Geçen hafta Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı; “okuma oranı arttıkça kendisine afakanlar bastığını ve cahil, okumamış halka daha çok güvendiğini, Türkiye'deki en tehlikeli kesimin üniversite mezunları olduğunu iddia etmişti.”

Buna herkes çok şaşırmıştı. Ben normal karşılamıştım. Çünkü hem aranan şey, hem de olan şey zaten tam bu değil mi?  Bu hoca da, hiç değilse açık açık konuşmuş.

 

Eğitim geriliyor.

 

Bakın eğitime,  son 10 yılda yapılan 5-6 adet model değişimi, eğitimde kaliteyi oldukça düşürmedi mi?

Geçen yıl 4 yıllık üniversiteye yani Lisans Yerleştirme Sınavı’na katılan öğrencilerin durumu incelendiğinde son beş yıla göre bir gerileme yok mu?

Örneğin, geometri testinde başarı geçen yıla göre 2 puan düşmüş. Türk Dili ve Edebiyatında ise,  5 yıl önce testin ortalaması 1 düşmüş.

Kimya testi,  5 yıl önceye göre 3 puan düşmüş. Keza İngilizcede ise,  5 yıl önce ortalamada 5 puan düşme var.

Yani dünya küreselleşirken, ortalama olarak alındığında ülkemizin çocukları eğitim alanında her geçen gün geriliyor. Dolayısıyla dünya ile rekabette geri gidiş yaşanması muhtemel.

Bu gerileme nedir?

 

Bence iki önemli nedeni var.

Birincisi, ülkenin genel kültürel durumu,

İkincisi,  eğitim sisteminde yapılan ideolojik oynamalar.

İkinci neden hakkında çokça yazı yazıldı, yorum yapıldı. Bu nedenle ben birinci nedeni yani kitap ve eğitimle olan kültürel ilişkimizi aktarmak istiyorum.

Önce bu konuda yapılmış olan ciddi bir anket:

Anket Uluslararası Eğitim Başarıları Değerlendirme Kuruluşu'na ait araştırma;

Türkiye’de evlerde bulunan kitap sayısına ait. Bu konuda Türkiye anket kapsamındaki tüm ülkelerin ortalamasının altında kalmış durumda.

Türkiye'de 100'den fazla kitabı olan hane sayısı yüzde 5 imiş. Evlerin yüzde 40'ında ise 10'dan ve daha az kitap bulunuyormuş. Ve 40 milyon insan, hiç kitap okumuyormuş.

Anne babaların sadece yüzde 22'si okul öncesi çocukları ile kitap okuyor, yüzde 25'i hiç okumuyor, yüzde 53'ü ise bunu ara sıra yapıyor veya yapmanın doğru olduğu kanaatinde imiş.

 

1 Japon yılda 25 kitap okuyor, tersi olarak ülkemizde ise 6 Türk'e 1 kitap düşüyormuş.

İkincisi; kültür tüketimine ait. Bu konuda da ülkemiz sınıfta kalmış durumda. Şöyle ki;

 

Türk insanı TV izlemeyi; okumaya, tiyatroya, baleye, operaya, klasik müzik konserine gitmeye, diğer sanat etkinliklerini izlemeye tercih ediyormuş.

Avrupa Birliği ülkelerindeki TV seyircilerinin yüzde 88.9'u haber ve haber programlarını izlerken, Türk TV seyircisi ise, yüzde 70 ile en çok yerli dizileri ardından yüzde 60 ile sporu, yüzde 60 ile magazin programlarını izliyormuş.

Üçüncüsü; gazete okuma alışkanlığı üzerine.

Gelişmiş Avrupa ülkelerinde satılan her 100 gazeteyi 20 kişi para ödemeden okurken,

Türkiye'de ise satılan her 100 gazeteyi, 300 kişi para ödemeden okuyormuş.

Eee ülkenin durumu bu olunca tabii ki memnun olunacak. Okumuş, dünyayı anlamış insan;  sorgulamaya, kıyaslamaya başlar. Bu da sanırım kafa kaldırmayı, hak aramayı, eleştirmeyi tetikliyor. Tabii bunlarda oldukça zararlı şeyler(!) Bırakın böyle kalsın !..

Hiç değilse rektör yardımcısı prof Arı, açık konuşmuş: Cahil insan kafası berrak insandır! Uğraştırmaz!..

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner192