Bu haber kez okundu.

Sıra Dışı Yazarla, Sıra Dışı Bir Röportaj

ÖZEL RÖPORTAJ: Sevinç ÇELEBİ

Özgürlüğün gerçek tanımını yaşam tarzına yansıtan ve bazen sert eleştirilere rağmen ‘kendisi’ olmaktan asla vazgeçmeyen çizgi dışı bir yazar O.

Alışılmış insan portresinin ötesinde, hayata farklı bir bakış açısı kazandıran ve zaman zaman birçok kişinin kaçırdığı en ince detayları bulup, hayata sıcacık bir tebessüm arası verdirten deniz adamı yazar Savaş Toy’la sıcak bir Haziran gününde bir araya geldik. 

Şehir hayatının dışında, hayatının bir bölümünü (16 yıl) denizlerde geçiren Savaş Toy gezdiği 78 ülkeyi ve gördüklerini anlatmak için kolları sıvamış ve çocukluk aşkı olan yazarlığa soyunmuş belli ki, kaş ile göz arası iki kitabını çıkarmış, dört kitabının da basılmasını bekliyor bugünlerde. Ve en nihayetinde beklenen oldu ve tam da kendine has bir biçimde, Savaş Toy Bursa Haber olarak gerçekleştirdiğim röportaja verdiği cevaplarla, ezberleri bir kez daha bozdu.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1959 yılında Sivas’ın Ağcaşar köyünde dünyaya gelmişim. İlkokulu köyümde, ortaokul ve liseyi Sivas’ta okudum. 18 ay askerlik yaptıktan sonra Devlet Su İşlerine inşaat teknikeri olarak işe başladım. Ve aynı dönemde Ankara Gazi Üniversitesi’nde kurs gördüm ve barajlarda çalışabilmek için yüksek lisans yaptım. 22 yıl Devlet Su İşerinde çalıştıktan sonra da emekli oldum. 1981 yılında Samsun’da 42 kilometre uluslararası maratona milli atlet olarak katıldım ve 16. olarak bitirdim.

ÇALIŞMAYA DEVAM

Ancak evimde oturmak yerine, emekli olduktan sonra da ‘çalışmaya devam’ kararı aldım. Ve işte o an kendime ‘Hadi Savaş Toy, göreyim seni. Şimdi özgürlüğünün tadını çıkarmanın ve de hayallerini gerçekleştirebilmenin tam zamanı’ dedim ve kendimi gemide buldum.

Neden gemi?

Çünkü… en azından o zaman, Dünyayı dolaşabilmenin ve de çok ülke görebilmenin tek yolu gemiciliktir diye düşündüm. Ve nitekim 16 yıl gemilerde çalıştım ve tam 78 ülke gezdim, dünyanın etrafında 11 defa döndüm.  

Şimdilerde iki çocuğumla birlikte Bursa’da yaşıyorum.

Gittiğiniz ve gördüğünüz ülkelerden hangisini en çok sevdiniz?

Hiç düşünmeden Hong Kong derim. Sevdiğim şehir Dublin, sevdiğim kitap Kuran-ı Kerim.

Biraz gemicilikten bahseder misiniz. Günlerce, hatta aylarca karadan uzamak nasıl bir duygu?

İnsanlar karada doğdukları için karada yaşarlar, balıklar da denizde… O yüzden de herkes ait olduğu yerde olmalı. Açıkçası çok akıl karı bir iş değil. Ancak az önce de bahsettiğim gibi denizler, okyanuslar, uzak ülkeler çok fazla ilgi alanım içerisindeydi. Bunu da kendi bütçemle gerçekleştirmek tam anlamıyla imkansızdı. En nihayetinde 78 ülkeye cebinizden harcayarak gittiğinizi bir düşünün… Ve bununla birlikte ekonomik ihtiyacı da ortaya koyunca karar vermek hiç de zor olmadı. Böylece kafamdaki formül basitleşti; “Hem çalışayım hem de dünyayı gezeyim!”

Peki siz bu yolu tercih etmenize rağmen aynısını başkasına önerir, tavsiye eder misiniz?

Kesinlikle tavsiye ederim. Her ne kadar zor olsa da, tarifi olmayan bir hayat biçimini keşke herkesin görebilme imkanı ve şansı olsa…

O zaman şöyle sorayım. Gemiciliğin en zor kısmı nedir?

Çok özlemek!... Eşinizi, çocuklarınızı çok fazla özlüyorsunuz. Limandan ayrıldıktan sonra bazen 6 aya yakın bir süre sevdiğiniz her şeyden ve herkesten uzak kalıyorsunuz. Çoğu zaman deniz tutuyor. Karada hareket alanı sınırsız, ancak gemide alanınız metrekarelerden oluşuyor. Sabah kalkıyorsunuz aynı gemi, akşam oluyor hala aynı gemidesiniz. Yoldaşınız da aynı güneş, ay ve yıldızlar oluyor.

