Türkiye gibi ülkelerde gündemin çok değişik konularda oluştuğu ve sürekli değiştiği izlenimini edinmemize rağmen, detayına girince hepsinin aynı noktada toplandığını görüyoruz: Ekonomi ve siyaset.

Cumhurbaşkanı'nın TİM'de yaptığı konuşma işin özeti aslında.

Birincisi; ekonomik göstergeler çok iyiye gidiyor, Türkiye büyüyor;

İkincisi; CHP, adalet yürüyüşü ile ülkenin aleyhine çalışıyor.

Bana göre ikisinde de tespit hataları var.

Birincisinden başlarsak; Türkiye'nin büyüme hızı, ilk çeyrekte yüksek çıktı. Ama dünyanın ekonomileri puanlayan kuruluşları, bizi kıskandığı için, mahsus aleyhte rapor açıklıyorlar.

Evet, TÜİK hesaplama modelini değiştirdi, yeni bir hesap modeline göre ilk çeyrekte ekonomi büyüdü. Ama hükümet bürokratları dışında diğer iktisatçılar bu büyümenin nasıl gerçekleştiğini henüz anlamış değiller.

Gelelim bizim büyümemize. Büyüme TÜİK verilerine göre, ihracattan kaynaklandı. Daha çok hani 'bizi çok kıskanıyorlar, onlar kimmiş, istersek ilişkileri keseriz' dediğimiz Avrupalılar varya, onlar bizden mal satın aldı ve ihracatta bir önceki döneme artış gerçekleşti. Yani önce onların ekonomileri iyi olacak, senden mal satın almaya karar verecek ondan sonra senin mal satabilme imkanın gerçekleşiyor.

Unutulmamıştır umarım, 2009 yılında Avrupa Mortgate krizini yaşarken, mal almayı yavaşlatmıştı, Türkiye o yıl eksi 4 büyümüştü.

Bir de belirtmekte fayda var; Avrupa 18 milyar euro ile dış ticaret fazlası verdiğimiz tek yer. Geri kalan ülkelerin tümünden dış ticaret açığı veriyoruz. 

Gelelim büyümenin ikinci ayağına. Piyasaya hükümetin verdiği kredi ve uyguladığı mali politikalar sayesinde piyasada bir nebze olsun rahatlama yarattı. Ama bu hareket destekle oldu, destek bitince ne olacağını henüz bilemiyoruz. Muhtemel yeniden durgunluk başlayacak. Çünkü piyasayı fonlayan bankalar, ağırlıklı olarak hükümetin kontrolündeki bankalar, piyasaya kredi veriyorlar.

Kredi nasıl verilir ve kredi verilen para nereden elde edilir? Bu bankacılığın abc'si. Mevduattan tabii.

Ama bu işte de bir terslik var! Çünkü bankaların verdiği kredi, topladığı mevduat miktarını çok aşmış durumda. Nisan ayı itibariyle yüzde 140. Yani banka 100 lira mevduat toplamış, ama 140 lira kredi vermiş.

Nereden almış bu parayı? Tabi ki yurtdışındaki finans çevrelerinden.

Kim kefil buna? Hazine yani devlet.

Yani detaya inince ekonominin borcu artmış. Piyasa da bu kredilerle biraz rahatlamış. Yukarıda dediğim gibi bu hep böyle fonlamayla gider mi, bilmiyoruz.

Gider diyebilmemiz için, büyümenin en önemli ayağı olan yatırım meselesine bakmamız gerekiyor.

Yatırım neredeyse hiç yok.

Oysaki büyüme esas olarak yatırım yapılarak olur. 2015 yılından beri sanayide çivi çakılmıyor.  Makina ve teçhizat yatırımı çok kötü durumda. Sanayi yatırımlarında bir önceki yıla göre gerileme var.

Artış ve yatırım olan yer tüketim. Tüketimde büyüme var. Ama ekonomiler için bu sürdürülebilir bir durum değil.

AVM, stadyum,  inşaat, altyapı yatırımları devam ediyor.

Sanayide yatırım olmadığı için gerçek büyüme olamıyor ve büyümeye olmayınca da işsizlik artıyor. İşsizlikte düşme var deniyor. Sanayi istihdamında artış yok. İşçi alımı da ya devlet kaynaklı ya da SGK'yı devlet ödemeyi üstlendi, KOBİ’ler ve küçük esnaf işçi almış gibi davranıyor. 

Dolar düştü, Lira değer kazandı. Bunun da bizimle ilgisi yok. Doların düşmesinin nedeni FED'in faiz artışı yapmamasıdır. Ayrıca Tramp'ın uygulamaya sokmak istediği 'Korumacı Ticaret politikaları' konusunda ciddi bir adım atamaması, uluslararası paranın Amerika'dan kaçmasını sağlıyor ve doların değeri düşüyor. FED faizi arttırsın, para yeniden güvenli liman denen Amerika'ya kaçar.

Dolayısıyla ekonomi üzerine 'çok iyi gidiyor' tanımlamaları, doğru değil.

...

Gelelim ikinci konuya yani CHP'nin başlattığı 'adalet yürüyüşü'ne.

CHP ve Kılıçdaroğlu çok önemli ve doğru zamanda bir protesto eylemine başlamıştır. Çünkü çağımızda bir devletin ayakta kalabilmesinin tek unsuru Demokrasi'dir.

Demokrasi ise, üç önemli ayaktan oluşur.

Bunlar; yasayı yapan, yasayı uygulayan ve anlaşmazlıklarda sorunu çözen olmak üzere oluşturulmuş üç ayrı nitelikteki kurumdur.

Yani modern adıyla, “Yasama, Yürütme ve Yargı”dır. 

Yargı diğer iki kurumun elinde ve emrinde olmayan ve  'Adalet'ti uygulayan kurumdur.

Ancak, bizim ülkemizde, parlamentoda çoğunluğu bulunan grup, hükümeti kurmakta, dolayısıyla yasama, yürütmenin hatta sadece yürütmenin başı olan cumhurbaşkanının emrindedir.

Buna bir de OHAL uygulamaları ile hem yasamayı hem de yargıyı devre dışı bırakan KHK'ları eklediğimizde, yasama-yürütme-yargı neredeyse tek kişinin elinde bir yönetim modeli vardır diyebiliriz.

 Mevcut duruma; 2500 yıl önce yaşamış Aristo ve 250 yıl önce yaşamış Montesguie ile yanıt vermek istiyorum.

Aristo:; "iktidar, tek kişiye aitse rejimin adı monarşi, bir zümrenin elinde ise aristokrasi, tüm yurttaşlara ait ise demokrasi" denir.

 Montesguie: "devlet yapılanmasında yasayı yapan, uygulayan ve uygulamadan ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözen güçler tam olarak birbirinden ayrılmalıdır ki, korkunun olmadığı bir ortam oluşsun. Aksi halde yasa yapma ile yasayı uygulama gücünün aynı organda olması ve de yargı yetkisi ile yasa yapma yetkisinin aynı organ tarafından kullanılması durumunda, özgürlüğün ortadan kalkacağı ve bunun da  'despotluk'  olacağı " açıktır.

Onlar, o zaman yazmışlar, biz bu zaman yaşıyoruz bunları.

Bu nedenle CHP, çok doğru bir tespit ve taleple 'adalet yürüyüşü'nü başlatmıştır.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161