Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a basın toplantısında bir gazeteci sordu:

“Bursa dışarıdan gelenlere nasıl gözüküyor?”

Aktaş açık yüreklilikle yanıtladı:

“Kente gelen kişiler Bursa’yı İstanbul ile İzmir arasına sıkışmış, havası kirli (gri) bir şehir olarak görüyor!..”

O zaman!..

Biz de bu doğru tespitten yola çıkalım.

                                                        ***

Keşke sadece dışarıdan gelenler Bursa’yı “öyle görmüş” olsalar…

Ya Bursa’nın içinde yaşamak zorunda olanlar bu kenti nasıl görüyor?

Sabah erken kalkan biriyim.

İlk işim hava ister soğuk, ister sıcak olsun, “odaları havalandırmak…”

5 Aralık sabahı sadece bir odanın camını açtım.

..Ve “açmamla kapamam bir oldu!”

Çünkü!..

İçeriye bir anda “insanın genizlerini yakan pis bir hava” doluverdi.

                                                         ***

Balkona çıktım!..

Eskiden baktığımda Mudanya yoluna kadar her yeri “pırıl pırıl” görürdüm.

Ama bu kez, değil Mudanya yolunu, sitenin bahçesindeki havuzu bile göremedim.

Zaten birkaç gündür etkili olan sis, şimdi kirli hava da katılınca “gri fümeye” dönmüştü.

İçeriye girdiğimde karım; “Ne oldu sana, ağladın mı yoksa?” dedi.

“Hayır!..” dedim:

“Sakın sen de balkona filan çıkıp, benim halime düşme!..”

Gerçekten de gözlerim “ağlamaktan beter” hale dönüşmüştü.

O kirli ve “göz gözü görmeyen” hava, önce genizlerimi, sonra gözlerimi yakınca “ağlamış kadar” olmuştum.

                                                         ***

İşe gitmek üzere evden çıkınca hemen telefona sarıldım.

Bu kez karıma; “Balkona çıkmandan vazgeçtim; sakın camları açmaya kalkma. İçeriye kömür dumanına benzer zehir gibi bir hava girmesin” demek zorunda kaldım.

Şimdi sadede geleyim.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) normal kabul ettiği Hava Kalitesi Endeksi 0-50 aralığında olmasına karşın.

İnsanların neredeyse “gaz maskesiyle” sokağa çıkmalarını gerektiren 5 Aralık günkü o değerler 150’yi aşmıştı.

Bunu kafamızdan uydurmadık.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sitesindeki veriler o rakamı veriyordu.

Yani, Bursa’nın havası gerçekten “KOAH hastalığını ve Akciğer kanserini tetikleyecek” düzeydeydi.

                                                           ***

Sadece benim oturduğum Nilüfer’de değil, Kestel’e kadar yol boyunca aynı korkunç havayı solumak zorunda kalıyordu insanlar…

Kısacası!..

Uludağ ve Bursa ovası adeta kapkara bir dumanla kaplanmıştı.

Hatta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Hava Kalitesi İzleme Ağı”nın verilerine göre;

Bursa resmen normal değerlerin üç katının üzerinde riskli (sağlıksız) kategoride yer alıyordu.

Kim görürse, ben evimde karşılaştığım o müthiş “kirli havadan” uzaklaştığımı sanıyordum.

Ancak ne yazık ki!..

Geldiğim Kestel‘de de Batıya rahmet okutacak “hava kirliliği değeri 176.3”ü geçmişti.

                                                         ***

Aslında bu “kirlilik” yeni değil.

Yıllar öncesinde de özellikle kış aylarında biraz da sis basınca, Bursa’da “boğulacak hale” geliyorduk.

Ancak, “bu pisliği temizleyen lodosumuz” vardı.

Bir estiğinde her taraf tertemiz olurdu.

Ama Bursa öyle bir “dikine yapılandı” ki!..

Artık o rüzgar Bursa’nın üzerine “üfleyecek delik” bile bulamıyor.

Başkan Alinur Aktaş o basın toplantısında; “Bursa’yı kirletmeyeceğiz; kirlenmesine izin vermeyeceğiz!..” dedi.

Şimdi!..

“Hacı bekler gibi” beklediğimiz rüzgarın yanı sıra, bu sözlerin acilen yerine getirilmesini dilemekten başka şansımız kalmıyor.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234