Belki hatırlayanınız vardır, ‘’Ez cümle özgürlüklerimiz, pek çok ülke insanın özgürlüğünden çok daha fazla. Hepsini sonuna kadar kullanırken başkalarının özgürlüklerini hiçe sayma özgürlüğümüze de ayrı bir parantez açmak gerekir.

O parantezi şimdi açarsam bu köşede kapamam mümkün olmayacak. Kısmetse yarın açarız birlikte.’’

Diyerek dünkü yazımın sonuna noktalı virgül koymuştum.

Bu gün sözünü ettiğim parantezi açmaya geldi sıra.

Birinin özgürlüğünün başladığı noktada diğerinin özgürlüğü biter.

En azından bizim nesle böyle öğrettiler.

Bu öğreti ile hayatı devam ettirmek ne kadar mümkün olabildi ki?

Daracık yaya kaldırımında iki bazen üç, (dört olduğunu da çok gördüm) kişinin kol kola yürüme özgürlükleri hangi özgürlüğün başladığı yere kadar sınırlı?

Otobüs şoförünün insanları azarlama özgürlüğünün kapsamı ne?

Yolun ortasında çocuğunun çişini yaptıran anne hangi özgürlüğü sömürüyor?

Sinemada film izlerken çekirdek çıtlamak özgürlüğü, ayakkabı çıkartmayı da kapsıyor mu?

Banka memurunun bankada ki mevduatı kendisinin sanarak, kredi talebinde bulunan insanlara azarlar gibi davranması özgürlüğün hangi penceresinden görünüyor?

Mesleklerini gereken etik değerlerinden sıyırarak, silah gibi kullanan iş erbabı özgürlüklerinin sınırlarını mı test ediyor?

Hastanelerde zaten hastalıktan muzdarip hastalara suçlu muamelesi yapanlar hangi özgürlüğe sığınıyor?

Ya da tersi, yoğunluktan gecesi gündüzü karışmış sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlar bunu üzerinde yapabilirsiniz ibaresi olan bir belgeye mi dayandırıyorlar?

Özel hastaneler hastalarını yağlı kaz gibi görüp alabildiğine yolma özgürlüklerini kullanırlarken ahalinin de yolunma yolunda bir özgürlük talepleri olduğunu mu varsayıyorlar?

Parantezin içi çok dolu.

Ne saymakla biter ne de yazmakla…

Açılınca kapanmıyor da musibet; kapanan bizim o güzelim hasletlerimizin kapıları.

Kimsenin kimseye tahammülü olmadığı, daha da öte doğallığa ve doğaya katlanamadığı, garip bir ihtirasın pençesinde kıvranarak kan ter içinde, kafasını gözünü yara yara yaşamaya çalışılan bir dünyanın kime faydası var  ki?

Aslında iki gündür ironi sosuyla sunduğum özgürlüklerimiz ürkütücü boyutta.

Şimdilerde bir de sebze meyve vs kuyruğunda ziyan olma özgürlüğümüzü de kullanmaya başladık ya sevinelim mi üzülelim mi bilemedim.

Eminim sizlerde daha onlarcasını ekleyeceksinizdir utanılacak bu özgürlüklerimize.

Kent yaşamı zaman geçtikçe insanlarda kentlilik bilincinin gelişmesine yol açar.

En azından açması gerekir, ancak bu durum bizde biraz farklı tezahür ediyor.

Kent büyüdükçe, geliştikçe insan davranışları sertleşiyor. Sanki herkes bir şeylerden intikam alıyor.

Hem kenti hem çevresini hor kullanan bir toplum hangi tedbirler alınarak eğitilebilir merak ediyorum. Okulların da, yasaların da bu konuda çözüm olmaktan uzak kaldıkları aşikar.

O zaman?

İşte o zaman iş toplumun en küçük yapı taşı ailelere düşüyor.

Ailede alınamayan görgü hayatta öldür Allah edinilemiyor. Ailenin insanın genlerine nakış gibi işlediği terbiyenin yerini hiç kitap ya da eğitim sistemi alamıyor. Bu gün bu ironik özgürlükleri kullananların aileleri de aynı özgürlükler içerisinde yaşadıkları için, davranışlarının kendilerine doğal gelmesine şaşırmamak gerek.

Ötesinde bu hoyratlıklarının farkında bile olmamalarına.

Yere tüküren birini uyarın bakın, neler olacak ya da avaz avaz bağırarak telefonla konuşan birini.

Sokaklar güzel, renkli, cıvıl cıvıl ve alabildiğine pis.

’’Hayır, belediyeler çalışmıyorlar kardeşim’’ klişesinde söylemiyorum. Çevresini kirletmekte bu kadar mahir bir toplum için kırk belediye bir araya gelse nafile.

İnsanın içinden ‘Yeter artık, alın şu özgürlükleri elimizden’ diye haykırmak geliyor.

Sahi ne oluyor bize, birbirimizi sevmeme, korumama, saymama ve dahi empati kuramama özgürlüklerimizden ödün veremiyoruz?

Ödün verdiğimiz aslında insanca yaşayabilmek ama birbirimizin hakları üzerinde tepinirken bunu da özgürlüklerimizden sayıyoruz ya…

İşte ben buna yanıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234