Şöyle arkanıza yaslanarak okuyun bu yazıyı. Marka giyenlerin ve giyemeyenlerin hikayesi bu. Öyle anılar var ki, Şeytan başka telde Azrail bambaşka bir yerde… Belki de şimdi yeniden doğma vaktidir. Peki, ölmeden doğmak mümkün mü?

Takvimler 1999 yılını gösteriyordu. Lakin 1996 Kasım ayında olanları bilmeyenlerin 1999 ile gelişecek süreçlerden haberleri yoktu! Ve 2001 yılında Ak Parti kuruldu. Bugün 18 yaşında. Peki, Başbakan Bülent Ecevit hangi en doğru ve keskin hamleyi yapmıştı ki erittiler!

Söylenemeyenleri söylemek gibi bir adetim yok. Söylenmesi gerekenleri söylememek gibi bir adetim olmadığı gibi. Eski günleri kimileri rakı masasında yad ederken, biz çaykolikler olarak halen kahve köşelerindeyiz o eski dostlarla. Eskiden her şeyin bir değeri vardı. Eskiye verilen değer ondandır. Bir kare foto alabilmek, bir devlet adamı ile iki dakika oturabilmek, bir köşe yazarının yazısında iki satır içinde adının geçmesi maharete tabi işlerdi. Şimdi herşey hava civa!

Bursa'da kış bile 4 mevsim bahar tadındadır… Eski tadı bulamasak, yeşili griye çalıp sarımtırak yakalasak bile her yer yeşil beyaz Bursa, Bursaspor'dur bize… Hal böyle olmasına rağmen Bursaspor ve Amatör Spor çok gerilere itildi. Kentte sahip çıkılamayan çok değer var. Ve bunlara sahip çıkamayan da etiket siyaseti… Onlar ile diğerlerini ayırmak için icraata bakmak lazım. Biri icraat yapar adı bilinmez, diğer reklam yapar icraatı bilinmez.

Etiket siyaseti de böyle bir duygu. Var! Biliyorsun, görüyorsun, dokunuyorsun, elliyorsun ve hatta sosyal medya hesaplarına ve de telefonuna ekliyorsun… Ama öyle işte. Şampiyon Bursaspor'un küme düşmesi gibi hazin. Trabzonspor gibi unutulmaz, Ümit Milli Takım gibi umutsuz… Günümüz siyaseti bu denli çaresiz. Belki de bu yüzden yeni partiler yine eski partilerin içerisinden tam kalbinden çıkıyor. Ve yine bu yüzden eskiler artık daha anlamlı…

Babası yırtık pantolonu yamalı giyen çocukların modası oldu yırtık pantolon. Babası yırtık ayakkabı ile gezerken oğlunu okutanların çocukları şimdilerde okumaktan aciz. Hem de tüm imkanlara rağmen! Siyasette böyle. Demirel'in, Özal'ın, Erbakan'ın çocuklarına bakın. Hepsi ayrı dünyalarda ama aynı yerde aynı kaybolmuşlukta…

Eskiler iyi bilirler, etiketi olanın fiyatı olur. Her markayı herkes alamaz. O nedenle marka değerlidir. Alınabilen değil, alabilen özeldir. Şimdi ise, basıyorsun parayı her şey senin. Yeter ki, paran olsun. Tıpkı otoyollar gibi. Paran varsa hız sınırı yok! Aynı İstanbul İzmir otobanı gibi…

Peki, siyaset ile siyasetçi bu denli etiket meraklısı olmaya devam edecek olursa, halk ne olur? Veyahut etiket ve markanın bir değeri kalır mı? Herkes her şeyi alabilirse, her şey değersizleşmez mi? Tıpkı şuan olduğu gib

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246