ANKARA KULİSİ

Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) girme şansının daha önce hiç bugünkü kadar az olmadığını açıklamış. Çok üzüldük!

AB’nin yıllardır Türkiye’yi kapıda bekletmesinin temelinde öne sürdükleri kriterlerden farklı nedenler mevcut. Türkiye’nin nüfusu ve dini Avrupalıları korkutan en önemli iki gerçek. AB’ye üye olması halinde oranın ikinci büyük gücü olacağı için korkuyorlar.  Rahatsız oldukları diğer neden ise Hristiyan Avrupa’ya Müslüman Türkiye’nin üye olma realitesi. Hiç unutmam, benim de izlediğim AB’nin Brüksel’deki merkezindeki bir panelde, eski Başbakan Mesut Yılmaz muhataplarına, “Kusura bakmayın da Avrupa istiyor diye dinimizi değiştirecek değiliz” diye tepki göstermişti.

Yakın zamana kadar “Hristiyan Topluluğu” olan AB ilk kez Bosna Hersek’i kabul ederek istisna bir davranış sergiledi. Bunda “Hristiyan Topluluğu” suçlamalarından kurtulmak gibi bir sebep de aranabilir. Gürcistan’ın bile benimsendiği AB’de Türkiye’nin önüne güçlükler çıkarılması riyakarlıktan başka şey değil. AB’de Türkiye’nin önünü kesen ülkeler Almanya, Fransa ve ayrılık kararı alana dek İngiltere’dir. 

Bugün AB’nin patronu Alman siyasiler garip garip açıklamalar yapmak yerine “nerede hata yaptık?” diye sorsalar eminim daha yararlı olur. Zira Türkiye’yi uzakta tutan, kapıdan içeri sokmayan, farklı bir ortaklık modeli öneren AB siyasilerinin “Türkiye bugün AB’ye her zamankinden çok uzak” şeklinde demeçler vermesi kadar saçma şey olamaz.

Haksız değil

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Avrupa’da son dönemde yaşananlarla ilgili değerlendirmesinde “Şimdiye kadar maşalarıyla silah verdikleri, sırtını sıvazladıkları terör örgütleriyle, bir dolara satın aldıkları ajanlarıyla bizi sıkıştırmaya çalışanlar artık sahaya indiler. Maskeli balo sona erdi” dedi. Son derece haklı bir tespit. Avrupa, samimiyetsiz, öteki gibi bakan, ikiyüzlü, riyakar tutumundan vazgeçmek zorunda. Aksi halde gerilimin sona ermesi zor. Onlar samimi davranmaya başladığında Türkiye’den de aynı yaklaşımı göreceklerdir.

Rusya- İsrail

İsrail çoğu kez çeşitli ülkeler tarafından uluslar arası ilişkilerde sergilediği sorumsuz politikalar yüzünden ‘baş belası’ bir ülke olarak nitelendirilir. Bugünlerde Rusya’nın da hedefi oldular.  Suriye'de yaşanan son gelişmeler iki ülke arasına kara kedi girmesine yol açtı. İsrail savaş uçaklarının Palmira yakınlarındaki bir askeri hedefi vurması Suriye hava sahasının ihlali anlamına geliyor. Orada patron olan Ruslar bu duruma kızdı, İsrail’den açıklama istedi. İsrail'in Moskova Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığına çağıran Ruslar endişelerini iletti. Suriye  probleminin çözüm yoluna girdiğine dönük beklentiler ortadayken böyle olayların yaşanması uluslar arası camianın önünde zor bir yol olduğunun göstergesi.

Peki ne istiyorsun?

MHP lideri Devlet Bahçeli’yi bazen anlamak zor.  Melik Gökçek kendisini Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görmek istediğini söyleyince bir değerlendirme yaptı. MHP Genel Başkanı’nın bu görevi kabul etmesinin “yakışık olmayacağını” açıkladı.

Bu ifadelerden anlaşıldığı üzere Bahçeli’nin patisini ve ona oy verenleri iktidara taşıma gibi bir derdi yok. Siyaset iktidar olmak için yapılıyorsa gerçek budur. Yapılmıyorsa Bahçeli’nin misyonunun ne olduğunu merak etmek gibi bir arzu ortaya çıkar. Diyeceğim şu ki; partiler iktidar olup programlarını hayata sokmak isterler ama Bahçeli’nin yaklaşımları buna uymuyor.

Ak Parti’nin eskileri

Başbakan Binali Yıldırım parti genel merkezinde ‘küskün’ diye niteleyebileceğimiz isimlerle buluştu. Kimler vardı sayalım:

“Eski TBMM başkanlarından Cemil Çiçek, Bülent Arınç ve Mehmet Ali Şahin, eski başbakan yardımcılarından Beşir Atalay ve Yalçın Akdoğan, eski bakanlar Nimet Baş, Zafer Çağlayan, Mustafa Elitaş, Kürşat Tüzmen, Abdülkadir Aksu, Muammer Güler, Efkan Ala, Sadullah Ergin, Vecdi Gönül, Taner Yıldız, Hüseyin Çelik, Nihat Ergün, Ali Coşkun, Fatma Şahin, Selma Aliye Kavaf, Ayşenur İslam, Volkan Bozkır, Suat Kılıç, Atilla Koç, Erdoğan Bayraktar, Fatma Güldemet Sarı, İdris Güllüce, İmdat Sütlüoğlu, Mustafa Demir, Osman Pepe ve Faruk Nafiz Özak” 

Referandum gibi kritik bir mücadelede gereken desteği sağlamadıkları kamuoyunda dillendirilen siyasiler. Çoğu Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ile yakınlığı olan kişiler. Bu isimlerin ortak özelliği son dönemde parti yönetimine özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mesafeli durmaları. Parti faaliyetlerine aktif katkı sağlamamaları. Kendilerinde sürece katkı vermeleri istendi. Lakin onların nasıl davranacağı ise merak konusu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161