Genellikle geceleri çalıştığım için sabahları çok erken kalkamam.

Nedense o sabah erkenden uyanmış, giyinip çıkmışım evden;

Kahvaltıyı Börekçi Salih’te yapacağım aklım sıra.

Sonrasında ki, Erdinç’in çay ocağında içeceğim sabah çayım, sohbet edeceğim arkadaşlarım, günlük söyleşi programım gibi rutinlerim ise kafamda.

Ama çok tuhaf.

Hiç korna sesi yok; oysa bizim buralar sabahın köründe bile otomobil, dolmuş kornalarıyla yıkılır.

Otobüs durağı yakındır; sıra sıra yanaşırlar belediye ve halk otobüsleri;

Bir tane bile yok.

İpek Böceği geçiyor sadece yanımdan. Tıklım tıklım. Kimse camından bakmıyor.

İşler sakat simitçinin cam tezgahı var, içi boş kendi yok.

Taksi durağı kapalı; Ne Bülent var, ne Ali.

Erdinç’in çay ocağı her sabah altıda bismillah der, Erdinç te yok, çay ocağının kepenkleri inik.

O kocaman market, market bile açmamış.

Ürkmüşüm;

Cadde boyunca yürüyorum, gözlükçü Sami yok, spor malzemeleri satan hoca, manav Hayri, bayi Muzaffer, börekçi Salih bile, o da yok.

Sadece  bankalar açık.

Kaymakamlığın önünde ki ağacın altında boyacı Erkan da yok.

Heykele kadar çıkıyorum, o AVM denilenlerin içindekiler hariç hiç ama hiç bir dükkan açık değil.

İnsanlar yürüyor sağımda solumda ifadesiz yüzleriyle; Sadece yürüyorlar.

Acaba? Diyorum.

Setbaşı’nda ki mağazalarda mı, o babamın çocukluğunun çay bahçesi de mi?

Kahretsin onlar da yok.

Çarşı; çarşı da yok.

Kapalı çarşı hiç yok.

Çarşısı gitmiş kapalısı kalmış.

Kepapçı, cantıkçı, pideli köfteci sanki seferberlik ilan edilmiş; yoklar.

Günleri şaşırdığımı düşünüyorum, yanımdan geçen adımın kolundan tutup soruyorum;

Birader bu gün günlerden ne?

“Salı” diyor.

Diyor ama;onun da yüzünde hiç ifade yok. Sadece dudakları oynuyor çizgi filmlerde ki gibi.

O anda fark ediyorum; Öyle ya Salı pazarı da kurulmamıştı bu gün.

Koşar adımlarla dört dönmeye başlıyorum koca şehirde.

Lokantası, çay bahçesi, büfesi, balıkçısı, çantacısı, havlucusu, seyyar piyangocusu kim varsa hiç biri yok.

Sadece insanlar yürüyor kaldırımlarda, yüzleri ifadesiz insanlar.

Saate bakıyorum bu sefer;

Erken daha zaar; yarım saate kadar açılır dükkanların kepenkleri, esnaf hem sabah çayını içer hem dükkanını yeni güne hazırlar. Zaten çaycılarda dolaşmaya başlarlar ellerinde askılarıyla.

Hemen hemen, şimdi, eli kulağında.

Akşamı ediyorum;

Gözlerim dükkanların ışıklı tabelalarında, vitrinlerinde.

Onlar da kapkara.

Işığı yanan tek bir dükkan yok. Vitrinlerde soğuk yüzlü cansız mankenler.

İnsanlar hala kaldırımlarda yürüyorlar, yüzlerindeki ifadesizlik karanlıkta bile görülüyor.

Kapkara şehir beni de karanlığına çekiyor.

Yokluğun karanlığında nefes alamıyorum.

‘’simiitttçiaa’’

Uyandım.

Simitçi Şadi balkonun altında;

Hanım tutmasa don paça çıkıp sarılacağım çocuğa; Reklam olacağız millete…

Bir düşünsenize ezberiniz olmuş esnafın birden bire yok olduğunu.

Tüm dükkanların kapandığını, seyyarların olmadığını, kepenklerin at nalı misali kilitlerinin açılmadığını, dolmuşların, taksilerin çalışmadığını.

Koca şehirde bir başınıza kaldığınızı.

Ve kente dair renklerin birden bire solup sonra karardığını…

Esnafın hayatımızdan çıktığını.

Nasıl bir yalnızlık, nasıl bir terk edilmişlik yaşardık.

Ne anlamı kalırdı kentte yaşamanın?

Bırakın kentini,yaşamanın ne anlamı kalırdı üç milyonluk şehirde herkes bir başınayken..

Esnaf benim için sokağa ilk adımlarımı attığımdan bu yana daima çok önemli olmuştur.

İlkokul çağlarımda bizimkiler okuldan gelene kadar mahallenin bakkalı Ahmet Amcaya emanet edilen biri içinde çok şaşılacak bir şey değil tabii.

Nasıl dolduruyorlar hayatımızın içini hepsine alışıp fark etmesek de.

Şimdilerde bir AVM merakıdır gidiyor;

Reyonlarında çakma indirim pankartlarıyla iğneden, ipliğe, prizden, tırnak makasına esnafın geçim kaynağı olan her şeyin bulunduğu koca koca AVM’ler, samimiyetsiz binalarıyla kuşattılar kentleri.

Sadece fiyat etiketi ve kasalardan ibaret ticaret anlayışı ile ne varsa satarak esnafın kul hakkına giriyorlar.

Işıkları çok ama insanın ruhunu aydınlatamıyorlar.

Bıkkın personellerinin yüzlerine yapıştırdıkları sahte gülücüklerle durumu idare ediyorlar.

Cafelerinde garip isimli menülerini yemek içmek için kuyruk olanlara baktıkça, adlarını bile söyleyemedikleri şeyleri neden içer yer bu insanlar hiç anlamıyorum.

Her AVM en az yüz esnafı yutuyor. Buna bir de AVM kültürü demiyorlar mı?

Demem o ki, sahip çıkalım esnafımıza. Ahilik geleneğimiz var bizim.

Yutturmayalım onları.

Her sabah karşılasınlar bizi, birlikte yaşlanalım.

Kıymetlidir esnaf, yarendir. Ruhudur şehrin, kokusu, tadı.

Tahtalara vurdum, kulağımı çektim.

Bir daha akşam akşam gider miyim AVM’ye?

Rüyama girdi;

Kabus gördüm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Filiz Basmacı 1 ay önce

Cok bizden cok samimi gnlnuze kaleminize saglik

banner251

banner193

banner246

banner254