‘’Benim zamanımda…’’ diye cümleler kurmaya başlamışsınız,

Üç çeyreğini yemişsiniz demektir hayatınızın.

Ben dördüncüyü dişlemeye başlayalı çok oldu.

Onun için dünden başlayacağım yazıya; Bu güne sonra gelirim.

Dün;

En fazla üç bilemediniz beş tane çay bahçesi vardı Bursa’da. İkisi şehir içindeyse diğerleri Kültürpark taydılar.

Özellikle yaz ayları gündüzleri arkadaşlarımızla, akşamları da ailelerimizle gider otururduk.

Semaveri çok severdim, içmesem de nargilelere ateş taşıyan çocukların “Attteşş “diye bağırarak masalar arasında ki seğirtmelerini keyifle izlerdim.

Ritüelleri vardı çay bahçelerinin; Çekirdeksiz olmazdı mesela.

O kül tablaları ay çiçeği kabukları ile dolar dolar boşalırdı. Yer gök çekirdek kabuğu deyimi yoktu tabii o zamanlar.Közlenmişi, haşlanmışı mısır da olurdu. Hele o mis gibi meyva kokan, çukulata kokan kocaman dondurmalar yok muydu?

Kimse kimseye hava atmak için, sipariş vermezdi garsonlara.Sipariş verilenler de bizdendi öyle garip garip isimleri yoktu.Garsonlar hepimizin arkadaşıydılar. Bilirlerdi ne yiyip ne içeceğimizi. Onlar abi biz kardeştik, zamanla biz de abi olduk onlar hep abi kaldılar. Hala hasbıhal ederiz karşılaştığımızda.

Çay bahçelerine giderken tahta iskemlelere koymak için annemin minder taşıdığını bilirim. Kalkarken minderlerden birini unutup beni koşa koşa geri gönderdiğini de.

Çok az şey vardı sahip olduğumuz ve çok kıymetlimiz olan.

İnsan hep güzel anılarını hatırlarmış; Bizmişiz o anıları güzel yapan; Şimdi anlıyorum.

Bu gün;

Arama motoruna Bursa’daki çay bahçeleri yazdım, otuz dört bin sonuç buldu. Bir de kafeterya yazayım dedim yetmiş bir bin dört yüz dedi.

Elbette o kadar değildir sayıları ama dünün en az elli katı olduklarından hiç şüphem yok.

Ben de bir tuhaflık oluştu bu küsur bin kafeterya ve çay bahçesinden bir kaçına bile gitmez oldum.

Aslında tuhaflık bende değil bu günün çay bahçelerindeydi. Havalı deyimi ile kafelerinde.

Çoğu gayet lüks döşenmiş, menülerinde yok yok. Gerçi zaman zaman garsonlar da telaffuz sıkıntısı yaşıyorlar ama müşteri istediği şeyin adını söyleyemese de pek bir kıvanıp oturuyor, kışın ısıtıcılı yazın klimalı canti kafelerde.(cafe mi yazsaydım acaba)Şaşırmayın merkez postahanemizin içinde bile var.

 Androidler ellerde, coffe mateler  masalarda ya da başka Latince isimli sıcak soğuk içecekler. Bir like bir Retweet, gırla gidiyor.

Gidiyor gitmesine de, çay diye kocaman bardakta verilen kırmızımtırak ılık sıvı, kahve diye sunulan üzeri yağ bağlamış fincan,special denip itelenen kaşarsız ve sucuksuz tost, sadece renkleri farklı tatları aynı üç beş top dondurma,maç seyrettirme bahanesi ile aslına hakaret boza …

Günlük asgari ücretin yarısına tekabül edince biraz da ayıp oluyor.

Üç merkez ilçenin her tarafı böylesi işletmelerle dolu; Gelişmişlik adına güzel. Ama insan birazda istiyor olsun özel…

Artık hiç kimse hiçbir yerde özel değil.

Hepimiz sıradanız. Tercihlerimiz, tarzımız, davranışlarımız, sahte gülücüklerimiz ve ‘ne verirsen yer’ diyenin verdiğini yiyişimiz…

Bu tarz en çok Nilüfer’de diyeceğim ama, ’’Arkadaş ne iş bizim ilçeye mi dokunduruyorsun’’ diye atarlananlar çıkabilir, o yüzden en az diğer ilçelerde diyeyim.

Valla ben hala bana insanlığımı hissettiren ve bozuk paralarımın işe yaradığı çay ocaklarına gidiyorum.

Kendimi iyi hissettiriyor aşina olduğum o muhteşem soru

Ne veriiim abime..?

Anlarımı diyorum cevaben,

Eski lezzetler  gönül koysalar da…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ayşe okumuş 2 ay önce

Yüreğine sağlık abim çok güzel anlatmışın eski günleri artık bu tatlar yok malesf

banner234