Bundan önceki yazımda hatırlatmak gerekirse ülke ekonomisinin en büyük problemlerinden biri olan cari açık konusuna değinmiştim. Oluşan cari açığın en büyük sebeplerinden biri de ülkemizin enerji konusunda dışarıya olan bağımlılığı ve enerji ithalatı.

Bu konuya çözüm önerim Türkiye’nin nükleer enerjiye yönelmesiydi. Nükleer enerji çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ve çevreci grupların karşı durduğu bir enerji üretim şekli olsa da Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 31,20’sini karşılayan termik santraller ve yüzde 39,61’ini karşılayan doğalgaz çevrim santrallerinin atmosfere saldığı zararlı gazlara bakıldığında nükleer santralin termik ve doğalgaz çevrim santrallerine göre daha çevreci olduğunu görmek mümkün.

Günümüz nükleer santrallerinin tek enerji kaynağı uranyumun santralde kullanıldıktan sonra açığa çıkardığı radyoaktif maddeler gerektiği gibi depolanmazsa çevre için tehdit oluşturabilir. Fakat dünyada şuana kadar bu nedenle oluşmuş bir tehlike yok. Ukrayna Çernobil’de yaşanan kaza santralin inşasından kaynaklanan eksiklikler nedeniyle büyük bir faciaya dönüştü. Çünkü reaktörler derinde değildi ve koruyucu beton duvarları yoktu. Japonya Fukuşima’da gerçekleşen kazada ise depremin büyüklüğü etkiliydi ve bu kaza çevre felaketine dönüşmeden engellendi.

Bu açıdan bakıldığında nükleer enerjinin çevreye verdiği zarar santrallerin gerektiği şekilde inşa edilmesi halinde ve radyoaktif maddelerin düzgün bir biçimde depolanmasıyla çevreye neredeyse zararı yok. Fakat üzerinde çalışmaların yapıldığı bir element var ki uranyuma göre daha çevreci ve santralde kullanıldıktan sonra geriye bıraktığı radyoaktif madde uranyuma göre çok daha az. Bu element dünya rezervinin büyük bir çoğunluğunun ülkemizde olduğu toryum.

Türkiye 380 bin ton toryum rezerviyle Avustralya ve ABD’den sonra dünya sıralamasında 3. sırada bulunuyor. Toryum yukarıda saydığım özellikleriyle uranyuma göre daha avantajlı bir nükleer yakıt. Fakat günümüzde toryum ile çalışan nükleer santral mevcut değil. Toryumun değerini anlayan ülkeler bunun üzerine çalışmalar gerçekleştirmeye çoktan başladı. Türkiye’nin de bu konuda geç kalmadan adımlar atması gerekiyor. Çünkü dünya rezervinin büyük bir kısmının sınırlarımızda bulunduğu bu element geleceğin nükleer yakıtı olacak.

Bu element üzerine çalışmalar yapan ülkemizin nadide ve çok kıymetli toryum fizikçilerinden bazılarının şüpheli bir takım kazalarda hayatını kaybetmeleri bu elementin değerini bir kez daha sorgulamamıza yeter de artar!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246