banner264

Oyun o kadar büyük ki, bir kişi bir seferde ancak, küçük bir parçasını görebilir

(Rudyard Kipling)

Yıl 1907’dir ve Lawrence Oxford Üniversitesi’nde tarih öğrenimi görmektedir. İlgisini çeken konular savaş stratejileri ve yöntemleridir. Ortaçağ edebiyatı, kültürü ve mimarisine de ayrı bir ilgi duymaktadır. Ortaçağ ile o kadar ilgilidir ki yaz tatillerinde İngiltere ve Fransada’ki gotik yapıları, şatoları incelemeye başlar. Merak merakı doğurur ve Orta Doğu’daki haçlı kalelerinin yapım tekniklerine ilgi duymaya başlar. Öyle ki mezuniyet tezi için, haçlı savaş ve savunma mimarisini konu olarak seçer.

1909 yılının Haziran ve Ekim ayları arasında Lübnan, Suriye ve Urfa bölgesindeki haçlı kalelerini incelemek üzere bir geziye çıkar. Gezisi boyunca, Lawrence, sadece haçlılara ilişkin incelemeler yapmakla kalmaz, bölgenin etnik, idarî, siyasî, sosyal ve kültürel koşullarına ilişkin ilk bilgileri de toplamaya başlar ve böylelikle ilk casusluk deneyimini edinmiş olur. Hatta o kadar derin bir görüşe sahip olmuştur ki annesine yazdığı1909 tarihli mektubunda, Suriye’de faaliyetlerini sürdüren Amerikalı misyonerlerin müslümanlar üzerindeki etkisinden ve bölgede “İslamiyetin giderek zayıflamasına ilişkin gözle görülür işaretler olduğu”ndan söz eder.

1910  yılında mezun olan Lawrence, Önasya arkeolojisi uzmanı hocasının yanında  Karkamış kazılarına katılır ve 1914’e kadar bu ekipte çalışır. Her ne kadar bu

çalışmalar, arkeolojik bir amaca yönelikmiş gibi duruyorsa da asıl amacı,  Bağdat demiryolunun yapımı ve bölge hakkında istihbarat ve casusluk faaliyetleridir. Bu esnada kazılara bir kaç aylığına ara verilir ve Lawrence,1909’da yaptığı gezinin devamı olarak 1911 yılında, aşağı Fırat havzasında Urfa ve Harran’ı da içine alan bölgeye inceleme gezisi başlatır. Günlüğüne gezideki amacının, Urfa Kalesi ve Harran başta olmak üzere, bölgedeki tarihî yerleri görmek ve arkeolojik incelemelerde bulunmak yazmış da olsa, asıl amacı bölgenin etnik ve sosyal yapısını incelemek, özellikle Arap halkının Türkler hakkındaki düşüncelerini tespit etmektir. Bu nedenle, yerli halkla yaptığı sohbetler genellikle siyasî içeriklidir.

Lawrence Urfa’da, Harran’da ve Fırat boylarındaki Türk köylerinde, sıcak ve samimiyetle ağırlandığı ve ilgi gördüğü halde, Fırat’ın küçük kollarından olan Mezman Su üzerindeki bir Türk köyünün insanlarına ilişkin olarak günlüğüne şu cümleleri yazmıştır;  ‘köyde hiç kimse bir kelime Arapça bilmiyor. O nedenle oldukça sıkıntı çektim. Köyün tamamı safi Türk. Basık gözleri, yayvan burunları, geniş ağızları, sımsıkı kapalı ince dudakları ile çok çirkin ve yarı Çinli görünüşlü herifler.

Ve zaman I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarıdır. Harita ve istihbarat subayı olarak Aralık 1914’te İngiliz  Kahire karargâhına atanır. Şerif Hüseyin ve dört oğlu tarafından Haziran 1916 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başlatılmış olan Arap İsyanı ile ilgili görüşmeler yapmak üzere, Hicaz’a gönderilen İngiliz heyetinde yer alıyordur Lawrence. Görüşmelerden sonra heyetten ayrılır ama Hicaz’da kalmaya devam eder. Şerif Hüseyin’in üçüncü oğlu Faysal ile Osmanlı’ya karşı başlatılan isyanın taktik ve destek kısımlarını görüşür.

