Türkiye ekonomisinin en zayıf noktası ne deseler ekonomik gelişmeleri takip eden kişilerin vereceği cevap aşağı yukarı aynı olur; Cari açık…

Türk ekonomisinin yumuşak karnı.

Basit bir şekilde anlatacak olursak; bir ülkenin ürettiği malların ihraç sonucu getirdiği gelirin, ülkenin yurtdışından ithal ettiği mal ve hizmetlerden az olması durumunda cari açık oluşur.

Bir ülkenin ekonomik gelişmişlik seviyesini anlamamıza yardımcı olan verilerden biri de cari açık. Çünkü cari açık ile ülkenin ekonomik gelişmişlik seviyesi ters orantılıdır.

Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere göre Türk ekonomisinin Mart ayındaki cari açığı 3.06 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre ise cari işlemler dengesinde 2016 yılında 32,6 milyar dolarlık açık verildi, enerji dışı cari açık ise 8,7 milyar dolar.

Dış ticaret verilerine baktığımızda ise, Türkiye'de 2017 yılı Ocak-Mart döneminde toplam 50 milyar 394 milyon 134 bin dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Bu rakamın 9 milyar 1 milyon 356 bin dolarlık bölümü, enerji ithalatı.

Böylece geçen yılın ilk üç aylık döneminde 6 milyar 490 milyon 429 bin dolar olan Türkiye'nin enerji ithalatı, bu yılın aynı döneminde yüzde 38,7 artışla 9 milyar 1 milyon 356 bin dolara yükseldi.

Rakamlara bakıldığında enerji ithalatının, cari açık içerisinde önemli bir kalem olduğu açıkça görülüyor.

***

Türkiye hızla büyüyen bir ülke olduğundan haliyle enerji ihtiyacı fazla. Hızla artan enerji talebinin sonucunda enerji ihtiyacı başta petrol ve doğal gaz olmak üzere diğer alternatif enerji kaynaklarından karşılanıyor.

Bu durum Türkiye’yi enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke yapıyor. Türkiye bölgesinde ve dünyada gerçekten söz sahibi bir ülke olmak istiyorsa öncelikle cari açığı kapatmalı ve bu açığın en önemli sebeplerinden olan enerji ithalatını yerli enerji kaynakları kullanarak azaltmalı.

***

Türkiye’nin sahip olduğu birincil yerli enerji kaynakları; linyit, hidroelektrik, petrol, jeotermal ve taş kömürü dünyada söz sahibi olmayı hedefleyen bir ülkeye yetmez. O yüzden dünyada gelişmiş bütün ülkelerin onlarca yıldır kullanmış olduğu nükleer enerjiyi de güvenli bir şekilde kullanmamız gerekiyor.

Türkiye nükleer santrallerle ilgili 2023 yılında Mersin Akkuyu NGS, 2025 yılında Sinop NGS’nin işletmeye alınması ve 2023 yılında üçüncüsünün inşaatına başlamayı hedeflemekte.

Evet, nükleer enerji deyince benim de aklıma Çernobil ve Fukushima’da yaşanan kazalar geliyor. Yaşanan kazalar nükleer santrallerin zorunluluğunu sorgulatacak cinsten. Fakat buralardan edinilen tecrübelerle yeni yapılan santraller daha korunaklı ve güvenlik tedbirleri alınmış bir şekilde inşa edilmeye çalışılıyor.

Burada asıl mesele nükleer santralde kullanılacak yakıt.

Şuana kadar inşa edilmiş ve inşa edilmekte olan nükleer santrallerin zenginleştirdiği element radyoaktivitesi yüksek olan uranyum. Diğer nükleer element ise uranyuma göre daha temiz bir enerji sağlayan ve dünya rezervinin çok büyük bir kısmı ülkemizde bulunan toryum.

Tabi toryumun temiz enerji olup olmadığı ile ilgili spekülasyonlar mevcut. Ancak ülkemizdeki nadide ve çok kıymetli toryum fizikçilerinden bazılarının şüpheli bir takım kazalarda hayatını kaybetmesi toryum hakkında ortaya çıkan olumsuz düşünceleri kırıyor.

Burada seçim yetkililerin. Toryum konusunda yapılan çalışmalar incelenmeli ve kurulacak nükleer santrallerde ona göre tercih yapılmalı.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246