banner252

Bu haber kez okundu.

Işık ülkesi Likya’ya yolculuk

Fethiye'nin Ovacık mahallesinden başlayıp, Antalya'ya 15 km uzaklıktaki Geyikbayırı'nda son bulan bu tarihi yol, 3 bin yıllık geçmişi ve 20 antik kentiyle ziyaretçilerini büyülüyor. Bu yolculukta bize eşlik eden kişi Bursa’da edebiyat öğretmenliği ve profesyonel dağcılık yapan Arif Kevenoğlu. Kevenoğlu, bu bölgeyi karış karış gezmiş ve önemli kısımlarını bir edebiyat öğretmeni inceliğinde defterine kayıt etmiş. Sözü biraz da ona bırakalım. Yol güzergahında bulunanları anlatan Kevenoğlu, “İlk olarak Likya medeniyeti, sonrasında ise Roma İmparatorluğunun hükmettiği bu coğrafya, günümüzde teke yarımadası olarak biliniyor. Likyalıların kutsal saydığı bu yolu tamamlamak için, dönemin şartlarında zahmetli yolculuklar yaptıkları kesin. Mesela, yol boyunca geçtiğimiz 100'e yakın yerleşim yerinde bu kutsal yolu yürüyenlerin adaklarını bırakacakları sunaklar bulunuyor. Bu, Pagan inanca sahip Likyalılar için zorunlu bir ritüel. Bu adaklar; canlı hayvandan, değerli maden ve eşyalara kadar farklılık gösterse de, taşınması başlı başına bir cefa olması gerek” ifadelerini kullanıyor.

LİKYA YOLU’NU İLK KEŞFEDEN KİŞİ KATE CLOW

Bölgeye gideceklere püf noktalar veren Kevenoğlu, “1999 yılına kadar tarihin sır örtüsü altında gizlenen Likya Yolu, İngiliz asıllı yazar ve gezgin Kate Clow tarafından bizzat yürünüp, işaretlemeleri yapılarak gün yüzüne çıkarılmış. Bu rota Yunanistan sınırından geçtiği için, hattınızın yurt dışına kapalı olmasına dikkat ederseniz yüksek telefon faturalarından kurtulmuş olursunuz. Likya yoluna yalnız çıkacaklar "Lycia Way" uygulamasını indirerek sorunsuz bir yürüyüş yapabilir. Bu rotanın yürüyüş için hem hava hem de su kaynağı bakımından en uygun zamanı mart-nisan ile ekim-kasım ayları. Bizim gibi yaz döneminde yola çıkacak olanlar yeterli suyu yanlarında mutlaka bulundursun bizden söylemesi.” 


YOLCULUK BAŞLIYOR!
Kevenoğlu, “Yürüyüşümüze Fethiye'nin Ovacık mahallesinden, meşhur Likya Yolu takının altından başlıyoruz. Yolculuk boyunca yanımda uzun yıllardır birlikte yürüyüşler ve tırmanışlar yaptığım Emrah Oğuz olacak. Bu noktaya gelene kadar hisleriniz çok net olmuyor ama tam orada sanki ilk kez uçağa binecekmiş gibi bir heyecan gelip yerleşiyor. Bana kalırsa buna sebep, bu andan itibaren kendinizi 3 bin yıllık bir tarihin ayak izlerinde bulacak olmanız. Burası aynı zamanda yamaç paraşütçülerinin gözdesi Babadağ'ın eteği. 2 bin metreye ulaşan yüksekliği ile bu dağ Likyalılar tarafından kutsal sayılmış. Tarihi yolun  bu kısmında  karşınıza çıkan döneme ait kalıntılar da buna şahitlik ediyor. yol boyunca yüksek kayalıkların hemen altında Ölü Deniz yüzyıllara meydan okuyan güzelliği ile sere serpe uzanıyor. Burada durup bu manzaraya karşı soluklanırken cağlar önce buradan geçen insanların neler hissettiğini düşlemek hem yola heyecan katıyor hem de hüzünlendiriyor. 
Yol dikleşmeye başladığında artık Babadağ’ın koynundasınız demektir. Keçi Kuyusu’ndan Sonra -burası çobanların keçi sürülerini sulamak için kullandığı hala aktif olan bir kuyu- ahşap bir kapı karşılıyor sizi. Burası tırmanışın sıfır noktası. Asırlık zeytin ve meşe ağaçlarının yamaç boyunca sıralandığı bu bölge, Bir tarafı Babadağ'ın heybetli duruşu, diğer tarafı Ölü Deniz'in nazlı salınışlarıyla masal diyarı gibi.”

