Elbette mega kent İstanbul yanında esamesi okunmayan şehirdir, Bursa. Öyle ki, bir futbol takımını bile ligten düşme noktasına getirebilecek kadar 'iş' hesaplaşmaları olan büyük bir kentte yaşıyoruz. Son dönemde ciddi ihracat kayıpları yaşıyoruz. Bakmayın siz İhracatçı Birliklerinin aylık ihracat rakamlarının büyüklüklerine. Öyle rakamla olmuyor bu işler! Var mı kilogram değeri 10 dolar eden ürünümüz? Tonlarca bu üründen ihraç edebiliyor muyuz? Uludağ Üniversitesi'nin kampüsünde yatış pozisyonunda olan yazılım devlerinin ülke adına ürettiği bir şey var mı? Veyahut mühendislik fakülteleri ile çiftçiler arasında ne tür bir fark var?

Gözün gördüğünü kulağın duyduğunu, vicdanın rahatsız olduğunu yazmayacaksak eğer, neden gazeteci veya köşe yazarıyız? Hep siyaset diyerek nereye varabiliriz ki? Farkında değilmiyiz seçimin bittiğinin! Oysa tablo ortada... Kazanan da kaybedende çoktan belli. İttifaklar kurarak ilerleyen siyasetin geleceğinde birey olduğuna inanmayanlardanım. Kısacası, siyaset işi çoktan sürüye bağladı. Ve bu sürünün ne tarafa gideceğini kaval sesinin geldiği yer belirliyor... Bu kaval sesi de ekonomi!

Bursa'nın hızla artan nüfusunun nicelik bakımından takdire şayan ama nitelik bazında ise içler karartan bir yapısı olduğunu kabul etmek zorundayız. Öyle ki, çırak bulamayan esnaf ve yine teknik personel yani işçi bulamayan fabrikalar ile karşı karşıyayız. Elbette buna bahane olarak sigorta primlerinin yüksekliğini, asgari ücretin fazlalığını ve zor ekonomik koşulları da öne süren çok! Peki, herkes patron olursa kim işçi olacak? Hani nerede kalite ve kalkınma!

Sizi biraz zihinsel anlamda koşturmak istiyorum bugün. Gördüm ki, kuşların doğal denge adına önemini ve piranalar ile prangalar arasında ki bağı çok azınız çözebilmiş. Velev ki, herkes anlamış olsaydı sırrı, sırra vakıf olanlara haksızlık etmiş olmaz mıydık? Bursa'nın ve hatta Türkiye'nin geçmişine doğru kısa bir tarihsel yolculuk yapacağız şimdi. 1935 yılı nüfus sayımına göre Türkiye'nin nüfusu tam olarak 16 milyon 200 bin 694 kişi. Ve bu nüfusun 7 milyon 974 bin 226 kişisi erkek, 8 milyon 226 bin 468 bin kişisi kadın. O dönem Balıkesir nüfusu 482 bin 261 kişi olurken, Bursa nüfusu 441 bin 663 kişi olarak sayılıyor. Ve nüfus bakımından yaşadığımız kent Bursa, ilk sırada İstanbul olmak üzere İzmir, Konya, Ankara ve Balıkesir'den sonra altıncı şehir olarak sıralamada yer buluyor. Bugün Bursa'nın nüfusu 3 milyonu zorlarken, Osmangazi ilçesinin nüfusu 862 bin 516 kişiden oluşuyor. Yani Osmangazi en kalabalık ilçeler arasında Türkiye'de beşinci sırada. Anlayacağınız Osmangazi Kaymakamı çoğu Vali'den daha fazla nüfusa sahip bir ilçeyi yönetiyor. Osmangazi Belediye Başkanı çoğu ilden daha büyük bir ilçenin yerel yönetimini yönetiyor. Peki, siz hiç Osmangazi Kaymakamı ile tanıştınız mı? Ben Zafer Orhan kaymakam ile tanışmanızı ve Bursa'nın kalbi olan Osmangazi'yi onların ağzından tanımanızı isterim... Öyle ki, Bursa Nüfus Müdürü kim diyecek olsam belki de çok az kişi İzmir İl Nüfus Müdürlüğü'ne tayin olan Dr. Yurdanur Asa diyecek. Velhasıl bu bilgilerin kaynağı yine kamu olsa bile, maalesef Bursa İl Nüfus Müdürlüğü değil...

Kamu spotu kısmını geçtikten sonra elbette ekonomik değerleri öne çıkarmamız gerekiyor. Bursa, deprem ile yüzyüze. Gördüğünüz üzere sallanıp duruyoruz. Fazla bir vakit kaldığını düşünenlerden değilim. Yani ha yıkıldık, ha yıkılacağız... Sağlıksız çarpık yapılaşma ve devamında artış gösteren işsizlik nedeniyle Bursa, hızla suç kenti olmaya başladı. Böyle bir kent için ne Cumhuriyet Savcılarının ne de kolluk kuvvetlerinin yapacak pek birşeyi yok! Tek bir çözüm var. O da ekonomi. Öyle ki, kilogram değeri düşük ürünü Dünya'ya satmakla veyahut halen daha tanıtmakla meşgul olan BTSO ve BTB 'den de umutlu değilim. Bizim üretimi destekleyen yeni yapıları inşa etmemiz gerekiyor. BUTGEM gibi kuruluşlarımızı paralı hale getirmek ne Bursa'ya ne de Burkay'a kazandırmaz!

İş dünyasnın dertleri ile meşgul olunması gerekiyor. Sanayici, yiyici bir ekonomi ve vergi sistemi karşısında eriyor. Mali düzenin en yukarıda sağlam olabilmesi için tabanı güçlendirmek gerekiyor. Velhasıl belki de, Dünya'ya 3-5 sene kapıları kapatarak içeride kendi kendimize yetebilmenin formüllerini bulmalıyız? Veyahut teknik yetersizliği ile meşhur bakan ve bakanlıklarımızı yeniden yapılandırmalı, mesleki eğitim merkezlerimizi ve okullarımızı yeniden hayata geçirmeli, çıraklık ahlakını oturtmalı ve hızla değişen dünyaya ayak uydurmalıyız.

Velhasıl, benim emekliliğe çok var... Gayri birazda gerisini babalar düşünsün!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234