Sene 1915, dünya savaşları devam ediyor. İnsanlar, etnik kimliklerine göre kendilerine bir yer edinme çabasında. Dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğunun toprakları kapanın elinde kalıyor misali paylaşılmak isteniyor.

24 Nisan tarihi, bizim ülkemiz için 1915 senesinde Çanakkale’de kazanılan Deniz Savaşları Zaferimizin yıldönümüdür. Bu gurur günümüz, Ermeni Diyasporası tarafından yas ilan edilmek isteniyor ve dünyanın kamuoyu önünde kendilerine karşı bir saldırı yapılmış gibi gösterilmek isteniyor. Bunu kabul etmek, mümkün değildir. Tarihi belgelerin, gerçeklerin çarpıtılarak, savaş ortamında yaşanılan olayları bir başka köşeye çekip, Türkiye’yi suçlama gayretleri içinde olmak ise kabul edilmesi mümkün olmayan suçlamalardır.

Ordumuz, ülke ve vatan savunması amaçlı olarak önlem almak zorunda. Birde, vatan topraklarına saldıran düşmanlarla mücadele ediliyor. Bütün dünya ateş çemberi içinde kalmış. Tarihi kaynaklara göre, dünya devletleri ittifak yapmışlar, iki ayrı kutup halinde birbirleriyle savaşıyorlar. Nedeni, toprak paylaşımı ve etnik bazı kabilelere toprak verilip yeni devletlerin kurumak istenmesi.

Bu durumda, Türkiye tabi ki kendi savunmasını yapmak, vatandaşlarının hak, hürriyet ve can ve mal emniyetini sağlamak zorundadır. 1915 olayları da ülkemizin belli bölgesinde, doğu Anadolu Bölgemizde böylesine bir ortamda yaşanmış. Ermeni Çeteciler Osmanlı vatandaşı olan Müslümanlara saldırmaya başlamış, onları öldürmüş, çeşitli işkencelerle topraklarını terk etmeye zorlamışlar. Bunu gören ülke yönetimi de önlemlerini almış. Çareyi, her savaş öncesinde ve sonrasında yaşanılan olaylar gibi tehcir uygulama ile bulunmuş. Bu konuyu bilmekte fayda var. Çünkü, insanlarımız yurt dışına çıktığımızda bizlere soruyorlar. Ermenilere zulüm edildiğini iddia ediyorlar. Türkiye ise senelerce bu konuyla ilgilenmemiş gibi gözüküyor. Çünkü ülke dışında yeterli bilgilendirme yok. Çok şükür, son 20 yıldır arşivleri açtık. Gelin, inceleyin diyebiliyoruz. Türk Tarih Kurumu kayıtlarına baktığımızda ise bugüne kadar dünyanın herhangi bir ülkesinden gelip, “biz Ermeni iddialarını ve Türkiye’nin yaşanılan olayları inceleyeceğiz” diye beyanda bulunup, arşivleri görmek isteyen olmamış.

Bu bilgi bile, Ermeni iddialarının ne kadar basit ve düzeysiz olduğunu ortaya seriyor. Çünkü insanların, herhangi bir konuda fikir beyan edebilmesi için önceden bilgi sahibi olması gerekir. Bilginin temeli de kaynaklardır. Arşivlerdir. Kulaktan dolma sözlerin delil sayılmadığı gibi yine kulaktan dolma hikayelerle bir ülkenin bir toplumun suçlu ilan edilmesine yönelik çalışmaların yapılması, kararların alınmasını kabul etmek mümkün değildir.

Uluslar arası siyasi ilişkilerde yazılı kaynaklar ve yazılı deliller ile sebep-sonuç ilişkileri ön planda tutulmaktadır. Ermeni olayları konusunda ise dünyanın pek çok ülkesi, dini inançları veya siyasi beklentileri nedeniyle böylesine önemli bilgi, belge ve arşivleri yok sayarak kendi istekleri ve tek taraflı kararlar alarak, Türkiye’yi dünya siyasetinde kabul edilmesi mümkün olmayan suçlamalarla karşı karşıya bırakmak niyetindeler.

