Bu haber kez okundu.

HAK-İŞ kuruluşunun 41. yılını kutladı
HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, başkanlık sistemi tartışmalarına ilişkin, "Türkiye’nin nasıl yönetileceğini, nasıl yönetilmesi gerektiğini, kurumlar arası ilişkilerin nasıl olacağıyla ilgili bu millet karar vermeli. Toplum hangisini uygun görürse bizim başımızın tacı" dedi.
HAK-İŞ Konfederasyonu kuruluşunun 41. yıldönümü dolayısıyla Haymana’da Grannos Thermal Hotel’de “Genişletilmiş Başkanlar Kurulu” toplandı. Toplantının açılışında konuşan Arslan, çalışma hayatı, başkanlık sistemi ve yeni anayasayla ilgili gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
HAK-İŞ’i koruyup gözetmek ve değerlerine uygun projeler, çalışmalar, etkinlikle ve sendikal mücadeleyi bu eksende yapmak gerektiğine vurgu yapan Arslan, "15 Temmuz 2016’da Türkiye’nin yaşadığı işgal girişiminin aslında bir turnusol kağıdı olduğunu da hep beraber gördük. Konfederasyonumuzun ki o tarihte L 20 zirvesi için Çin Pekin’de bulunuyorduk o gece. Darbe işgal girişimini oradan takip etmek zorunda kaldık. İlk andan itibaren konfederasyonumuza bağlı sendikalarımız, mensuplarımızın, yöneticilerimizin Ankara ve İstanbul’da en ön safta yer aldığını bilmenizi istiyorum. Konfederasyonumuz Genel Başkanvekili Mehmet Şahin ve Genel Sekreterimiz Osman Yıldız ile Genelkurmay önündeki çatışmalar, bombalamalar sırasında telefonla görüşüyorduk. Konfederasyonumuzun Yönetim Kurulu, şubelerimiz ve teşkilatımız henüz bir talimat vermeden, meydanlara çıkın demeden meydanlara çıkan bir örgütün mensuplarıyız. Ne kadar gururlansanız azdır. Kaybettiğimiz Ahmet Özsoy, Ali Karslı, Celalettin İbiş biz talimat vermeden onlar görevinin başındaydı. Kendilerine ülkesi için ihtiyaç hissedildiğini düşünüp bu ihtiyaçtan dolayı meydanlara koşan ve bulundukları yerde teşkilatını, çalıştığı kurumu savunan arkadaşlarımız olarak onlar Hakka yürüdüler. Bu HAK-İŞ duyarlılığının en temel göstergesidir" diye konuştu.
"15 Temmuz’da olup bitenler hangi hukuk kurallarına uygundu?"
15 Temmuz’un bir işgal girişimi olduğu konusunda şüphelerin ortadan kalktığını belirten Arslan, "NATO’nun ve onun en büyük ortağının içinde olduğu bir ihanet şebekesinin Türkiye’de ortaya çıkan darbe girişimi aslında Türkiye’yi işgal girişimiydi ve bunu başaramadılar, hep beraber bu ihaneti önledi bu ülke. 15 Temmuz hala unutulmaması ve unutturulmaması gereken bir gün olarak hep bir yerlerde saklı ve mutlaka hatırlatılması gereken bir gün. Çünkü biz biliyoruz ki 15 Temmuz’un rövanşı alınmak isteniyor. 15 Temmuz 2016 Cuma gecesinden itibaren yaklaşık 10 gün hiçbir terör hadisesi yaşamadı Türkiye. DEAŞ, PKK ve benzeri örgütler tarafından Türkiye’de herhangi bir eylem ortaya konulmadı. Ne zaman ki darbe girişimi sonuçsuz bırakıldı, ülkeye hakim olundu ondan sonra acımasız ve kalleşçe tuzaklar arka arkaya kurulmaya başlandı. Demek ki Türkiye’de 15 Temmuz’da beklenen olmadığı için bu taşeron örgütler yeniden harekete geçtiler. Yeniden Türkiye’yi bir kıskaca, bir badireye sürüklemek istediler bunu çok iyi anlamamız gerekiyor. Özellikle dışarıdaki sözde dostlarımız, müttefiklerimiz ’Türkiye 15 Temmuz’dan sonraki süreçte insan hakları anlamında, özgürlük anlamında bir kısım uluslararası sözleşmelere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine uygun davransın’ diyor. Peki 15 Temmuz’da olup bitenler hangi hukuk kurallarına uygundu? 15 Temmuz gecesi ülkenin yaşadıkları hangi uluslararası sözleşmesinin gereğiydi? Bunu soran yok, burayı es geçiyorlar" ifadelerini kullandı.
Yenikapı ruhu
"Maalesef bizim de üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşlardaki ön yargıları da hatırlatmak istiyorum" diyen Arslan sözlerini şöyle sürdürdü:
"İçeride büyük ölçüde anlaşılan bu 15 Temmuz işgal girişimi dışarıda anlaşılmak istenmiyor ve anlaşılamıyor. Bütün muhataplarımız ilk andan itibaren 7 Ağustos’a kadar bunu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisini güçlendirmek için oluşturduğu bir senaryo, propagandası ciddi şekilde karşılık buldu. 7 Ağustos’taki Yenikapı ruhu aslında bizim bile öngöremediğimiz çok büyük gelişmeleri ve dünyadaki bu algıyı dönüştürme anlamında tarihi bir gündür. Biz HAK-İŞ olarak Yenikapı ruhunun yaşatılmasını istiyoruz. Oraya katılan arkadaşlarımız, biz de dahil oradaki gördüğümüz manzara Türkiye’nin yaşatılması gereken önemli bir fotoğraftır. Siyasetteki tartışmaları, sivil toplum üzerindeki tartışmaları, kamu kurumları üzerindeki tartışmaları yaparken bir arada olmamız gerektiğini zaman zaman birlikte olmamız gerektiğini unutmadan, üslubumuza, tavrımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Bunu yaşatabildiğimiz ölçüde Türkiye dışarıdan gelecek tehditlere karşı daha dayanıklı daha güçlü olacaktır. 7 Ağustos’tan sonra bütün bakışlar, Türkiye’ye yönelik bütün değerlendirmeler yeniden gözden geçirildi. Yenikapı ruhu dediğimiz bazılarını ti’ye aldığı bu ruhun özellikle Türkiye’nin dışarıdan bakıldığı zaman çok önemli bir tarihi gün olduğunu unutmamamız gerekiyor."
HAK-İŞ’in 15 Temmuz filmi
15 Temmuz’un unutturulmaması için yeni adımlar atılması gerektiğinin altını çizen Arslan, "Bazı sendikalarımızın yaptığı anma toplantılarında elde ettiğimiz bir kısım belgeler, bilgiler, konfederasyonumuzun önümüzdeki hafta yayınlanacak olan dergisinde ve hazırlayacağımız filmle, 15 Temmuz ve HAK-İŞ ilişkisini kalıcı hale getirecek bazı çalışmalar yapıyoruz. Her toplantımızın girişinde 15 Temmuz’u unutturmayacak bir filmi yapmaya devam edeceğiz inşallah. Türkiye’nin terör konusundaki hassasiyetini biliyoruz. 15 Temmuz işgal girişiminin ne kadar ağır ve acı bir tablo olduğunun farkındayız. Bundan sonra da gelebilecek terör olaylarına karşı Türkiye’nin alması gereken tedbirlerin alınması hususunda hiçbir tereddüdümüz yok ama bütün bu süreçleri adalet duygusuna zarar vermeden, uluslararası hukuku, hukukun üstünlüğünü, temel insan haklarını dikkate alarak bu süreci Türkiye’nin tamamlaması gerekiyor. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra devletin haklı olarak kendisini korumak ve bu terör örgütütnü tasfiye edip bütün hücrelerine kadar ulaşıp onları adaletin önüne çıkarma girişiminin arkasında ve yanında olduk, destekledik. Bunu yaparken haklıyla haksızı, suçluyla suçsuzu ayırt edecek bir hassasiyet gösterilmesinin de altını özellikle çizdik. Bunu yaparken mücadeleyi zayıflatmadan, FETÖ ve benzeri terör örgütleriyle devletin yaptığı mücadeleyi zayıflatacak, onu geri adım attıracak bir üslubun içinde olmadan mücadelenin sonuna kadar götürülmesi, bir FETÖ’cü terörist kalıncaya, onu yakalayıncaya kadar, yasa önüne, hukuk önüne çıkarıncaya kadar mücadelenin devam ettirilmesini istiyoruz ve asla buradan geri adım atılmamalı. Sadece endişemiz bu süreçlerde kurunun yanında yaşın da yanmaması. Konfederasyonumuzda oluşturduğumuz şikayet ofisimize maalesef bu konuda mağduriyete uğradığını, haksızlığa uğradığını, işten çıkarılma, açığa alınma ve ihraçlar gibi benzeri durumlarla karşılaşan bir bölüm arkadaşlarımız var. Bunlarla ilgili biz kendi tespitlerimizle bir değerlendirme yapıyoruz ve ilgililerin de bunların dikkatle incelenmesini istiyoruz" şeklinde konuştu.
Kıbrıs’ta adadaki Türklerle Türkiye Cumhuriyeti arasına nifak sokmak, birbirinden ayırmak isteyen bir lobinin olduğuna dikkat çeken Arslan, bu lobinin oyununa gelmeden büyük fotoğrafı dikkate alarak meseleye bakılması gerektiğini kaydetti.
Yeni anayasa ve başkanlık sistemi
Yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarını değerlendiren Arslan, "15 Temmuz süreci anayasa tartışmalarını da rafa kaldırılmıştı ki son günlerdeki gelişmeye kadar. HAK-İŞ anayasa tartışmalarıyla başkanlık sistemi tartışmalarını da doğal olarak bundan sonra birlikte yapılacağının farkında. Başkanlık sistemi dahil Türkiye’nin gelecekte nasıl bir siyasi sisteme sahip olacağını, Türkiye’nin nasıl yönetileceğini, nasıl yönetilmesi gerektiğini, kurumlar arası ilişkilerin nasıl olacağıyla ilgili bu millet karar vermeli. Hiçbir sistem, hiçbir model diğerinden farklı ve üstün olamaz. Toplum hangisini uygun görürse bizim başımızın tacı. Eğer bu toplum başkanlık sistemini kabul ediyorsa bu da demokratik bir sistemdir, yarı başkanlık, partili cumhurbaşkanı, güçlendirilmiş parlamenter sistem neyse bugünkü sistem nasıl ki dokunulmaz, vazgeçilmez, parlamenter sistem mükemmel diyemediğimiz gibi gelecek olan sistemler de mükemmel olmayacaktır ama sonuçta halkın bir tercih hakkının olduğunu bu tercihine de herkesin saygı göstermesi gerektiğini kabul etmemiz gerekiyor. Başkanlık sisteminin tartışılması zorunludur. 367 garabetinden sonra yapılan değişiklikle yeni bir yola girilmiştir. İlk turda yüzde 52 oy alan bir cumhurbaşkanı, yüzde 50 oy alan bir başbakan ve buna göre şekillenen bir parlamento var. Eğer bu fiili durum hukuki zemin taşıyamayacaksa Türkiye yeni bir krizle karşı karşıya kalır. Türkiye’nin geleceği için halkın vereceği karara herkesin saygı duyması gerekiyor" ifadelerinde bulundu.
"Bugünkü sistemi eğer dönüştüremezsek, bu fiili durumu yeni bir hukuki zemine taşıyamazsak Türkiye yeni krizlerle karşı karşıyadır" diyen Arslan şunları kaydetti:
"Bu toplum eğer bu sistemden rahatsızsa o zaman halka gidip bunun gereğini yapmasını söylemek lazım. Eğer toplum ve parlamento güçlendirilmiş parlamenter sistem istiyorsa, cumhurbaşkanını sembolik hale getirip özellikle hükümeti, parlamentoyu öne çıkarmak istiyorsa bunun yolu da anayasadan geçiyor. Anayasa değişikliği yapılır, halkın seçtiği cumhurbaşkanının yerine meclis seçer, cumhurbaşkanının yetkileri sınırlandırılır, parlamentonun güçleri arttırılır eyvallah bu da bir sistemdir ama bunu yapmadan mevcut fiili durumu görmezden gelerek ’biz parlamenter sistemi savunuyoruz.’ İyi güzel de kardeşim ortada parlamenter sistem filan yok. Rejim tartışmalarını getirip Sayın Cumhurbaşkanı’nın kişisel ismi üzerinden yaptığınız zaman gerçekten sorunu anlamakta da çözmekte de zorlanıyoruz. HAK-İŞ olarak biz başkanlık sistemi ve yeni anayasa konusundaki yeni açılımları tartışmaya, konuşmaya ve bu konudaki uzlaşmayı sağlama konusunda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz."
Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlarla yapılan görüşmelerde çalışanların sorunlarını ilettiklerini vurgulayan Arslan, çalışma hayatındaki eksiklerin giderilmesi için konfederasyon olarak sürekli mücadele içinde olduklarını ifade etti.
HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan, konuşmasında taşeron, mevsimlik işçilerin sorunları, kıdem tazminatı ve toplu iş sözleşmesi gibi konularda ortaya çıkan aksaklıkların uzlaşmacı ve hak gözeten bir tutumla çözüme kavuşturulmasından yana olduklarını anlattı.
Hükümetin seçim vaatleri arasında yer alan taşeron kadroyla ilgili işçilerde oluşan beklentinin artık karşılık bulması gerektiğine vurgu yaparak, HAK-İŞ olarak emekçiler adına bugüne kadar elde ettikleri kazanımlardan asla geri adım atmayacaklarını ve emeğin ve emekçinin sesi olmaya devam edeceklerini söyledi.
Öte yandan, HAK-İŞ’in 41. yıldönümü dolayısıyla Arslan ve beraberindekiler pasta kesti.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.