MHP’de muhalif grup tarafından başlatılan isyana Genel Merkez ne yaptıysa engel olamadı. Devlet Bahçeli yönetimi tabandaki rahatsızlığı ve bunun hangi sonuçlara yol açacağını öngöremedi. Sonuçta da her adımda dışlanan bir parti yönetimi manzarası ortaya çıktı.

Muhalifler tüzük kurultayı için adım attıklarında bunun önünü kesmek yerine ‘hodri meydan’ denilmesi gerekirken anlamsız bir hukuk sürecine başvuruldu. Yargıtay’da yaşanan mağlubiyetten sonra Çağrı Heyeti’nin ilan ettiği kurultay tarihine karşı gelinmesi de sonuç getirmedi. Sonuç muhaliflerin istediği gibi oldu ve 19 Haziran’da kurultay yapıldı. Bahçeli ve yönetimi bir gol daha yedi.

Bahçeli ve ekibi için asıl hezimet ise yapılan tüzük değişikliklerinden oluştu. 10 Temmuz kurultayı için Genel Merkez’in kontrolü ortadan kaldırıldı. Disiplin kartı elinden alındı.  Partinin başında, partililerin ‘git’ mesajına rağmen oturan bir Genel Merkez Yönetimi tablosu çizildi.

Bu gelişmelere karşın 10 Temmuz’da ne olur? Muhalifler Devlet Bey’i koltuğundan edebilir mi? Bu soruların cevaplarını kestirmek şu an için mümkün değil. Zira onca çabaya rağmen muhalif adayların ulaştığı delege sayısı Çağrı Heyeti’ne göre 752, Noter’e göre 659, Çağrı Heyeti sözcüsüne göreyse 662. Partinin toplam delege sayısı konusunda da farklı rakamlar var. Kimi 1187, kimiyse 1240 diyor. Demek ki hala hatırı sayılır bir delege kitlesi Bahçeli’nin yanında. Muhalif adayların ulaştığı delege oranı bir adaya ait olmadığı için mevcut durumda muhalif adayların hiçbiri tek başına Bahçeli’yi yenebilecek sayıya ulaşamıyor.

Nitekim Divan Başkanı seçimi öncesinde Meral Akşener’in desteklediği Musavvat Dervişoğlu için atılan imza sayısı 456’da kalmış, 170 delege de Sinan Ogan’ın desteklediği Hasan Hüseyin Türkoğlu için imza koymuştu.

Divan Başkanlığı açısından beliren gerçek, Akşener ve Ogan’ın şu aşamada muhalefet katarında öne çıktıkları yönünde. Bu iki ismin bir arada hareket etmemesi halinde Devlet Bey’i koltuktan indirecek performansı sergileyemeyecekleri açıkça görülüyor.

10 Temmuz’a kadar MHP’de yüksek tansiyon devam edecek. Bana sorarsanız Akşener’in, Bahçeli’nin koltuğuna oturma şansı az. Mağdur sıfatıyla merkezde bir oluşuma yönelme ihtimali daha güçlü görünüyor.

Vurun Erdoğan’a!

Mevcut iktidarı ya da Tayyip Erdoğan’ı destekleyenler ve desteklemeyenler. Türkiye adeta iki parça. İşin bu boyutu önemli ama asıl üzüntü verici olanı dışarıdan Türkiye’ye yönelen saldırılar karşısında milli bir duruş sergilenememesi. Her zaman, “İçerde birbirimizi yesek de dışarıya karşı bütün olarak durmayı becerebilmeliyiz” yaklaşımını savunurum.

Tayyip Bey’i seven var, kızan var. Lakin Tayyip Bey’e nefret ve aşk ayrımıyla yaklaşmak yerine  “dorusuna doğru eğrisine eğri” diyebilme mantığını hakim kılmak gerekiyor. Dışarıdan Tayyip Bey’e yönelik eleştirileriyse yerli bir bakışla karşılamamız icap ediyor.

Bunları vurgulama gereği duymamın nedeni; “Türkiye güvenilir ülke olmaktan çıktı”, “Erdoğan tehlikeli şahıs” şeklinde uluslararası camiadan gelen suçlamalar. Bu yakıştırmaları duyduğumuzda akla, “Acaba Tayyip Bey ne yapıyor da Avrupalı, Amerikalı tarafından suçlanıyor?” sorusu geliyor. Bunun en doğru açıklaması “Erdoğan’ı zapt edememeleri” olabilir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161