Önceki gün güçlü deprem sarsıntıları ile sallandık. Balıkesir merkezli ve güçlü hissedilen depremler unuttuğumuz gerçeklerle yeniden yüzleştirdi hepimizi. Ve yine doğa ile kavga etmenin insanlık için ne kadar pahalı bir bedel ile sonuçlanacağını hatırladık.

 

Tarihi dokusu kadar ticari gücü de önemli olan Bursa'nın deprem ve yaşam mücadelesine her an tanıklık ediyoruz. Küresel ısınma ve toplumsal erozyon tüm yeryüzünü olduğu gibi Bursa'yı da vurdu. Çok uluslu ve kültürlü bir toplum olan Bursa, birçok açıdan kırmızı alarm veriyor. Elbette bunu birilerini eleştirmek ya da yermek için söylemiyorum. Yaşama dair gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Çarpık yapılaşmanın ve düzensiz göçün merkezi haline gelen Büyükşehirler gibi Bursa'da, son 30 yıldır yeşilden griye doğru ciddi bir renk değişimine gidiyor. Büyükşehirlerde artan sanayi, azalan yeşil alanlar ve herşeyden önemlisi boşalan köyler sorunu Bursa içinde geçerli bir sorun. Bu sorunun kent genelinde çözümlenebilmesi için kolektif bir akla ve uygulama bütünlüğüne ihtiyaç var.

 

Kentlerin yeni bir yaşam dönüşümüne ihtiyacı var. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Millet Bahçesi çıkışlarını destekliyorum. Elbette ülke genelinde bunun yaygınlaştırılması şart. Bursa adına özellikle niteliksiz göç ile artan çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi gerekiyor. Deprem, heyelan ve sel özellikle çarpık kentleşme olan yerlerde ağır yıkımlara neden oluyor. Çarpık yapılaşmanın Bursa'da önüne geçmenin en iyi yolu kentin doğusunda var olan iş olanakları eksikliğini ortadan kaldırmak. Kentin doğusunda var olan istihdam alanı yetersizliği nedeniyle yüzbinlerce insan her sabah doğudan batıya, her akşam batıdan doğuya ekmek parası için seyahat ediyor.  Ve yine böyle bir trafik ağında kentin ulaşım ağını her koşulda etkileyen bu durumu Bursa'da pozitivist bir yaklaşımla kısa sürede çözmek mümkün görünüyor.

 

**

 

 

Doğal yıkımlar ve çevre sorunları ile ilgili olarak Akademik Odalar başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları sessiz. Kent adına muhalefet olmak ya da eleştiri üretmek dışında farkındalığı olmayan bu benzer yapılar aslında kente de yük oluyorlar. Bu yapılardan siyasetten uzak duran hiçbir açıklama duymak mümkün olmuyor. Ve maalesef herkes kendi güttüğü siyasete göre davulunu çalıyor. Yani tokmak belli tokmakçı belli…

 

Gelişemeyen ve var olan bu durum kenti ve kentlileri yoruyor. Bursa'nın geleceği için aynı masa etrafında toplanmaktan öte aynı yaşam alanında yaşadığımızı kabul etmemiz gerekiyor. Aksi durumda ne depremden ne de başka bir doğal afetten korunabilmemiz mümkün değil. Aynı havayı soluduğumuz Bursa'yı aynı samimiyetle sahiplenirsek, doğamızda yaşamımızda hayat bulur.

 

 

Sanayici Bankalardan muzdarip…

 

 

Türkiye'nin geleceği üretimden geçiyor. Bunu her fırsatta ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ne kadar haklı olduğunu Bursa sanayicileri ile gerçekleştirdiğimiz sohbetlerden de okuyoruz. Geçtiğimiz günlerde genç sanayicilerimizden birisi Bankacılık sektörünün yükselen kar marjına değindi. İfade ettiği cümleleri değerlendirdiğimizde sanayicilerin derdine hak vermemek elde değil.

 

 

Genç sanayicimiz bankacılık, üretim ve sanayicilerin geldiği noktayı şu ifadelerle açıklıyor: "Bugün baktığımızda bankalar sıralamaya giriyorlar büyümeleri yüzde 30 civarında. Peki bankalar büyüyor da kimler küçülüyor? Kimler büyüyemiyor? Sanayi demek üretim demek, istihtam demek. Paranın maliyeti bu denli yüksek olursa bu denli pahalı olursa hangi sanayici büyüyebilir? Hangi sanayici uluslararası platformda güç sahibi olabilir, rekabetçi olabilir? Sanayi üretemezse yeni sanayiler kurulmazsa gençlere yeni nesile nerelerde iş bulacağız? Yeni AVM'ler var tamam ama internet çağında bunlarda gidecek. Genç nesil bazı enstrümanlarla yurtdışına çıkıp orada kalmak istiyor. İş gücü yüksek bir ülke olmaktan adım adım uzaklaşıyoruz. Lütfen birisi bu bankaların piyasadan ve sektörlerden orantısız büyümesine bir dur desin."

 

 

Türkiye'nin geleceğini düşünen, var olan üretim potansiyelini okuyan ciddi bir üretici kitlesi var. Bu ülkemiz adına umut verici. Ancak onlarında haklı sitemlerini, serzenişlerini ve öngörülerini iyi analiz ederek çözüm üretebilecek sistemler inşa etmeye mecburuz. Görüyoruz ki, sanayicilerinde nitelikli ve kaliteli sanayi bölgelerinden önce kendilerine güç katacak bankacılık ve finans sistemlerine ihtiyaçları var.

 

 

İnşallah 2020 yılında bu konuda da Ankara gerekli pozitif adımları atarak iş dünyasının beklentilerine cevap verir… İstikrar ve istihdam artar temennisiyle bereketli bir gün diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254