIPRANMASI DAHA FAZLA'

Bel ağrısının, dünyadaki en yaygın rahatsızlık olduğuna değinen Dr. Ekşi, "Toplumun yüzde 80'i, hayatında en az bir kez bel ve boyun ağrısı çekmiştir. Bunların da ne yazık ki yüzde 20'sinde kesin neden tam olarak bulunabiliyor; bel fıtığı, omurga kemiklerinde kırık gibi. Bu kadar yaygın bir hastalık olmasına rağmen yüzde 80'inin sebebinin hala tam olarak bilinmiyor olması çok ilginçtir. Bu çalışmayla nedenlere bir tanesi daha eklendi; o da kontrolsüz diyabet. Biliyoruz ki diyabet hastalarının ilerleyen yaşlarında çoklu organ rahatsızlıkları ortaya çıkıyor. Sadece kan şekerinin düzenlenmesi, kontrol altında tutulması, kısa vadede fayda sağlıyor; ama uzun vadede beyin, böbrek, kalp rahatsızlıkları tetiklenebiliyor. Bel ve boyun problemi olan olgularda diyabet de varsa bu dediğimiz omurga yıpranması daha fazla olacak demektir" dedi. 

'ERKEN TANI ÖNEMLİ'

Önleyici hekimliğin, tıp alanındaki en değerli alan olduğunu vurgulayan Dr. Murat Şakir Ekşi, şunları kaydetti: 

"Tedavi edici hekimlikten daha kıymetlidir. Sadece kişi bazında değil toplum sağlığını da çok etkileyecek bu araştırmalar. Dolayısıyla bunlar, erken tanı alabilirse erken dönemde kontrol altında tutulabilir ve ileride karşılaşabilecekleri pek çok ağır medikal veya cerrahi tedaviden kurtulabilirler. Dolayısıyla diyabet hastalarımızı takip eden dahiliye uzmanlarının da bu konuda fikir sahibi olması, hastalığın seyrinin iyi takip edilmesi açısından önem arz ediyor. Bir de şu var; diyabet evresine gelmemiş genç bir popülasyon var. Günümüzde beslenme bozukluklarına bağlı olarak 'sınırsal diyabet' dediğimiz insülin direnci rahatsızlıklarında da metabolizma bozulabiliyor ve enflamatuar süreç tetiklenebiliyor. Bu kişilerde de omurga yıpranması hızlanabilir. Bunlar da genellikle genç nüfus. Bu niçin önemli? İnsülin direnci bu kadar yaygınken, buna bağlı gelişebilecek bel hastalıkları da artabilir. Bel- boyun hastalıklarından dolayı iş kayıplarının da artmasına sebep olacaktır bu. Halk sağlığı sorunu olarak bakıyorum konuya. Dolayısıyla bununla baştan mücadele etmek çok daha önemli."

Görüntü Dökümü:
-Röportaj
-Detay

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner246