Bu haber kez okundu.

‘Köylüyü çiftçi yapmak zorundayız’

Haber: Bilal KAYAALTI

Holiday İnn Otel’de gerçekleşen programda selamla konuşması yapan TÜGİAD Bursa Şube Başkanı Onur Özkul,  Bursa’ya  ve Türkiye’ye değer katmaya yönelik hedefler peşinde olduklarını, STK’lar ile de iletişim kurduklarını ve kurmaya devam edeceklerini belirtti.  Tertip edilen toplantıya TUGİAD’ın yönetim kurulu üyeleri,  Kosova Fahri Konsolosu ve Bursalı girişimci ve sanayici BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Fahrettin Gülener’in yanı sıra çok sayıda iş adamı katıldı. Gecede ayrıca genç iş adamları derneğine yeni katılan üyelere rozetleri takıldı.

 Gerçekleşen toplantının onur konuğu olan hayatını başarılı bir girişimcilik öyküsüyle dolduran Simit Sarayı Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Okutur,  Dünya’da birçok ülkesinde nasıl şubeler açtığını, simit işine nasıl girdiğini anlattı. Okutur şöyle konuştu:  "Üniversiteyi bitirdiğimde, olmayan, yapılmayan bir iş yapmak ve marka yaratmak gibi bir isteğim vardı. Bir yandan bunu araştırırken, diğer yandan bakkalların yaşayabilmesi üzerine bir kitap yazmaya koyuldum, bir yandan kitabı yazarken diğer yandan geçimimi sağlamak için 200'e yakın işte çalıştım, iş kurdum, ortak oldum. Ama hiçbiri bana istediğimi sağlamadı. Bu arada 600 yıllık geçmişe sahip simidi keşfettim. İnsanların ekmekten sonra en çok tükettiği üründü. Karlılık oranı da çok yüksekti. Konsepti belirledim, iş planını oluşturdum. Ve bu iş için doğru yer olan İstanbul'da yapmak için Ankara'dan kalkıp, İstanbul'a geldim. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Kendime ortak aradım, kime projeyi göstersem, bana 'hayalci' dedi. 'Bu kadar okudun, simitçimi olacaksın' deyip, engel olmaya çalıştılar. İnandığım bir projeydi, vazgeçmedim. Erzincan'daki ailemin yanına da dönmedim. Kırtasiyeci bir tanıdığım vardı, Boğaziçi üniversitesinin karşısında, onun yanında boş bir dükkan vardı ve ben orada başlamaya karar verdim. Onu ikna ettim, ortağını çağırdı ki, bugünkü ortağım. Toplam 10 bin dolarla işe başladık. Projeyi revize ettim. Bu paraya göre bir dizayn yaptık, aslında salaş bir konsept oldu. Odun fırını olması da ilginç geldi. Her şeyi bitirdik, simit ustası sorun oldu. Ben fırıncılıktan gelmediğim için yarın vazgeçerim diye hiçbir usta benimle çalışmak istemedi. En son Kenan Usta diye bir arkadaşla anlaştım. Hala onu yad ediyorum, çünkü bana en büyük derslerden birini verdi. Onu ikna edebilmek adına ücret ve kar anlaşması yapmıştık. Ama işler iyi gittikçe her gün benden zam istedi, yollarımız ayırdık. Bir daha da öyle bir anlaşma yapmadım" dedi.

‘GÜNDE 22 SAAT ÇALIŞTIM, YETMEDİ’

 İşe başladığı ilk yıllarda İlk yıllarda günde 22 saat çalıştığını aktaran başarılı iş adamı Okutur, "2002 den 2004'e kadar günün 22 saati çalıştım. Bu dönemde zaman zaman zorluklarla karşılaştım. Ancak hayallerimin gerçekleştiğini görünce daha şevkle çalıştım. İlk bir ayda 10 bin dolarla başladığımız işten 15 bin dolar kar ettik. Ortaklarıma söyledim, sevinmediler bile. Yeni mağazalar açmamız gerektiğini söyleyince de pek istekli olmadılar. Mecidiyeköy'de ki ona ilk gerçek mağazamız da diyebiliriz. Mağaza için 100 bin dolar hava parası istediler. İki bin dolar kaparo verdim, 98 bin dolar için ortaklarıma gittim. İlk tanıdığım olan kabul etmedi. Diğerinin bugün hala yüzde 50 ortağım olan Abdullah Bey'in son model bir otomobili vardı yeni aldığı, onu gösterdim. Anahtarları uzattı, arabayı sattık, mağazayı hayata geçirdik. Mağazalar mağazaları takip etti. Biz bir hayalden çıkıp, bir marka yarattık. Daha çok marka yaratmalıyız. Ülkemizin 2023 yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ancak o zaman ulaşabiliriz. Biz simidin kilosunu 18 dolara yani 45 lira civarında ihraç edebiliyoruz. Çünkü marka bizim, üretimden nihai tüketime biz hükmediyoruz. Burada 1 TL'ye sattığımız simidi, ABD'de 1.5 dolar, İngiltere'de 1.5 Sterlin, Avrupa'da 1.5 Euro'ya satıyoruz. Bundan dolayı eğer biz ülke hedeflerini gerçekleştirmemiz için markalar yaratmamız gerekiyor " şeklinde konuştu.

