banner262

İnsanlar arasındaki ilişkilerde en büyük etken iletişim. Nedeni, eğer insanlar birbirleriyle konuşmayı becerebilseler, kendi dertlerini ve sıkıntılarını çözme konusunda öylesine yol alacaklar ki, dertler bir anda bitecek. Mutlu ve huzurlu günler gelecek.

Dünyadaki ülke sınırlarının belirleyicisi olan 1945 yılında alınan Birleşmiş Milletler Şartı sözleşmesi, artık işgalle, savaşla ülke toprağı alınmasına izin vermemektedir. Buna rağmen 1991 yılında Minsk anlaşması ile Sovyetler Birliği’nin dağılması ile aynı yıl açıklanan Alma Ata bildirgesiyle kurulan yeni devletlerin, sınırlarının aynen korunması şartıyla kabul edilmesi iletişimle insanlar ve ülkeler arası, devletler arası sıkıntıların çözümüne örnek gösterilmektedir. Yine, 1992 yılında Orta Avrupa’da başlayan ve Yugoslavya’nın dağılmasına yol açan olaylar ile 1995 savaşları sonrasında 1992 yılındaki Badinder Komisyonu raporu dikkate alınarak belirlenen sınırlar, en son 2006 yılında Karadağ’ın, 2008 yılında ise Kosova’nın bağımsızlık ilan etmesinin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesiyle yeniden düzenlenmiştir.

Dünyadaki göç anlaşmalarından ülkemizi ilgilendirenleri de hatırlayalım. 16-29 Eylül Osmanlı-Bulgar Barış anlaşması ile 01-14 Kasım 1913 Osmanlı-Yunan Barış anlaşması, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış andlaşması, 30 Ocak 1923 Türk ve Yunan-Rum ahalinin mübadelelerine dair andlaşmalar ilk düzenli göç anlaşması olarak bilinmektedir.

Bugün ise Suriye’de yaşanılan olaylar ve iç savaş yüzünden bu ülkeden 10 milyondan fazla insanın ülkelerini terk edip, başka ülkelere göç ettiklerinden söz edilmektedir. Suriyeli göçmen sıkıntısı dünyada en fazla Türkiye’nin başını ağrıtan sorunların başında gelmektedir.

Bugün, Ortadoğu merkezli olarak dünyayı ateş çemberi sarmaya devam etmektedir. Tıpkı, 1914 yılında Almanya’nın sömürgeci düzeni artırma niyetiyle başlattığı 1. Dünya savaşında olduğu gibi dünyadaki pek çok devlet bugün 3. Dünya genel savaşının başlayıp başlamayacağını tartışmaktadır. Peki, bu konu böylesine kolay olabilir mi? Sorusuna cevap ararsak, ne gibi senaryolarla karşılaşıyoruz.

Amerika’nın Suriye ve İran’a karşı petrol savaşları ve ekonomik çıkar üstünlüğünü elinde tutabilme adına saldırması, Rusya’nın da bölgedeki toprak altı zenginliklerden kendisine pay çıkarma arzusu ile birleşince ortaya ister istemez, iç savaşlar ve kanlı olayların sahnelenmesi çıkıyor.

Bu olaylarda düzensiz göç dalgasını tetikliyor. Bugün, Türkiye, köprü görevi ve göçmenlerin barınma merkezi gibi işlev gören ve onları sarıp sarmalayan bir ülke görümündedir. Oysa ki, Türkiye’nin göç yolunu açık bırakıp, sınırları açmasıyla beraber, Avrupa’nın pek çok ülkesi, düzensiz göçmen ve istenmeyen kişilerle karşılaşacaktır.

İşte bu durum, dert ve sıkıntıların bir masa etrafında oturulup, tartışılıp, ortak bir nokta belirlenip çözümlenmesi yerine, eli silahlı bölücüler, militanlar ve ülkelerin askeri güçleriyle çözümlenmek istenmesi, gerçekten ülkeler arası ismi konulmamış bir savaşın yaşanmasına yol açmaktadır.

Tarihte bu olayların pek çok örnekleri mevcuttur.

Birleşmiş Milletler, dünyanın barış ve huzuru açısından taraf olmakla beraber, olayları çıkaran ülkelerin, daimi beş temsilciler arasında yer alması nedeniyle savaşların sona erdirilmesi ve bitirilmesine yönelik karar almakta güçlük çekmektedir. Sözün kısası, bu konularla ilgili Birleşmiş Milletler, sürekli konuşmasına rağmen, yaptırım ve bastırma gücünü kullanamamaktadır.

Şimdi, gelelim, konunun Türkiye ile ilgili meselelerine.

Düzensiz göç nedeniyle bir iç huzursuzluk söz konusu.

Askerlerimizin sınır ötesi harekatları ve başarılı operasyonları sayesinde, ülkemizin içinde yaşanılan terör olaylarında önemli azalma görüldü. Teröristlerin barınma merkezleri yok edildi. Göçmenlerin ülkelerine geri dönmeleriyle ilgili pek çok proje ve teklif geliştirilip, Birleşmiş Milletlerin onayına sunuldu. Mesela, Suriye Topraklarında oluşturulmak istenilen güvenli bölge ve yeni yerleşim alanları gibi projeler, dünya kamuoyunda büyük bir dikkatle ve sevinçle karşılandı.

Şimdi, Libya meselesi var.

Libya’nın huzur ve güvenini sağlama konusunda bu ülkeye asker gönderilmesi kararı alındı. Bu karar, Libya resmi hükümetinin istemi üzerine gerçekleşti. Bazı batılı ülkeler ve süper güçlerin destekledikleri darbeciler ise bu karara sert tepki gösteriyorlar. Türkiye, Akdeniz’deki doğal kaynaklar ve su altı zenginliklerin ve canlı olmayan doğalgaz, petrol gibi ekonomik kaynakların aranıp çıkarılması konusunda Libya ile işbirliği yaptı. Bu karar, ülkemiz açısından büyük bir başarıdır. Çünkü, 1982 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, bölge Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi olarak gözüküyor. Sözleşmede yazılı hakça bir sonuç ortaya çıkarılması için uygun kuralların oluşturulması maddesi, Türkiye’nin bu konudaki elini güçlendiriyor.

Birleşmiş Milletler, deniz yatağı ve deniz altındaki zenginlikleri insanların ortak mirası olan bir deniz alanı olarak değerlendiriyor.

Bu durumda, Türkiye’nin kendi ekonomik çıkarlarını korumak istemesi, bunu yaparken de dost ve müttefik ülke olan Libya’ya asker göndermesi gayet olumlu bir sonuç değil midir?

Libya’ya asker gönderilmesine karşı çıkanlara sormak lazım. İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya’nın orta doğuda ne işleri var? Onlar ekonomik çıkar peşinde koşarken, Türkiye seyirci mi kalsın..?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254