Bu haber kez okundu.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, 9. Avrasya İslam Şurası’nın sonuç bildirgesini açıkladı
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 9. Avrasya İslam Şurası’nın ardından sonuç bildirgesini açıkladı. Prof. Dr. Görmez, “FETÖ, dini bilgi kaynakları şaibeli olan, İslam ümmetinin vahdetini parçalayan, kul hakkı ve kamu hukukuna tecavüz eden, zekât ve sadaka gibi ibadetleri suiistimal eden, diyalog adına kelime-i tevhidi parçalayan, din kisvesi altında bir güç, çıkar, istismar ve terör örgütüdür” dedi.
9. Avrasya İslam Şurası, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ev sahipliğinde “Avrasya’da İslam, Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi" ana başlığıyla, 33 ülke ve topluluktan 120 temsilcinin katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Şura kapsamında FETÖ işle ilgili alınan kararlara yer veridi. FETÖ’nün, gerçekte dini bir cemaat olarak nitelenemeyeceği hususunda fikir birliğine varıldığını belirten Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 9. Avrasya İslam Şurası’nın sonuç bildirgesini 10 başlık altında açıkladı.
“FETÖ’nün, gerçekte dini bir cemaat olarak nitelenemeyeceği hususunda fikir birliğine varılmıştır”
Prof. Dr. Mehmet Görmez açıklamalarına FETÖ ile ilgili alınan kararlarla başladı. Bu kapsamda Görmez, “3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği “Olağanüstü Din Şurası”nda alınan kararlar Avrasya Şurası’ndaki katılımcılar tarafından müzakere edilmiş ve maddelerin içeriğinde tam bir mutabakata varılmıştır. Başlangıçta bir hizmet hareketi olarak yola çıktığı iddia edilse de zamanla tamamen kirli ilişkiler ağının bir parçası olarak İslam dinini ve değerlerini istismar aracı olarak kullandığı, hedefine ulaşmak için her türlü yolu mubah gördüğü, İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarını özünden kopararak tahrif ettiği, İslami kavramların içini boşalttığı tescillenen FETÖ’nün, gerçekte dini bir cemaat olarak nitelenemeyeceği hususunda fikir birliğine varılmıştır. FETÖ, dini bilgi kaynakları şaibeli olan, İslam ümmetinin vahdetini parçalayan, kul hakkı ve kamu hukukuna tecavüz eden, zekât ve sadaka gibi ibadetleri suiistimal eden, diyalog adına kelime-i tevhidi parçalayan, din kisvesi altında bir güç, çıkar, istismar ve terör örgütüdür” diye konuştu.
“Kurduğu müesseseler, bir projenin ürünü olan gizli siyasi emellerini hayata geçirmenin bir aracı haline gelmiştir”
Prof. Dr. Görmez sözlerine, FETÖ’nün Anadolu’da açtığı okulların ve bu okulları kullanım amaçlarını açıklayarak devam etti. Görmez bu kapsamda alınan kararları açıklamaya devam ederek, “FETÖ, Doğu Blokunun dağılmasının ardından Avrasya Coğrafyasında ortaya çıkan eğitim boşluğunu doldurma ve sözde Anadolu’nun Müslüman kimliğini o bölgelere taşıma söylemiyle okullar açarak çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. Kurduğu müesseseler, bir projenin ürünü olan gizli siyasi emellerini hayata geçirmenin bir aracı haline gelmiştir. Neticede mezkûr coğrafyalarda yaşayan insanlara sahih bir din anlayışı ve eğitimi götürmeyerek sadece o ülke insanlarını hayal kırıklığına uğratmakla kalmamış aynı zamanda onların maneviyatlarını diri tutacak İslam’a dönük beklentilerini, umutlarını boşa çıkarmış, içi boş bir İslam söyleminin öncüsü olmuştur” şeklinde konuştu.
“El-Kaide ve DEAŞ gibi yapılar, eylemlerini temellendirirken Kur’an ve Sünneti amaçları doğrultusunda çarpıtan terör örgütleridir”
El-Kaide ve DEAŞ gibi örgütlere değinen ve bu örgütlerin dini amaçları doğrultusunda kullandıklarını söyleten Görmez, “Avrasya coğrafyası ülkelerinin tarihsel ve toplumsal dini müktesebatında hiç bir karşılığı olmayan El-Kaide ve DEAŞ gibi yapılar, eylemlerini temellendirirken Kur’an ve Sünneti amaçları doğrultusunda çarpıtan terör örgütleridir. bu örgütler yıllarca bu coğrafyanın geleneksel dinî anlayışlarına zarar vermekle kalmamış bu bölgeden sürekli örgüte insan devşirme gayretinde bulunmuşlardır. Bu radikal yapılar karşısında ise hoşgörü, sevgi, barış ve diyalog gibi kavramlar vasıtasıyla FETÖ, “ılımlı İslam” takdimi ile kendilerine zemin oluşturmuştur. Bu örgütler her ne kadar söylem ve eylemlerinde birbirinin zıttı gibi gözükseler de gerçekte birbirlerini besleyen, nihai hedefleri doğrultusunda farklı yöntemler ile dinî, insanî ve millî duygu ve değerleri araçsallaştıran odaklardır. Böylece Müslüman toplumların birliğini, beraberliğini bozma, din eksenli ayrışma, çatışma, kargaşa ve kaos çıkartarak ülkeleri işgale hazır hale getirme girişimleri noktasında birleşmektedirler. Bu yapılar, tevhid, tekbir, cihat, biat, cemaat, imam gibi birçok İslami kavramları bozmanın yanında kendi çıkarları için İslam fıkhının onaylamayacağı birçok fetvalar vermişlerdir. Terör ve terör yoluyla hedefe ulaşmayı meşru göstermek amacıyla intihar saldırılarına cevaz verme ve takiyye amaçlı haramları helal kılma bu istismarın bariz örnekleridir. Hangi gerekçe ile olursa olsun şiddet, tedhiş ve teröre onay veren, dinin helalini haram, haramını helal kılan hiçbir fetva meşru görülemez” ifadelerini kullandı.
“Avrasya İslam Araştırmaları Merkezi” düşüncesinin hayata geçirilmesi konusunda gerekli girişimler başlatılmalıdır”
Sözlerine din istismarını önlemek için alınan kararları açıklayarak devam eden Görmez, “Yukarıda sözü edilen din istismarının önlenebilmesi için atılması gereken en önemli adım genç kuşaklara sağlıklı ve yeterli bir din eğitimi verilmesidir. Modern zamanlarda ve ideolojiler çağında yaşanan dini toplumsal savrulmalar karşısında tarihten tevarüs edilen eğitim-öğretim yöntemleri ile yetinilmeyip zamanın ruhunu yakalayabilecek tarzda eğitim yöntemlerinin güncellenmesinin gereği açıktır. Bu tür yapılarla etkili bir mücadele için dini müesseseler güçlendirilmeli, din eğitimi alanında sahih İslam anlayışını oluşturacak müfredatlar hazırlanmalıdır. Bu kapsamda Avrasya coğrafyasının köklü dini, tarihi ve kültürel mirasını disiplinler arası bir yaklaşımla ele alacak “Avrasya İslam Araştırmaları Merkezi” düşüncesinin hayata geçirilmesi konusunda gerekli girişimler ivedilikle başlatılmalıdır. Tarih boyunca İslam toplumlarında ortaya çıkan ve müslümanların ortak kabûlüne Mazhar olan fıkhi ve kelamî ekoller İslam kültüründe var olan çeşitliliği ve ilmi zenginliği ifade eder. Dolayısıyla her türlü dini, mezhebi ve etnik çatışmaya yol açan dini yorum ve izahlardan kaçınılmalı, bu tür aidiyetleri dinî aidiyetin üstünde gören anlayışlar reddedilmelidir” dedi.
11 Eylül’den sonra ortaya çıkan İslamafobik faaliyetler kine, nefret ve ötekileştirmeye dönüşmüştür
Görmez sözlerine, “Avrasya coğrafyasının tarihsel, sosyal ve dini dokusu ile uyuşmayan mezhebî veya her türlü ideolojik yayılmacılığa karşı ortak bir bilinç oluşturulması için etkin çalışmalar yapılmalıdır. İslam coğrafyasının birçok bölgesinde mezhebe dayalı ayrışmaların süregeldiği günümüzde Avrasya İslam Şurası’nın önemi ve beraber iş yapma potansiyeli bir imkân olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Avrasya İslam Şurası ülkeleri göz önünde bulundurulduğunda bu ülkelerdeki Müslüman toplulukların dini, kültürel yakınlık ve uyumunun korunarak ve güçlendirilerek devam ettirilmesi İslam dünyasındaki medeniyet içi ayrıştırmalara karşı güçlü bir teminattır.11 Eylül’den sonra ortaya çıkan İslamafobik faaliyetler Suriye’de yaşanan insanlık dramının hesabını Avrupa’da yaşayan Müslüman çocuklardan soracak kadar İslam düşmanlığına, kine, nefret ve ötekileştirmeye dönüşmüştür. Giderek dünyada Müslümanların yaşam alanlarını daraltarak varlıklarını tehdit eden yanlış İslam algılarını bertaraf edecek evrensel bir dile sahip hikmetli çalışmalar yapılması bir zorunluluktur” şeklinde devam etti.
“Genç nesillere sahih dini bilgiyi teknolojik vasıtalarla ulaştırmanın yolları aranmalıdır”
Din eğitiminde yenilikler yapılması gerektiğini vurgulayan Görmez bu doğrultuda alınan kararı şu şekilde açıkladı: “Günümüzde iletişim teknolojileri kullanılarak ideolojik cazibe merkezleri oluşturulmakta, özellikle gençlerin teknolojiye olan yakınlığı ve yatkınlığı din istismarı için bir vasıta olarak değerlendirilmektedir. Sapkın dini grupların, terör odaklı hareketlerin internet ve sosyal medya ağlarını aktif bir biçimde kullanması Müslüman gençlere ulaşmalarını kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla gençlerimizin sanal âlemdeki kirli propagandalardan korunması sağlanmalı, klasik din hizmetlerini ve vasıtalarını gözden geçirerek yenilemek suretiyle genç nesillere sahih dini bilgiyi teknolojik vasıtalarla ulaştırmanın yolları aranmalıdır. Dini yayıncılık ve medya alanında orta ve uzun vadeli projeksiyonlar geliştirilmelidir. Bu kapsamda dini kurumlar tahkim edilmeli, sağlıklı din politikaları geliştirilmelidir. Medya alanında Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde Şura üyeleri arasında ortak bir yayın platformu oluşturulmalıdır.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.