TARIM BİZİM HER ŞEYİMİZ

Türkiye’nin tarım ülkesi olduğunu bunun kıymetinin bilinmediğini belirten Okutur, “Ülkemizin de dünyanın geleceği de tarımda. Biz 10 yıl sonra nerede olmak istiyorsak, bugünden o adımları atmamız gerekiyor. Çünkü zaman çok hızlı geçiyor. Türkiye tarım ülkesi olarak biliniyor. Yaptığım çalışmaların hepsinde gördüm ki dünyanın bütün ülkeleri de Türkiye’yi bu şekilde algılıyor. Anadolu’nun topraklarının ne kadar bereketli olduğunu çok iyi biliyorlar. Avrupa’nın pek çok ülkesi Türkiye’yi böyle biliyor ama biz bunun farkında değiliz. Baktığımızda Türkiye’de 13 binden fazla bitki çeşidimiz var, bunun 4 bin 400’e yakını endemik yani dünyanın hiçbir ülkesinde üretilmeyen bitkiler. Ve 3 bin 500’den fazlası Karadeniz Bölgesi’nde, bu yüzden de sizler çok şanslısınız. Tüm Avrupa’da toplam endemik bitki sayısı 300-500 iken Karadeniz Bölgesi’nde bu sayı 3 bin 500. Şu anda Türkiye olarak tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda 150-250 milyon dolarlık ihracatımız var. Ama dünyada bununla ilgili 100 milyar dolarlık bir pazar var. Yani dünyanın Türkiye’den tıbbi aromatik bitkilerde yıllık 100 milyar dolarlık satın alma ihtiyacı var. Bizim o bitkileri önce belirleyip, sonra toplayıp düzgün ambalajladıktan sonra ihraç etmemiz lazım. Bu konuda bu bölgede yani Karadeniz Bölgesi’nde çalışma yapmak lazım. Ve 100 milyar dolarlık ihracatın büyük bölümü bu şekilde Karadeniz Bölgesi’nden sağlanabilir. Gerçekten Türkiye’de üretilen tüm tarımsal ürünler dünyanın farklı ülkelerinde üretilen çoğu ürünlerden çok daha lezzetli. Karadeniz’i turizme açmak çok yanlış bir adım,  güzelim toprakları betonlaştırarak, geleceğimizi ipotek altına alıyoruz. Doğru adımlar atmak zorundayız.  Şunu altını çizmek zorundayım, geçtiğimiz yıl AR-GE çalışması yaparken birçok meyve sebzenin kurutulmuşunu yapıp satışını yaptık. Geçtiğimiz AR-GE çalışmalarımızda şeftaliyi kurutup birkaç ülkeye örnek gönderdiğimizde çok beğendiler. Geçtiğimiz yıl şeftali talebi geldi ve Türkiye’nin şeftali zamanı olmadığı için ithal etmek zorunda kaldık. Farklı lezzetler de olsun diye farklı ülkelerden ithal ettik. Hiçbirinin lezzeti Türkiye’de üretilen şeftalinin lezzetinden iyi değildi. Şunu anladık ki Türkiye’de üretilen tüm ürünlerin aromaları, lezzetleri çok farklı. Bunu dünyaya anlatmamız gerekir. Türkiye’de üretilen domateslerin bir kısmı inanılmaz lezzetli.  Bu bakımdan hepimizin tarımla ilgili çalışmalar yapmamız lazım. Köylümüze, çiftçiliği öğretmek zorundayız. Verilen kredilerle düğün yapan köylüleri doğru şekilde desteklemek zorundayız. Şehirlere göçün önüne ancak doğru tarım politikaları ile geçilir, bunu da köylünün tarladaki malını yüksek fiyata alarak yapmak lazım. Bu adımlar sayesinde şehirlere göçü önler, sosyal dokuyu korumuş oluruz. Şunu unutmayalım biz dünya sıralamasında tarımda ilk beşteyiz ama farkında değiliz” diye açıklamalarda bulundu.

 

Bursa Haber Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.