Dünya siyasetinin ve egemen güçlerin en önemli yok etme formülü böl, parçala ve yut düzenidir. Bu düzen, genellikle gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde uygulanır ve bu egemen güçler, istedikleri kişileri iktidara getirirler, istediklerini düşürürler, istedikleri gibi at oynatıp, servetlerine servet katarlar.

Ortaya çıkan siyasi hareketlenmeye ise “halk böyle istedi” diye kılıflar uydurulur.

Türkiye’de de senelerce bu egemen güçler at koşturdular. Hala at koşturmaya çalışıyorlar, bazen de istedikleri gibi at koşturup gem vurabiliyorlar.

Bakın, Ortadoğu kan gölü. Bu kan gölü etrafında yumalanmış olan ülkeler ise, Ortadoğu ülkelerinde sınırları bile olmayan ülkeler, Amerika, İngiltere, Hollanda, Avusturya vb ülkeler gelmişler, Arap Baharı diye bir türkü tutturup, insanların birbirlerine öldürmelerini izleyip, buradan ekonomik rant elde ediyorlar.

Türkiye, bu tür yakıştırmalara ve egemen güçlerin destekledikleri konuşulan darbelere karşı hep güçlü bir siyaset yönetmiştir. Bu duruma Bekaa meselesi deniliyor. Tabi, bu beka meselesini tam anlamayan, seçimleri de demokratik bir yarış olarak değil de “ben bunları istemiyorum. O halde gitmeliler” mantığı ile görenler sayesinde ülkemizde pek çok siyasi krizler yaşanmaktadır.

Ekonomik ve siyasi verilere baktığımızda ülkemiz tek başına iktidar dönemlerinde önemli yatırımlar, hizmetler aldığı, iktidarın koalisyona dönüşmesi halinde ise ekonominin içinden çıkılmaz bir durumda bırakıldığına tarihi gerçeklerle maalesef tanıklık ediyoruz. Bugün de hesap, kitap yapıp bir ara bilanço çıkarmayı istediğimizde ise aynı tablo ile karşı karşıyayız.

Tabi, mahalli seçimler sonrasında iktidarın hatırı sayılır olmasa da iz bırakan yaralar alması nedeniyle siyasette yenileşme zorunlu hale geldi. Fırsat bekleyen ve eskiden güç, kuvvet, kudret sahibi olan siyasetçilerimiz ise koltuklarını kaybettikleri için yeniden acaba bu koltuklara oturabilir miyiz düşüncesine kapılıp, yeni siyasi arayışlar içine girmeye başladı.

2001 yılında kurulan ve 2002 yılındaki genel seçimlerde tek başına iktidarı kazanan, hala tek başına iktidar görevi üstlenen Adalet ve Kalkınma Partisi içinde bu tür sesler gelmeye başladı. Eski yüzler, yenilenme adına piyasalara çıkmaya başladılar. Hepsi aynı anda hareket etmiyor. İki farklı kutup var kamuoyu gündeminde. Birincisi Ahmet Davutoğlu, eski başbakan. Başbakanlık koltuğu bir anda elinden alınan ve saf dışı kaldığı hissi uyandırılan bir siyaset insanı.

İkinci gurup ise eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile eski bakan Ali Babacan. Bunlar, birlikte hareket ediyorlar. Davutoğlu ile ayrı bir hareket.

Ankara’da başarılı olamayanların siyasette var olmaları mümkün olmadığı içinde önce Ankara merkezli siyasi hareketlenme başladı. Davutoğlu, eski demokrat kökenlileri, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, Adalet Partisi vb türdeki partileri birleştirme adına adımlar atıyor. Bu partilerin yapılan genel kurullarından da Davutoğlu’nun istemleri doğrultusunda kararlar alındı ve genel başkanlara yeni siyasi oluşumlarla, yeni siyasi partilerle ittifak yapılması veya birleşilmesi için genel yetkiler verildi.

Babacan ekibi ise Sonbaharı bekliyor.

Görünen o ki, AK Parti tabanı üçe bölünecek. Parti içinden iki ayrı yeni siyasi parti çıkabilir. Tabi, bu yeni parti de AK Parti ile birlikte hareket etmeyecek. Muhalefetle beraber, AK Parti iktidarının sona erdirilmesi için çalışacaklar.  Formül sahnelenmeye başladı.

Böl; AK Parti Babacan ve Davutoğlu kanalıyla üçe bölünmeye çabalanıyor.

Parçala; AK Parti eski teşkilatlarından bazıları, Babacan ve Davutoğlu ile beraber hareket ediyor. Parçalanmanın ilk işareti.

Yut; Güçsüz kalan, yarışı kayıp eder. Böylece, başkalarına yem olur. AK Parti’de, bölünüp, parçalandıktan sonra, yenilir, yutulur hale getirilmek isteniyor.

Yapılmak istenilen AK Parti’nin iktidardan uzaklaştırılması. Nasıl olursa olsun, bu konuda başarı sağlanması. Gerisi sonra gelecek.

Peki, AK Parti bu durumu nasıl algılıyor ve nasıl bir önlem alıyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşkilatlara mesajları şu;

“AK Parti Türkiye’nin partisidir, birikimi Türkiye birikimidir. Sizlerden hiç vakit kaybetmeden, şehirlerinize döner dönmez hemen 2001'den bugüne partimizde görev almış veya gönül vermiş her bir kardeşimize mutlaka ulaşmanızı istiyorum. Bu kardeşlerimizin gönüllerini almanızı, varsa dertleri, sıkıntıları, onlara çözüm aramanızı, daha önemlisi kendileriyle irtibatı kesmemenizi talep ediyorum.

Kapısını çalmadığımız hane, elini sıkmadığımız vatandaş, kalbine dokunmadığımız birey bizim değildir. Bu anlayışla vaktimizin büyük bir bölümünü bu hedefe ulaşmak için ayırmamız şarttır.

AK Parti sırça köşklerde siyaset yapan, halka tepeden bakan siyasetçilerin yeri değildir. Kendinde hamallığını üstlendiğimiz mukaddes yükü taşıma mecali bulamayan, kimseden ikaz beklemeden bayrağı derhal bir sonraki dava arkadaşına bırakmalıdır. Çünkü bu kadro dünyanın en ağır imtihanını veren kadrodur.

Türkiye'yi demokrasiden ekonomiye kadar her alanda kendi ayakları üzerinde duran gerçek anlamda bağımsız bir ülke haline getirmeye çalıştık.

Hiçbir zaman seçimlerde atıp tutup sonra bunun üzerine yatmadık, sözümüzü yutmadık, taahhütlerimizi inkar etmedik. Bakın şu anda hemen inkara başladılar. Verdikleri birçok söz, şu anda sanki verilmemiş gibi konuşmaya başladılar. Sanki kasada ne var ne yok bunları bilmiyormuş gibi konuşmaya başladılar. AK Partili Belediye Meclis Üyeleri bulunduğu bölgede denetimi en iyi şekilde yapacaktır. Demokrasinin gereği neyse AK Parti'nin mensupları görevlerini milletin hayrına olacak şekilde devam edecektir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246