Bu haber kez okundu.

Kanserle mücadelenin püf noktaları!

Atatürk Kongre Kültür Merkezi (Merinos AKKM) Orhangazi Salonu’nda düzenlenen 'Kanserle Yaşamak' konulu panelde meme kanserinin tarihsel sürecinden bahseden Opt. Dr. Cem Yılmaz, meme kanserinin bir alın yazısı veya her insanın başına gelebilecek olay olduğunu söyledi. Kadınların kendilerine emanet olarak verilen bedenlerine saygı duymasını isteyen Yılmaz, bedenin makine veya cinsel obje olmadığını belirtti. Meme kanserinin beraber yaşanılabilir ve kurutulabilir bir hastalık olduğunu ifade eden Yılmaz, "Bedeninizi koruyun ve korunabilir kanserlerle ilgili bilgi sahibi olun. Rahim ağzı kanseri aşısı yaptırın. Ne yazık ki Türklerin olduğu her yerde aşılanma oranları düşük. Önyargılarınızdan arının ve özellikle çocuklarınızı rahim ağzı kanserine karşı koruyun. Türkiye, son yıllardaki istatistiklere göre 40 yaş altındaki meme kanserlerinde dünyada lider. Ama bu 'meme kanseri Türkiye’de patladı' demek değildir. Türkiye’de 100 meme kanserli kadınımızdan 17’si 40 yaşın altında. 100 kadının 47’si ise 50 yaşın altındadır. Avrupa’da bu oranlar yüzde 5 civarındadır. Bu evlatlarımız açısından ve eğitime önem vermemiz açısından ciddi işarettir" dedi.

Meme kanserindeki son gelişmelerden bahseden Opt. Dr. Can Başaran ise, insana yardımı ilk olarak kendisinin yapabileceğini, başvuruda bulunmadığı, kendi kendine kontrollerin yapılmadığı durumda hastalara ulaşamadıklarını ifade etti. Kanser her dokuda ve organımızda çıktığını, herkesin kanserle yaşadığını, önemli olanın bağışıklık sistemi olduğunu anlatan Başaran, "Bağışıklık sistemimiz her gün, her saniye kanser hücresiyle savaşıyor. Sebepleri arasında çevresel etkenler, stres, beslenme düzensizlikleri var. Bunlar değiştirilebilir faktörlerdir. Değiştiremediğimiz ise genetiğimizdir. Bunu da Angelina Jolie ile öğrendik. Annesi yumurtalık kanseri, teyzesi meme kanseriydi. Kendisi de yapılan tetkiklerle en zor kararını verdi. Gazetelerde 'her iki memesi aldırdı' ibareleri yer aldı. İnsanlar, Angelina Jolie sayesinde meme kanseriyle ilgilenmeye ve gen testi yaptırmaya başladı. Aslında Angelina Jolie her iki memesini aldırmadı, sadece içini boşalttırdı ve silikon protez yaptırdı. Çok basit bir kan testiyle önümüzdeki dönemde ne olacağını size söyleyebiliyoruz. Kamyonun gelip çarpmasını beklemiyoruz, testler sayesinde kenara çekiliyoruz" diye konuştu.

Yapılan araştırmalara göre ölüm sebeplerinde kalp ve damar hastalıklarından sonra kanserin geldiğini hatırlatan Diyetisyen Nurdan Camcı Ünal ise, kanserin sebebi olan çevresel faktörlerin yüzde 35’ini beslenmenin oluşturduğunu söyledi. Ünal, "Fazla yağ ve hayvansal protein alımının kansere sebep oluyor. Yetersiz kalsiyum, fosfor ve D vitamini tüketilmesinin de kanser riskini artırıyor. Saflaştırılmış ekmek tüketimi, hatalı pişirme yöntemleri, kansorojen bileşikleri oluşturan kızartma, kavurma, mangal, besinlerin yanlış hazırlanması, kuru baklagillerin nemli ortamda bekletilmesi, fazla tuz tüketimi, alkol ve sigara tüketimi, gıda katkı maddelerinin çok fazla tüketilmesi kanser riskini artırıyor. Özellikle şişmanlıkla kanser riski arasında da bir ilişki vardır" diye kaydetti.

Kanser riskini azaltan besinlerin de açıklayan Ünal, "Beslenmemizde daha çok zeytinyağlı, balık yağı, ceviz ve fındık yağını tüketmeliyiz. Fiziksel aktivitelerimizi artırmalıyız. Diyet lifinin fazla tüketilmesi, A, C, D, E vitaminleri, sebze ve meyve tüketimi, soğan ve sarımsak tüketimi, Omega 3 tüketimi, tam tahıllı ürünler, lahana, karnabahar, pırasa, turp, şalgam, ıspanak, mercimek, nohut, barbunya, bezelye, taze fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, marul, kıvırcık, asma yaprağı, havuç, domates, portakal, greyfurt, limon, karpuz, kavun, kuşburnu, böğürtlen, kızılcık, üzüm, incir, nar, kiraz, çilek, kansere riskini azaltıcı besinlerdir. Her ürünü mevsiminde yemeliyiz. Yoğurt ve süt grubu da tüketilmelidir” diye konuştu.

Psikiyatrist Uzm. Dr. Bahar Gürsoy Karesioğlu ise stres faktörlerini anlattı. Kanserin başlı başına bir kriz olduğuna dikkat çeken Karesioğlu, "Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlıklı olmak için ruhsal, fiziksel ve sosyal açıdan denge halinde olmak gerekiyor. Kanser her fiziksel hastalık gibi yaşamımızı ve kimliğimizi etkileyen bir krizdir. Krizin başlamasıyla kişilerde ciddi değişiklikler oluyor. Mücadelede amaç, hastalığın oluşturduğu sonuçları ve hastalığı kabul edebilmek, tedaviyi sürdürebilmek, ortaya çıkan yeni duruma uyum sağlamak, umudu koruyarak yaşamaktır. Kişilere kanser tanısı konulduktan sonra ilk şaşkınlık hali görülür. Ardından inkar dönemi geliyor. Daha sonra öfke, pazarlık ve depresyon dönemi geliyor. Bunlar kansere yakalananların doğal reaksiyonlarıdır. Fiziksel ve ruhsal faktörler bu dönemlerin geçiş süreçlerini etkiler" dedi.

Anahtar Kelimeler:
Cüneyt DizdarDibay Medya
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner193

banner246

banner254