Bakın, ülkemizdeki önemli siyasetçilerimiz arasında yer alan tarih profesörü Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu’nun yaptığı araştırmalar anlatımıyla, Ermeni olayları ve Türkiye siyasetine etkileri özetle şöyle;

Osmanlı Devleti tarafından yüzyıllar boyunca millet-i sadıka olarak kabul edilen Ermeniler, Avrupa devletlerinin Şark Meselesi olarak şöhret bulan politikaları neticesinde, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zayıflayan Osmanlı idaresine karşı ciddi bir sorun teşkil etmeye başlamışlardır. Fransız Devrimi'nin fitilini ateşlediği milliyetçilik cereyanları ile zayıflayan Osmanlı Devleti'nin topraklarına göz koyan Avrupalı güçlerin Hıristiyan azınlıklardan kendi emellerini gerçekleştirebilmek için yararlanma arzuları, Ermeni Kilisesi tarafından da desteklenen Ermeni milliyetçiliğini teşvik etmiş; başlangıçta burjuva ve şehir kökenli olan ve elitist bir özellik taşıyan Ermeni milliyetçiliğinin Ermeni toplumunun tüm katmanlarına yayılarak ayrılıkçı bir renge bürünmesini hızlandırmıştır. Bu sürecin dönüm noktası, literatürümüzde 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile bu savaşı müteakiben imzalanan Ayastefanos (3 Mart 1878) ve Berlin (13 Temmuz 1878) andlaşmalarıdır.

93 Harbi süresince Rus ordusu ile yakın bir işbirliğine girmiş olan Ermeni Meclisi, savaşın ardından, Rus Çarı II. Aleksandr'a "Fırat'a kadar olan bölgenin Türklere geri verilmeyerek burada Rusya'ya bağlı bir Ermenistan kurulması" şeklinde özetlenebilecek bir muhtıra göndermiştir. Siyasi dengeler sebebiyle gerçekleştirilmesi Ruslar tarafından dahi mümkün görülmeyen bu talebin bir nebze olsun telafi edilebilmesi için Ruslar, anlaşmaya, Ermenilerin sakin olduğu Doğu Anadolu vilayetlerinde ıslahat yapılması ve buradaki Hıristiyanların Kürt ve Çerkeslere karşı korunmasının temin edilmesi gerektiğini bildiren meşhur 16. maddeyi eklemişlerdir. Bu, aynı Küçük Kaynarca Antlaşması’nın (21 Temmuz 1774) 7 ve 14. maddelerinin Çarlık Rusya’sına Orta Doğu politikaları konusunda bir meşruiyet sağladığı gibi Anadolu üzerindeki Rus emel ve tasarrufları için de bundan sonra hukuki bir zemin teşkil edecek bir biçimde düzenlenmiştir.

Ermeni Meselesi artık siyasallaşmış ve Düvel-i Muazzama mensupları, özellikle de İngiltere ve Rusya arasındaki çekişme neticesinde uluslararası bir boyut kazanmıştır. Mevcut durumdan istifade etmek isteyen Ermeniler de bir adım daha atarak hızla yurt içinde ve dışında siyasi teşekküller kurmaya başlamışlardır. Bu teşekküllerin en önemlileri siyasi varlıklarını günümüze kadar sürdüren Hınçak (1887 yılında Cenevre'de kurulmuştur) ve Taşnaksutyun (1890 yılında Tiflis'te kurulmuştur) fırkalarıdır.

Oluşumlarında bariz bir Rus destek ve etkisinin görüldüğü bu teşekküller, Makyavelist bir yaklaşımla, salt büyük güçler arasındaki siyasi çekişmelerin nihai hedefleri olan Türk topraklarında bağımsız bir Ermenistan kurulmasına yetmeyeceğini, gayelerini gerçekleştirebilmek için kendilerine büyük güçlerin çifte standartlı yardımını sağlayacak başka vasıtalara da başvurmalarının elzem olduğunu kısa sürede anlamışlardır. Bu vasıtaların en önemlisi, sonuçlarından Türkiye Cumhuriyeti olarak yakın geçmişe kadar muzdarip olduğumuz şiddet ve terördür.

İşte tarihi gerçekler. Türkler, Ermenilere soykırım yaptı diye iddialarda bulunanlara şamar gibi atılan tokattır bu yazılı kaynaklarımız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246