Sabahın erken saatlerinde denizden gelen yosun kokusunun eşliğinde Mudanya iskelesinden Hamdi Karahasan vapurunun ön bölümü baş üstünde yerimizi aldık, bu kez istikametimiz Büyükada.

Tazecik simit yanında çaylarımızı yudumlarken, denizin güzel esintisi ve sahil manzarasının keyfini çıkartıyoruz. Büyükada’ya vardığımızda hedefimiz olan Kınalıada’ya giden motorlarla yolculuğumuza devam ediyoruz.

Kınalıada adını, ada toprağının kızıla çalan renginden alıyor. Artık pek bu rengi görmek mümkün olmasa da; Kınalıada'ya yaklaşırken, neredeyse adayı çepeçevre saran kumların rengini hemen görüyorsunuz. Bir de tabii adanın güzelliğine pek de yakışmayan televizyon vericilerini.

Kınalıada, Prens Adaları diye bilinen ada topluluğunun meskûn olanlarının içinde İstanbul’a en yakın adadır. Belki de bu yüzden, Bizans döneminde ada sürgünlerinin çoğu buraya getirilmiştir. Bu sürgünlerin en önemlisi Romen Diyojen’dir. Eski adı Proti olan adanın adı, demir ve bakır madenlerinin etkisiyle kızılımtırak olan toprağının renginden gelir. Tarihi dokusu da çok fakirdir. Adalar’daki tek Ermeni Kilisesi Surp Krikor Lusavoriç'tir. Manastır Tepesi diye bilinen yerde de Rum Ortodoks Hıristos Manastırı vardır. Ada betonlaşmayla adeta İstanbul'un küçük bir kopyası haline gelmiş.

Kınalıada demek, plaj, deniz ve güneş demek. Diğer adalardan çok daha uzun plajları var, Kınalı'nın. Ama tesis pek fazla değil. Sanki, ada halkı da dışardan çok fazla ziyaretçi gelsin istemiyor gibi. Bir tek, Ayazma Plajı'na kurulu Kamos tesisi yazın en kalabalık günlerini yaşıyor.

Kınalıada, trafikten uzaklaşmanın tek yolu; çünkü burada, adalarla özdeşleşen fayton dahi yok. Tek alternatifleriniz, yürüyüş ya da bisiklet. Ya da eğer beklerseniz iskelenin önünden kalkan belediye minibüsleri. Doğal hayatın bütün renklerini bulacağınız bölgede, karmaşa, korna sesleri yok!

İskeleye indiğinizde eğer şanslıysanız, belediyenin minibüsünü yakalayabilirsiniz. Ama bu sadece, gidişte söz konusu. Dönüşü yine, yürüyerek yapmanız gerekiyor. Kısacası, Kınalı'ya gelince yürümeyi göze almak gerekiyor. Tabii vaktinizi tamamen iskele civarında geçirmeyi planlamıyorsanız ya da iskelenin solundaki bisikletçilerden kendinize uygun bir tane seçmediyseniz.


Biz minibüse atlayıp, adanın tek tesisi sayılabilecek, Ayazma Plajı'na doğru yol alıyoruz.

Yolda dantel gibi işlenmiş birkaç ev dışında, diğer adalardaki gibi, pek fazla tarihi bina yok. Daha çok yeni binalar var, hep etrafta; ama çiçekler içinde yine de gezmeye değer, Kınalı Sokakları. İskelenin tam karşısındaki ikiz Sirakyan evleri, adanın mimari özellik ve güzellikteki tek yapısı. Sol taraf balıkçı barınağı ve çay bahçelerine uzanıyor.

Minibüs sizi, adanın tam arkasındaki Ayazma-Kamos tesislerinin tam önüne kadar getiriyor.

Genelde Ayazma'ya gelenler memnun. Ada olduğu için, zaman zaman her aradığınız yiyecek içeceği bulamayabilirsiniz. Bir de minibüsü kaçırırsanız, uzun ve yokuşlu bir yürüyüş sonunda buraya ulaşıyorsunuz. Ama otomobilden, trafikten uzak olmak, bunlara değer gibi geliyor. Çünkü Kınalı'nın havası bir başka temiz.

Ayazma Koyu'nda, Kamos tesislerinin yanında, bir de halk plajı var. Ama şezlongları ve şemsiyeleri ile diğer tesisleri pek de aratmıyor.

Ayazma'dan çıkıp, daha tepelere doğru yöneliyoruz. Toprak bir yokuş var önümüzde. Galiba biraz daha serin; bir günde gelmek lazım, Kınalıada'nın tepelerine.

Kınalıada'nın en yüksek tepesine kurulu Hristos manastırı, Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in sürgün yıllarında yaptırdığı bir manastır. Zaten imparatorun mezarı da manastırın önünde. Yalnız buraya, 15 dk'lık bir yokuştan çıktıktan sonra vardığınızı da hatırlatalım.



Tarihte hep sürgün için gelinmiş adalara... Kalan tarihi binalar da hep sürgün hikayaleri ile dolu. Romen Diyojen'in Hristos Manastırı, sadece cumaları halka açık, bunun dışında manastır özel izinle geziliyor. Bir de "Şu güzel manzaraya karşı oturacak, birkaç bank olsa burada" dedirtiyor, insana doğrusu.

Su Sporları Kulübü, Kınalıada'nın simgelerinden. Buradaki olimpik yüzme havuzu, her yıl birçok yarışa sahne oluyor.

Kınalıada Su Sporları Kulübü, üyelik sistem ile çalışıyor. Üyelerin yanında, misafirler de tesisten yararlanabiliyor. Su sporları yapan gençler, çoğunlukta; tabii kulüpte.

Kulüp çıkışında kapıda şemsiyesi ile pırıl pırıl bir dondurma arabasını görünce, Dondurmacı Yücel'in yanına gidiyoruz hemen. Meşhur gül şeklindeki dondurmasını yapıyor, bize.

"Gerçek meyvelerden, eski usulde yaparım dondurmamı" diye anlatıyor, Dondurmacı Yücel.

Dondurmamızı yiyerek, tekrar iskeleye doğru ilerliyoruz. Kınalı'nın en eski lokantası Mimoza, tam denizin üstünde.



İskelenin solundaki son derece modern olarak inşa edilmiş "Camii"yi görmeden dönmeyin.

Biz, bir de dönmeden Kınalı'nın çarşısına girelim diyoruz. Esnaf da biraz pahalı olduğunu kabul ediyor, Kınalıada'nın.

Bir yandan motorcular müşteri toplamaya çalışırken; bizim vapur da iskeleye yanaşıyor.

Kınalıada'da kalacak hiçbir yer yok. Bu yüzden akşam olunca, ya son vapuru kaçırmadan şehre dönmek, ya da diğer adalara gitmek gerekiyor. Adalar gezimizin ilk durağını Kınalıada; yürümek ve güzel bir manzara ile farklı bir geçirmek istiyorsanız sizleri bekliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254