Lawrence, Faysal’ın siyasî hayallerinden çok etkilenir ve onu isyanın gerçek lideri olarak görür ve şöyle der: ‘Arabistan’da aramaya geldiğim adamın bu olduğunu, ilk bakışta hissettim – Arap İsyanı’nı tam bir zafere ulaştıracak liderdir’. Türkiye karşıtı her türlü istihbarat ve propaganda çalışmalarını yürüten casus Lawrence, görüşmelerden sonra Kahire’ye döner ve buradan Arap isyanı için gerekli siyasî ve malî desteği sağlar. Faysal’ın verdiği bir grup Arap unsurla, başta Hicaz demiryolu olmak üzere bölgedeki Türk askerî tesislerine ve birliklerine karşı gerilla yöntemleriyle baskınlar düzenler, Akabe limanını ele geçirir ve Filistin cephesinden Şam’a doğru ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Faysal’la birlikte destek sağlar.

Lawrence, isyanının amacını Arap milliyetçiliği ve bağımsızlığı fikrine oturtmak istese de bunların içi boş söylemler olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İsyanın temelinde Şerif Hüseyin’in, Osmanlı yönetiminden bağımsız, bölgesel bir yönetim oluşturmak ve tüm Arap dünyasını kendi şerifliği altında birleştirme hayali yatmaktadır. Öyle ki Arap toplumu, milliyetçilik kavramından ve felsefesinden çok uzak olup, kabile mensupluğu geleneğinden gelmektedirler. Hal böyle iken de kabileler arasında yıllardır süregelen ayrışmalar ve husumetlerin oluşu, milliyetçiliğe ve bağımsızlığa dayalı bir Arap birliğinin oluşmasını engellemektedir.

Sonuç olarak Lawrence’ın öngördüğü Arap birliği hayali gerçekleşmemiş, Arap isyanı Şerif Hüseyin ve oğullarının, kendileri için siyasî güç elde etme çabalarından ve Türklere karşı yapılmış haramilik ve ihanetten öte gidememiştir.1916  yılında İngiltere ve Fransa arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Andlaşması’nda ve Paris Barış Konferansı kararları hükmünce, Lübnan ve Suriye’nin kıyı bölümü ve Filistin dışındaki Arap toprakları İngiliz mandası altına alınmıştır.

Lawrence, kendi kendine oluşturduğu “Arap milliyetçiliği” . “Arap bağımsızlığı” söylemlerini yine şu sözleri ile yalanlamıştır. ‘Bu Araplara, onlar gibi düşünemeyen veya inançlarını kabul edemeyen bir yabancı olarak gönderilmiştim, ancak onlara yol göstermek ve onların her hangi bir hareketini, kendi savaşında İngiltere için yararlı en yüksek noktaya ulaştırmak için görevlendirilmiştim. Onların kişiliğine bürünemesem de en azından kendiminkini gizleyebilirdim ve açık bir sürtüşme olmadan, ne bir ihtilâf ne de muhalefet eden bir kişi değil, dikkat çekmeyen bir etki olarak aralarında bulunabilirdim’. (Thomas Edward Lawrence 1888-1935)

‘Arab-Turkish Relations and the Emergence of Arab Nationalism’, ‘Ironic Origins: Arab Nationalism in the Hijaz’, ‘Lawrence ve Arap İsyanı’, ‘Thomas Edward Lawrence’in Ölümünün Basındaki yansımalarına Dair Bazı Gözlemler’, ‘Espiyonaj (casusluk) işleri, vb.temel kaynaklardı

Kalın sağlıcakla, sevgiyle, bereketle, huzurla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254