2. Dünya Savaşı’ndan zaferle çıktıktan sonra prestiji artan ABD, adeta bir kurtarıcı rolüne bürünüp küresel bir aktör haline getirildi. Özellikle dünya siyasetinin karar mekanizmasında yer alan ABD öncelikle Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya, Latin Amerika ve Doğu Asya’nın siyasal ve toplumsal anlamda değişmesinde aktif rol oynadı. ABD adeta modern sömürü olan kapitalizmin dünyaya hakim olmasında yegana güç haline geldi. Karar vericiler oluşturmak istedikleri düzenin (NWO) başına getirdikleri ABD, dünyayı birçok yönüyle değiştirmeyi başardı. Ancak oluşturulmak istenen düzen için batılı bir devlet hele ki dünyaya savaştan başka bir şey getirmeyen bir devlet elbette birçok ulusun empatisini kazanacaktı, nitekim kazandı. Bu durum özellikle batının elinde büyük zarar gören merkeziyetçi bir Çin için tehdit anlamına gelir ve Çin’in kontrolü çok zor olurdu. Yeni düzenin karar mercileri ekonomisiyle, nüfusuyla sürekli gelişen böyle kalabalık bir ülkeyi kontrol etmeden hedefledikleri amaca asla ulaşamazdı. Onun için Batı ittifakına karşı çıkan bir güç olarak Çin merkezli bir ittifak kurma fikri doğdu. Amerikan siyasetinden bıkmış toplumlara can simidi olacak bir Çin elbette karar mercilerinin belirlediği stratejiler çerçevesinde dünya siyaset alanında yıldızı parlamaya başladı. İşte bu noktada Amerika ve Avrupa’yla on yıllardır süren psikolojik harp ve Orta Asya Ülkeleri üzerindeki hakimiyetini korumak isteyen bir Rusya için, Amerika’nın gölgesinde sürekli darbeler yaşamış dışa açılmayı isteyen bir Brezilya için, vahşi batı kapitalizminin hüküm sürdüğü Amerikan ve İngiliz emperyalizminden yeni yeni çıkan bir Hindistan ve Güney Afrika için Çin’in uzattığı bu teklif çok cazipti… Bu süreçte Amerikan imajının sürekli yıpratıldığı, savaş ve kan kelimelerinin ABD ile bağdaştırıldığı, Amerikan siyasetinin sürekli kaosa neden olduğu itici bir politika izlendi. Hala izleniyor. Gerek önceki başkanlardan Bush, Obama gerek yeni Başkan Trump bu itici politikayı sert bir şekilde uyguladılar. Batı ittifakına karşı doğu ittifakı için bir kurtarıcı gerektiği algısı yaratıldı. İşte bu stratejiye karşı güvenli bir delik gibi görünen tavşan tuzağını (BRICS) kurdular. Bundan sonraki süreç ABD tarafından sürekli gösterilecek sopa ile tavşanları tuzağa itme politikası olacak. Nitekim son olarak 2013 yılında Çin tarafından ortaya atılan ve günümüzde geliştirilen ipek yolu yeni ismiyle Kuşak ve Yol Projesi, Çin merkezli bu kutbu dünya meselelerinde aktif bir pozisyona sokacak gibi gözüküyor. Finansal entegrasyon ve kültürel projelerle desteklenecek bu girişim, Doğu, Orta ve Batı Asya ile Güney ve Batı Avrupa'daki 60'dan fazla ülkeyi kapsayan 20 trilyonluk ekonomileri birbirine bağlayacak. Çin’in böyle devasa bir projede inisiyatif alması elbette tesadüf değil.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gkhn 2 yıl önce

Özgür bey;yazılarınızı ve analizlerinizi beğenerek takip ediyorum sizi çok başarılı buluyorum başarılarınızın devamını dilerim

Avatar
sevgi doğan 2 yıl önce

gerçekten yazilariniz bağımlılık yapiyor genç kardeşimiz başarılarınızın devamını diliyorum tebrikler.

banner234

banner246