banner263

Nerdeyse dünyanın tümü ile birlikte yaşadığımız salgın sürecinde ortaya çıkan en önemli olgu  öncelikle ulusların ferasetleri oluyor.

Alınan önlemler hem ağır hem de özgürlükleri  pek çok açıdan kısıtlayıcı olunca insanların bu tedbirler karşısında takındıkları tutum o ülke insanlarının emarını çekiyor adeta.

Bir habere göre;son üç ayda insanlar en çok salgın konulu filmleri indirmişler ya da izlemişler.

Sayıları da pek az değil bu yapımların.

Hepsi bir senaryoya dayansa da   işledikleri konu itibari ile bir ölçüde de belgesel niteliğindeler.( absürtlüğün dibine vuranlarını  katmıyorum tabii)

Sanırım sizlerde izlemişsiniz.

Ben izledim.

Her defasında da gördüm ki,benim milletim olağan üstü durumlarda asla sıradan tepkiler veren,ezberlere dayanan reaksiyonları gösteren vicdan sorunu yaşayan insan topluluklarından değil.

Bu kanıya varmamamın nedeni şu;

Ülkeler ne kadar önlemler alırsa alsınlar karşılarında ciddi tepkiler koyan insanları buluyorlar.

Bu durum filmlerden öte artık haberlerin de bir parçası.

Hadise sıklıkla çığrından çıkıyor ve yağmadan,ev baskınlarına,sözlü sataşmalardan darpa dahası hastalığa yakalananları linç etmeye kadar varabiliyor.

Kısacası virüs her defasında  bu ülkelere destek kuvvetleri ile birlikte saldırıyor.

Sağlık tedbirleri güvenlik tedbirlerine karışıyor salgın kaosa dönüşerek evrimleşiyor.

Ve  bu tip hadiseler en çokta bizim uygar dediğimiz toplumlarda günün fenomen deyimi ile pik yapıyor.

10 Marttan itibaren biz de giderek artan bir yoğunlukla yaşıyoruz koronavirüslü günleri.

İnsanlarımızın çok önemli bir bölümü salgını ekonomik tetikleyicileri ile birlikte karşılamak sorunda kaldılar.

Dolayısı virüsün tek yumurta ikizi yoksulluk daha da güçlenmiş bir şekilde var şimdi karşı cephede.

Politikacıların kısır çekişmelerinin salgının üzerine tuz biber ekmesi,kriz fırsatçıları,ciddi bir çoğunluğu yaşatan günlük gelirin bıçak gibi kesilmesi ve dahası da cabası.

Milletimiz tüm bunlar karşısında paniğe kapılmadan, işi sokağa dökmeden,çareyi düzensizlikte ve kaosta aramadan ,geri dönüşü olmayan yollara sapmadan sağduyusuna sarılıp bir kez daha feraset dersi veriyor tüm dünyaya.

Hiç şurada dükkanlar yağmalandı,

Burada halk güvenlik güçleriyle çatıştı,

Orada insanlar birbirlerinin konutlarına tecavüz etti,

Beride hastalık taşıyanlar linç edildi…

Gibisinden haberler duydunuz okudunuz ya da bizzat tanık oldunuz mu?

Duymadınız,okumadınız,tanıkta olmadınız.

Çünkü bunların hiç biri olmadı olmayacak.

Şimdi şu söylenebilir;

Evet onlar olmadı ama insanlar sürekli sokaklardalar.işi olanda dolaşıyor olmayan da izolasyon sosyal mesafe filan hak getire.Bir de marketlerde çukulatalı bisküvi almak için sıra bekleyenler var’’

Bunlar doğru;

Ama bu konuda ki genelleme ve empati noksanlığı yanlış.

Kişilerin olağan üstü durumlar karşısında takınacakları tavrı tek tipe orantılamak kesinlikle doğru bir yaklaşım olamaz.

Bir de işin görselliği yok.

Yani virüs somut olarak görülemiyor ki insanlar korkup kaçsınlar.

Vakalara bizzat tanık olanların sayıları da çok değil.

Salgın çoğumuz için istatistik tablosunda ki veriler,hocaların konu ile ilgili açıklamaları ve haberlere yansıdığıyla sınırlı kalan hastane görüntüleri.

Dolayısı insanlarımızın bu hadiseyi biraz da hafife almaları çok ta şaşılacak bir şey değil.

Çikolatalı bisküviye gelince eminim o kişi sadece onu almak için çıkmamıştır sokağa,kim bilir belki de onun listesinde olanlar başkaları tarafından laf olsun diye alınmıştır.

Olamaz mı?

Evet seksen üç milyon nüfuslu kocaman bir ülkeyiz. 

Hepimizin yaşanılanlarla ilgili algısının ve tepkisinin aynı olması elbette beklenemez.

Dolayısı çeşitli yerleşim birimlerinde münferit farklı hadiseler cereyan ediyordur.

Ama yukarıda sorduğum soruların yanıtları çok şükür ki kesinlikle hayırdır.

Evlerine çekilebileceklerin tamamına yakını hem kendini hem de diğerlerini korumak amacıyla balkonlarından camlarından izliyor şimdilerde hayatı.

En muhtaç olanları da bu skalaya dahiller.

Kimsenin oraya buraya saldırıp yağmalamaya niyeti yok.

İddia ediyorum akıllarına bile gelmiyordur.

Kaldı ki,gücü yetenler bu süreçte işlerini kaybedenlere,sağlık çalışanlarına evlerinde yemekler yapıyorlar,bakkallara giderek veresiye defterlerini satın alıyorlar.

Milyonlarcası da yardım kuruluşlarına destek veriyorlar.

Ha bir de;

Bu koşullar altında bile Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100.yılını ve çocuk bayramını öyle bir  kutlamışlıkları var ki;

Sesleri değil dünya da evrende yankılandı.

Türk Milleti’nin salgın konusunda ki ortak tavrı en çokta kendisine yardım etmek üzere çırpınan,hayatlarını ortaya koyan ve hatta bazıları bu uğurda ebediyete göç eden sağlıkçılarımız başta olmak üzere gönüllü ve görevlilerimiz ile güvenlik güçlerimizin ellerini kuvvetlendirdi.

Alexandre Dumas’ın ‘Birimiz hepimiz,hepimiz birimiz’’sözü bu topraklarda bir kez daha vücut buldu.

Demem o ki;

Bu salgında en büyük alkışı Yüce Türk Milleti hak etti,ediyor.

Hele yirmi yaş altı ve altmış yaş üzeri vatandaşlarımız sadece dışarı çıkmamakla kalmıyorlar, özverinin manifestosunu yazıyorlar.

Bir kez daha bu milleti en iyi tanıyan kişinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğu tescillendi.

Tescil kodu da o yürek kabartan, göz yaşartan asla unutulmayacak sözü oldu

’’Büyük işleri yalnız büyük milletler yapar’’

Bu beladan da kurtulacağız nicelerinden kurtulduğumuz gibi hiç şüphem yok.

Çünkü bizim büyüklüğümüz göreceli değil

Tıpkı gönlümüz ve yüreğimiz gibi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254