Bu köşeyi okuma teveccühünü gösterenler anımsayacaktırlar, ilk merhaba yazımda kentte gördüklerimi de satırlarıma konuk edeceğimi söylemiştim.

Bu cümleyi kurarken günün önemli bir bölümünü Bursa’nın çeşitli semtlerinde geçirdiğim için bu konuda malzeme bulmakta sıkıntı çekmeyeceğimi düşünmüştüm. Yanılmamışım.

Günlük yaşamın olağan akışına biraz daha dikkatli baktığımda pek çok sıkıntımız olsa da, aslında geniş bir özgürlüğe sahip olduğumuzun farkına vardım.

İşte bu özgürlüklerimizden söz edeceğim bugün. Ne kadar özgür bir ülkede yaşadığımızı anlatmaya çalışacağım.

Özgürlüklerimizde ki sörfe en çok kullandıklarımız ile başlamakta fayda var…

Efkardan mı, keyiften mi, alışkanlıktan mı bilinmez, yakmış bir sigara gidiyoruz. Kaç nefes ömrü varsa tüketiyoruz ve izmarit sahibi oluyoruz.

Dolayısı ile ondan kurtulmak gerekiyor ve ilk özgürlüğümüzü özgürce kullanıyoruz. Çöp kutusu aramama özgürlüğü. Bırakıveriyoruz olduğumuz yere bazen de iki parmağımız marifeti ile fırlatıveriyoruz.

Bundan sonraki özgürlüklerimiz çorap söküğü gibi geliyor. Açıyoruz telefonumuzu faranjit olana kadar bağıra bağıra konuşup, toplumu rahatsız etme özgürlüğümüze geçiyoruz. Bize araçlı ya da araçsız dur diyen trafik lambasını kırmızıda geçmek özgürlüğümüz ile bertaraf ediyoruz.

 Kuyruğa girmemizi gerektiren bir yerde derhal araya kaynama özgürlüğümüzü devreye sokup( zaman zaman hır çıksa bile) işi bitiriyoruz. .

Aracımızın kül tablasını caddeye, sokağa döküvermekte özgürlüklerimizin kapsamında. Verdiğimiz randevulardan pişman olup, buluşmayı tek taraflı iptal ederek karşımızdakini ters köşeye yatırma özgürlüğümüzde var tabii. Kullanıyoruz.

Bazen ayıplı mal ya da hizmet satıyoruz, enselenince de ‘ayıp ettin abi’ pişkinliği ile, inkar özgürlüğümüze sığınıveriyoruz.

Biz çabuk öfkelenen bir toplumuz.

Dolayısı ile ulu orta küfür etme özgürlüğüne de sahibiz. Sanırım en çokta bu özgürlüğümüzü kullanıyoruz.

Ama yok, bu en çok değil yanıldım, en çok olan tükürük bezlerimizle ilgili. Belki de at başı gidiyorlar. Aracını tramvay yoluna bırakmak, engelli araçlarına tahsis edilmiş yerleri bulup park etmek, yaya kaldırımında manevra yapmak, sarı ışığın yanmasıyla eş güdümlü korna çalmak, yağmurlu havalarda yayaları ıslatıp, dikiz aynasından izlemek (gerçi ıslanan da hemen ilgili yani ıslanma özgürlüğüne başvuruyor bu durumda ama olacak o kadar) vazgeçemediğimiz özgürlüklerimizden sadece bir kaçı.

Bir de kural tanımama özgürlüğümüz var. Onu da burası ‘Türkiye ağabeycim’ in o iç yakıcı ironisiyle sarıp kullanırız genelde.

Toplu taşıma araçlarında yerimizi kaptırmamak için uyuma numarası özgürlüğümüzü de unutmamak gerekir.

Gün içerisinde bu kadar özgürlüğü kullanmaktan yorgun düştüğümüz zamanlar bile olur. O zaman gelsin vakit öldürme özgürlüğü.

Hele bir de okumama özgürlüğümüzle harmanladığımız vakit, değmesinler keyfimize. Üç otuz paralık iş yapıp, altın satıyormuş havasına bürünmemizde meslek etiğinden bi haber olma özgürlüğümüz de, top on listemizde çoğunlukla. Sıcaklarda vücudumuzun terleme özgürlüğünü, yıkanmama özgürlüğümüzü kullanarak desteklediğimiz de vaki tabii.

Peki, Yağmurlu havalarda şemsiyelerimizi silah gibi kullanma özgürlüğümüze ne demeli. (Kimbilir kaçımız gözümüzün oyulma tehlikesi yaşamıştır.) Gençlerimizin de vazgeçemedikleri özgürlükleri var.

 Ellerinde ki telefon, kulaklarında ki kulaklıklarla dünyadan kopma özgürlüklerini kullanıyorlar. Hemen hepsi tek tip bir davranış biçimi ile(bir el telefonu tutarken diğerinin başparmağı mekik gibi tuşların üzerinde dolaşır. Ayakta olmak, oturmak, yürümek önemsiz ayrıntıdır) etraflarını sallamama özgürlüklerinin içerisinde yaşıyorlar.

İşin kötüsü bu özgürlüklerimizin farkına vardığımız andan itibaren sarsıcı bir algıda seçicilik yaşıyor insan. Her tarafa özgürlükler gani. Herkes dilediği gibi takılıyor. Durum bazen toplumdan dışlandığını bile düşündürüyor insana.

 Duyarlı olanlar, ezici çoğunluktaki özgürlükçülerin yanın da ‘Kibarcık’ muamelesi görüyorlar.(Apartman çocuğu lafı başka hangi dilde var acaba?) Ezcümle özgürlüklerimiz, pek çok ülke insanın özgürlüğünden çok daha fazla. Hepsini sonuna kadar kullanırken başkalarının özgürlüklerini hiçe sayma özgürlüğümüze de ayrı bir parantez açmak gerekir.

O parantezi şimdi açarsam bu köşede kapamam mümkün olmayacak. Kısmetse yarın açarız birlikte.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234