MAVİLERDE YOLCULUK

Özetle gökyüzü ve deniz ikilisiyle, masmavi bir dünyada aylarınızı, hayatınızın çok değerli bir parçasını tek başınıza geçiriyorsunuz…

Bugün Amerika’dan çıkıyorsunuz ve Çin’e doğru yöneliyorsunuz. Böylece hiç kara görmeden 35 gün yol gidiyorsunuz. Bu duyguyu yaşamayanın bilebilmesi elbette ki imkansız. O yüzden anlattıklarım her ne kadar cazip gelirse gelsin, kesinlikle herkese göre değil deniz!

16 yıl maviliklerde geçen yıllarda ‘Asla unutamam’ dediğiniz anılarınız var mı?

Olmaz mı. Hem de yığınla. Örneğin Japonya yakınlarında batma tehlikesi yaşadık. Fransız uzay üstünden rapor geldi ve ‘Kendinize sığınacak yer arayın’ dendi. Tamam arayalım da, Japonya 700 mil ve 400 mil uzaklıkta bir ada var sadece. Bu da en az 3 gün yol demek. Ve Kaptanımız Serdar Hancı’nın (emekli yarbay) bilgi ve becerisiyle gemiyi kurtardı. Yoksa 23 gemici o gün sulara gömülecektik…

Ve daha niceleri…

Çocuklarımla birlikte yaşıyorum dediniz. Ya eşiniz?

Açıkçası gemicilik ve gezme sevdam evliliğime mal oldu. Çünkü 10 yıl bu hasrete göğüs geren eşim son altı yıla dayanamadı ve anlaşmalı olarak ayrıldık. Bu da özgürlük arzuma karşılık ödediğim bedel oldu…

Gelelim yazdığınız kitaplara… Önce Devlet Su İşleri, sonra Gemicilik ve şimdi de yazarlık...

Kendinizi ne zaman yazar olarak tanımlamaya başladınız?

Yaklaşık ilkokul 3’ten beri sürekli bir şeyler yazdığım halde, yazdıklarımı kendime sakladığım için yazar olduğumun hiç farkına varamadım. Ne zaman ki yazdığım yazıları insanlar görmeye başladılar, çevremdeki insanlar yazdıklarıma hayret ettikçe, yazarlık yeteneğimin olduğunun farkına vardım.

Ve en son denizde yazdığım kitaba kıyamadım ve basım evine vermeye karar verdim. Böylece Gemicilik tecrübemden sonra ilk kitabım olan ‘Mavi Hayatta Yaşam’ adlı kitabımı çıkardım. İsmini duyan herkes önce denizle ilgili olduğunu sanıyor, ancak kitabım sadece denizi değil, hayatımızın önemli bir parçası olan aşkı da içeriyor. En önemlisi de okurlar hayal ürünü değil, gerçek olayları okuma şansı buluyor.

‘DEPREM ALTINDA SON NEFES’

İlk kitabımdan üç sene sonra da ‘Deprem altında son nefes’ adlı ikinci kitabımı yazdım. Devlet Su İşlerinde çalıştığım dönemde enkaz çalışmasına gitmiştim… Çok fazla etkilenince bir kitap daha dünyaya geldi. Sanırım yaşadıklarımı yazarak anlatabiliyorum. Örneğin orada insanlar son nefesini verirken, meydana gelen hırsızlıkları anlattım. Kadın enkaz altında kalmış ve hırsızlar kadını çıkarmak yerine bileziğini almak için kolunu kesmişler… Tüm gördüklerim beni çok fazla etkiledi ve satırlara döküldü. İki kitabı da okurların mutlaka okumasını tüm kalbimle tavsiye ederim.

Devamı gelecek mi peki kitap yazmanın?

Gelmez olur mu! Hatta 4 kitabım daha ‘O Gece’, ‘Seni Öpmeye Geldim’, ‘Son Yaprak’ ve ‘Suriye Topraklarında Kanlı Aşk’ adlı kitaplarım hazır ve basılmayı bekliyor. Kitaplarım 220 sayfadan oluşan ve Türk lehçesine göre ayarlandığı için kolay okunuyor. Gerçek yaşamdan kesitler içeriyor. Diliyorum herkes okur…

Yani burada bir sosyal mesaj verdiğiniz doğru mu?

Evet kesinlikle.

SONSÖZ:

Kimi sadece yaşar, yaşantısı söz olur; kimi sözünü söyler, sözü yaşantı olur.

Söz söylemek, hayatta kalmak demektir, ölsen bile…

Bu kitapları yayına vermem konusunda beni motive eden tüm dostlara, yazdıklarıma ilham olan değil de, yazdıklarımdan ilham alan herkese,

Beni doğuran Anam’a,

Ve her baktığımda ruhumun aksini paramparça eden Aynalara ithaf ediyorum…

Özgürlüğün tanımını yapabilir misiniz desem?

Özgürlüğün tanımı; kimseye zarar vermeden istediğin her şeyi yapabilmektir.

Farklı bir zihin yapısına sahip olduğumu söyleyen çok oldu. Ben de kendimi öyle nitelendiriyorum. Ve ayrıca 10 tane çatalın içerisinde, eğik işe yaramaz çatal değil benim farklı düşünüyor olmam. Çünkü farklılık işe yaramak ve iz bırakmaktır.

Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim

Bana kendimi ifade edebilme şansı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246