banner263

Evde tek Başına diye bir film vardı.

Bizim film Evde iki Başına.

Başların biri benim biri de diğer yarımın.

Son günlerde zaman mefhumu ile ilgili sıkıntılar yaşıyorum.

Bir türlü gönüllü karantinamın kaçıncı gününde olduğumu hatırlayamıyorum.

Ancak sosyal medyada ki çeşitli paylaşımlardan gördüğüm kadarı bu konuda yalnız değilim.

Benim gibi zaman kavramı sorunu yaşayan pek çok insan var.

Geçecek elbet.

Bu alacakaranlık kuşağı yerini ışıl ışıl bir gökyüzüne bırakacak.

Gökten ne gelmiş ki yer kabul etmemiş.

Şimdilik durum bu;

Biz sıradan insanların umutla birilerinin çıkıp virüsün panzehirini bulmalarını beklemekten başka  yapabileceğimiz fazlaca da bir şeyimiz yok.

Elimizden gelenin en iyisi kendimizi evlerimizde izole ederek olabildiğince korunmak.

Çeşitli nedenlerden edemeyenler içinde kaygılanıp onları dualarımızla korumaya çalışmak.

Bu karantina günleri diğer günlerden çok farklı tabi ki.

Hayır hayır evde sıkılmaktan filan söz etmiyorum.

Kapıdan çıkamamanın tetiklediği farkındalık demek istediğim.

Mesela ben evde hiçbir işe yaramadığımı,konu mankeni gibi salonda,mutfakta

koridorda kısacası evin orasında burasında hemen hiç bir işe yaramadan dolandığımı fark ettim.

Evet bulaşık makinesini boşaltıp içerisindekileri yerlerine yerleştirmek gibi ulvi bir görevim var yıllardır.(bu konuda fena da sayılmam hani.08.037.01 lik bir rekorum bile var)

Ama bunun benim katkım dışında halledilen o kadar işin arasında ufacık bir ayrıntı olduğunu da itiraf etmem gerekir.

Evde sürekli bir faaliyet var;

Yemekler yapılıyor (malzemeleri sirkeli sularla,paketler deterjanla yıkandıktan sonra tabii),çamaşırlar yıkanıyor (benimkiler üzerimden bazen zorla alınarakta olsa),yerler, balkonlar günde ikişer defa siliniyor( ki benim diyen dezenfektan firmaları çırak çıkarlar)bir yandan ütü yapılırken diğer yandan fırın kontrol ediliyor,mutfak saati denilen nesne sürekli zırlıyor, (senkronizayon tavan yani),odalar havalandırılırken çarşaf,yastık kılıfı vs profesyonelce değiştiriliyor,(sanki duş almadan kullanmamam konusunda sadece gözlerle ifade edilen bir talimatname asılı her yerde.Atlayacağım diye ödüm kopuyor),beni hayatta tutsunlar diye günlük olarak aldığım yedi ilaç ve insülin şırıngaları uygulama saatleri geldiğinde saniye sekmeden mutfak tezgahının üzerine konuluyor (tabii ben yine de atlıyorum,o zaman da derhal hayatım ilaçların,hayatım iğnelerin alarmı devreye giriyor)

Odana şu kadar dakika girme ya da odandan şu kadar dakika (dakikalar sabit değil değişken ama) talimatları arasında ve bolca da eziklikle evimi yuva yapan diğer yarımın faaliyetlerini izliyorum gün boyu.

Yazı yazarken yan gözle odanın kapısının açıldığı koridora bakıyorum,tek kişilik yoğun bir trafik sürüyor arka odalarla salon arasında.En önemli kavşakta mutfak tabi.

Sesler kesildiği zaman çıkıp etrafa bakıyorum bir şey mi oldu acaba endişesiyle.

‘’Kim kahve içeeer..?’ sorusu ile şükürlere gark oluyorum.

Düşünüyorum da;

Teyakkuz günlerinin dışında da durum pek farklı değildi.

Onu da Mutfaktan Gelen Tıkırtılar adlı bir yazımda anlatmıştım.

Olay mutfaktan gelen tıkırtıları çoktan aştı.

Takırtılarla yaşıyorum artık.

Tek şikayetim elektrik süpürgesi.Birbirimize düşmanca bakışıyoruz.

Onun gürültüsü ben de zurna sesi duymuş kuçu etkisi yaratıyor.

Şimdi birader sen de kaldır poponu tut bir işin ucundan denilebilir.

Ama bu da kariyer meselesi.

Yanlış anlaşılmasın kariyerim müsaade etmez anlamında değil ev işlerinde kariyer yapmadığım anlamında.

Gerçi bu konuda yemek,ütü vs yapan kariyerli dostlarım var tabi,ama ben bir türlü feyz alamadım onlardan napiiim.

İnsan eşine bu akşam ne yiyeceğiz diye sormaz mı?

Valla ben utancımdan soramıyorum.

Hani önüme yal koysa sesim çıkmayacak o derece.

Tabi onu da sordurmuyor;

Sordurmuyor da her defasında sevdiklerimi hiç atlamadan o masaları nasıl kuruyor hala anlamış değilim.

Yazıya evde iki başına başlığını koydum ama,bizim (eminim ki sizinkinde de) evde o birinci baş olmasa başım  kim bilir nasıl yanmıştı.

‘Ya evde yoksan’ a nazire olarak

‘Ya evde tek başıma olsaydım’ ı yazsam yeridir hani.

Latifesi bir yana;

Gabriel Garcia Marquez Kolera Günlerinde Aşk’ı yazmış,

Keşke öyle bir yazı yeteneğim olsaydı da ben de diğer yarıma ithafen Korona Günlerinde Aşk’ı yazabilseydim.

Anca bunu yazabildim.Duygularımı da satırlarına gizledim.

Biliyorum ki onları da tek tek bulacaktır saklandıkları yerlerden…

Hepimizin diğer yarılarına sonsuz saygılarımla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254