Bu haber kez okundu.

Doç. Dr. Tamçelik: “ABD ve AB patentli çözüm sakıncalı!”

 

Haber: Hakan Şanlıtürk

 

Gazi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Soyalp Tamçelik, “Kıbrıs’ta, ABD ve AB patentli çözüm yöntemleri Türk tarafının aleyhine olabilir. Bunun yerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde çözüm arayışını esas almak Türk tezi açısından daha az sakıncalıdır” dedi.

 

Kıbrıs meselesinin hâlli için kullanılabilecek birçok yöntem bulunduğunu belirten Doç. Dr. Tamçelik,  “Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın tarafların uzlaşması için gerekli olan tek şey siyasî karar alma iradesine sahip olunmasıdır. Zira siyasî karar almadan Kıbrıs meselesinin çözülmesi mümkün değildir” görüşünü savundu.

 

Doç. Dr. Tamçelik, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’a yönelik kriz yönetimi ve iyi niyet misyonu çerçevesinde aldığı kararların analizini Bursa Haber’le paylaştı. Doç. Dr. Tamçelik, “Şu bir gerçek ki, Kıbrıs’ta olduğu gibi anlaşmazlıkların hakemlik veya yargı yoluyla çözümlenmesi pek işlevsel değildir. Zira devlet sisteminin doğası veya taraflar arasındaki uyuşmazlıkların niteliği, çözüme giden yolun genişletilmesine engel olmaktadır” değerlendirmesini yaptı.

 

Doç. Dr. Soyalp Tamçelik’in analizinde öne çıkan hususlar şöyle:

 

Arabuluculuk – Hakemlik

 

“Türk tarafının her ne kadar savunduğu tezler hukukî yanı güçlü ise de ‘arabuluculuk’ ve ‘hakemlik’ müessesesi ile çözülmesi oldukça zordur. Bu yöntem, tarafların siyasî olarak anlaştıkları, fakat geçici yönetimde veya uygulama döneminde ortaya çıkan fiilî sorunların hâlli için yeterli olabilecektir.

 

Devletler  - Bireyler farkı

 

Devletler, kendileri ile ilgili sorunların başkaları tarafından karara bağlanmasını istemedikleri gibi çatışan taraflar arasında uyuşmazlığın siyasî nitelik taşıması nedeniyle bunların salt hukukî açıdan ele alınması veya çözüme kavuşturulması sanıldığı gibi kolay işlem değildir. Bu yüzden devletler arasındaki anlaşmazlıkların, bireyler arasındaki anlaşmazlıklarla karşılaştırılmaması gerekmektedir.”

 

Kıbrıs siyasi mesele

 

“Kıbrıs meselesi, bir yandan etnik, bir yandan toplumsal, bir yandan da hukukî, ancak bir yandan da siyasî bir mesele olarak kayda geçmiştir. Özellikle bu yönü ile Kıbrıs meselesi, Doğu Akdeniz’de Filistin meselesinden sonra çözülemeyen ikinci en büyük meseledir. Ancak bu mesele, başta Filistin meselesi olmak üzere diğer meselelerden farkı bir boyutu vardır. Bu yönü ile Kıbrıs meselesi, uluslararası barışı ve güvenliği tehdit edecek bir konumda değildir. Sadece bölgesel istikrarı bozması ve ilgili tarafların NATO gibi savunma ittifakı içinde sıkıntı yaratmasından öteye geçmeyen Kıbrıs meselesi, AB sürecinin başlamasıyla boyut değiştirmiştir. Zira AB üyesi olan Kıbrıs’ın bölgesel barışı ve istikrarı temin etmesi beklenirken hidrokarbon kaynaklarının çıkartılması, bölüşülmesi ve pazarlanması nedeniyle yeni bir istikrarsızlık adası olarak dikkatleri çekmiştir.”

 

Butros Gali yöntemi değiştirdi

“Aslında gerek BM’nin, gerekse AB’nin uyguladığı yöntemlerin hemen hepsi Kıbrıs’taki sorunun bir an önce çözülmesine yönelik olduğu söylenebilir. Ancak ilk kez Butros Gali’yle birlikte yeni bir süreç başlamıştır. Bu sürecin iki ana unsuru ‘hakemlik’ ile ‘müzakereciliktir’. Ardından Kofi Annan da bu yöntemi uygulamış ve oluşturulan planda aktif rol alarak, tarafların anlaşamadıkları konularda en son karar alma ve gerekli hükümleri yazma yetkisine kavuşmuştur. Ancak bugüne kadar uygulanan bütün yöntemler, Kıbrıs meselesinin çözümünü sağlamamış, aksine içinden çıkılmaz bir hal almasına neden olmuştur.”

 

 

 

 

Tehlikeli yaklaşım

 

 “Özellikle Kıbrıs konusunda tehlikeli bir başka yaklaşım daha vardır. O da mevcut meselede soğukkanlılığı ve sağduyuyu devre dışı bırakmak ve infiale kapılmaktır. Günümüzde hiçbir devletin gücü, ne olursa olsun kendisini uluslararası camiadan soyutlaması veya belirli kuralların dışına çıkabilecek davranışları benimsemesi doğru ve sonuç verici bir yaklaşım değildir. Bu bakımdan haksız davranışlara kızıp, başlamış ve devam eden müzakereleri kesmek pek tercih edilmemiştir. Dolayısıyla BM nezaretinde yapılan müzakereleri, Türk tarafının boykot etmesi pek düşünülecek bir yaklaşım değildir.”

 

Türkiye karşı çıkmalı

 

Kıbrıs sorununda Genel Sekreter’in görev boyutunun bir tür ‘hakemliğe’ dönüştüğü görülmüştür. Oysa Genel Sekreter’e başlangıçtan beri verilmiş görev, ‘iyi niyet’ misyonudur. Aslında bu gelişmeye, Türkiye’nin ciddi bir şekilde karşı koyması gerekmektedir. Türkiye’nin, Genel Sekreter’in görev algısını değiştirmiş olması ve önerilen unsurların, Kıbrıs’ın geçmişinde yaşanılan trajediyi engellemekten uzak olacağını anlatması gerekecektir. Her şeyden önce Genel Sekreter’in, etnik sorunları bulunan ülkelerindeki yanlış uygulamaların nasıl patlamalara neden olduğunu ve son gelişmeler ışığında bunun ne kadar önem taşıdığını algılaması elzemdir.”

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161

banner193