İLK DURAK KOZAĞAÇ

Kevenoğlu, “Oldukça dik bir tırmanışın sonunda ilk durağımız Kozağaç olacak. Buraya kadar su kaynağı bulunmadığından yanınızda en az 2 litre su almanızda fayda var. Ovacık-Kozağaç arası 10 km. apartman boyu çam ağaçlarının çevrelediği şirin bir köy burası. Likya Yolu üzerindeki yerleşim yerlerinde yaşayanlar, yürüyüşçülere alışkın olduğundan sizi gördüklerinde bir şeyler ikram etmek ya da dinlenmeniz için davet etmek isteyecektir. Bu fırsatı kaçırmayın çünkü buraların hikâyesini yerlisinden dinlemek ayrı bir keyif. Eğer işaretlemeler konusunda sıkıntı yaşarsanız bölge halkı yollara hâkim olduğundan size yardımcı olacaktır. Yol üstü durakların çoğunda butik otel tarzı yerler olduğundan "yürüyüş yapayım ama konforumdan ödün vermeyeyim" diyorsanız buraları değerlendirebilirsiniz. Kozağaç'tan Sonra Kirme Köyü geliyor ki aralarındaki mesafe çok yakın.(Yaklaşık 2 km. kadar) Buradan 3 km yol alınca boyut değiştiriyorsunuz. Artık Faralya'dasınız. Şimdiki adı Uzunyurt olsa da dile pelesenk olmuş haliyle şöhret kazanmış. Yeşillikler içinde üç mahalleden oluşan bir köy Faralya. Sırt çantalarımızı çıkarıp hakim bir tepeye yerleşiyoruz. Kelebekler Vadisi tüm ihtişamıyla önümüzde artık. Tüm o dik yamaçlar, sırtımızdaki yükler, ayak tabanlarımızdaki sızı, Güneş esmeri tenimiz hepsi vadiden yükselen kelebekler tarafından alınıp derin derin maviliğin sonsuzluğuna atılıyor. Özgürlük damarlarımızda kan gibi geziniyor. Dokunduğu her hücrede yeniden doğuyoruz. Fakat bu efsuna fazla kapılmamız gerek çünkü  yaklaşık 9 km boyunca vadiyi aşmalı, Yeşille mavinin dudak dudağa sefa sürdüğü Kabak Koyu’na ulaşmalıyız. Burası aynı zamanda ilk gün yolculuğumuzun da son durağı olacak.”

KABAK KOYUNDA KISA BİR MOLA

Kevenoğlu, “Toparlanıp yola çıkıyoruz, kırmızı beyaz çizgiler bizi ormanın kalbine doğru yönlendiriyor. Bir an durup arkama bakıyorum. Samimiyetle söyleyebilirim ki böyle bir yolculuk başka bir coğrafyada kutsal olamazdı. Önümüzdeki rota 8 km boyunca kah dikleşip kah düzleşecek. Belki de az önceki güzel manzaranın diyetini bu şekilde ödetmişlerdir kim bilir? Güneş yakıcılığını yavas yavaş yitirmeye başladığında yüzümüze vuran iyot kokulu bir esinti ile anlıyoruz ki artık Kabak Koyu’ndayız.” Yazının devamında okurlarımızı Likya’nın başkenti Patara’ya götüreceğiz. Takipte kalın.


NEDEN LİKYA YOLU?

Kevenoğlu, “Likyalıların inançları için katlandığı zorlu yolculuğa günümüz insanı neden bu kadar ilgi gösteriyor? Her yıl binlerce kişi bunca zahmetli yolu kim ve ne için göze alıyor? Bütün bu soruların cevaplarını kendi adımlarınızı bu topraklarda atmaya başlayınca tam anlamıyla bulabiliyorsunuz. Tarihin çizgisinde tüm yolu katettikten sonra söyleyebilirim ki; Bu bir terk ediştir; hayatın illüzyonunu, rutinleri, kaosu, maddeyi, kaçışları, gösterişli bugünü, yıkık dünleri... Bu bir kabulleniştir; maddeye karşılık ruhu, ihtişamın yerine sadeliği, karmaşanın tahtına dinginliği, korkaklığa cesareti... Bu bir hissediştir; özünü, yalnızlığı, yıldızları, kelebekleri, ateş böceklerini, gündüzü, geceyi... Ve bu bir keşfediştir; yüzyıllar öncesini, içindeki gücü, vazgeçmemeyi, suyun kıymetini, engin denizleri, uçurumlu vadileri, rüzgârın tadını, doğayı, varoluşu, geleceği... Aslında bir terbiye ediştir, bunca yolun neticesi. Bir mucizedir. Mucizeler ancak onlara inanırsanız sizi bulur. Bir sonraki rotamız Likya’nın başkenti Patara’ya olacak. Yeniden görüşmek üzere.

Takipte kalın. @mavikedi35 @gezgininruyasi_16.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner246