Antik Yunan dönemlerinden beri insanoğlunun hayallerinden biri olmuştur hiç yaşlanmamak, hep genç kalmak. Hatta, eski Yunan mitolojilerine göz atıldığında görülecektir ki, daima genç kalma hayali ölümsüzlükten çok daha fazla ilgi çekmiştir. Son yıllarda modern tıp mitolojik hikayelere benzer iddialarda bulunmaya başlamıştır.

     '' Zamanı durdurmak '' isimli makalemde de anlatmış olduğum gibi, yaşlanma süreci şayet şeker hastalığı, kanser, şişmanlık, kalp damar hastalıkları, romatolojik hastalıklar, Alzheimer hastalığı gibi kronik hastalıklardan biri gibi kabul edilirse yavaşlatılabilmesi de akla uygun olur. Hatta öyle ki, önümüzdeki 10-15 yıldan itibaren doğacak çocukların sağlıklı bir şekilde binlerce yıl yaşayabileceklerine dair iddialar etik ve felsefik tartışmalara yol açmıştır. Gelececeğe yönelik kurguları da anlatan bu makalemi wwww.bursahaber.com adresinden okuyabilirsiniz.

     Bugünkü makalemde ise, sizlere Georgia Devlet Üniversitesinde Dr. Ming-Hui Zou başkanlığındaki bir ekip tarafından yapılıp yapılıp The Molecular Cell isimli bir dergide yayınlanmış olan bir çalışmayı özetlemek istiyorum.

     Genç kalmak ya da hızlı yaşlanmak isimli makalemi okuyanlar hatırlayacaklardır, yaşlanma aslında damarların yaşlanmasıdır. Damarlar, hatta daha doğrusu damarların iç yüzeyi yıprandıkça o damarların beslediği organlar da yıpranmakta, yaşlanmakta.

     Bu gerçeklerden yola çıkan bilim insanları kalori kısıtlamasının damar yaşlanmasına nasıl etki ettiğini araştırmışlar. Bu çalışmalarda örneğin farelerdeki saç dökülmesi ve kırışıklık gibi yaşlanma belirtilerinin kalori kısıtlaması ile geriye döndürebildiği ortaya çıkmış.

     Aç bırakılan farelerin kanlarında beta hydroxybutyrate ( butirat ) adı verilen bir molekülün arttığı görülmüş. Bu molekül uzun süren açlık dönemlerinde, düşük karbonhidratlı beslenmede ve ağır egzersizlerde karaciğer tarafından üretilen bir tür keton olup enerji ihtiyacını karşılamak üzere glukoz ( şeker ) yerine kullanılır.

     Bu çalışmalar sırasında görülmüş ki butirat isimli bu madde hücrelerin iç tabakasındaki hücrelerin ( endotel ) bölünmesini ve dolayısıyla çoğalmasını uyarmakta. Hücrelerin çoğalması ise endotelin genç kalması, yani damarın genç kalması demektir. Açlık sırasında kanda artan söz konusu madde vücudumuzun genetik şifrelerini taşıyan DNA nın hasar görmesini de engellemekte.

     Bir yandan damarların iç yüzeyindeki hücrelerin sürekli yenileniyor olması, bir yandan da DNA daki hasarın önlenmesi, yaşlanma süreci dahil olmak üzere pek çok kronik hastalığın önlenmesi ya da en azından hafifletilmesi anlamına gelebilir.

     Aç kalarak alınan bu sonucun ilaçlarla da başarılması mümkün olursa kronik hastalıkların önlenmesinde ve sağlıklı yaşlanmada yepyeni bir çığır açılacakmış gibi görünmekte.

    Selam ve saygılarımla.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246