Referandum, hem evet bloku açısından hem de hayır bloku açısından istenildiği gibi sonuçlanmadı.

Referandum sonrası genel ekonomik veriler de hiç de iç açıcı değil. Cari açık, işsizlik, bütçe açığı ve enflasyon bir önceki yıla göre artmış, keza tam tersi olarak yatırımlar düşmüş vaziyette.

Buna bir de Avrupa Birliği’nden – AKPM’den- olumsuz bir karar geldi ve ilişkileri 2004 öncesine geri çevirdi, Türkiye’yi denetim altına aldı.

Yani ilişkilerin daha da bozulacağı bir atmosfer yarattı.

Biz bu karara karşı her ne kadar sallamaz görünsek de, gerçek durum öyle değil.

Türkiye’nin dış ticarette tek tek fazla -18 milyar Euro- verdiği yer Avrupa. Geri kalan tüm ülkelerle yaptığı dış ticaret ilişkisinde dış ticaret açığı veriyoruz.

Dış ticaret açığının cari açığa birebir oranda yansımasını engelleyen faktörlerin en başında ülkeye gelen Avrupalı turist ve Avrupa sermayesinin doğrudan yatırımları olduğunu düşünürsek, Avrupa’nın önemini daha iyi anlaşılır.

Buna bir de ekonominin patronu Mehmet Şimşek’in değerlendirmesini eklediğimizde gerçeği daha görürüz.

Şimşek ne demişti?

“Bana ister katılın ister katılmayın, AB’den kopmuş bir Türkiye’nin dünya algısı üçüncü dünya ülkesidir. Eğer AB ile müzakerelerde ilerleme sağlarsak İslam dünyası nezdinde de daha cazip daha güçlü bir ülke oluruz.  Japonya’ya gittim en çok gelen soru, ‘Türkiye, AB’den kopacak mı? Koparsanız biz uğramayız’ diyorlar.  Hemen AB ile anlaşma yapın ticareti koparmayın’ diyorlar. Çünkü burası büyük bir pazar.   AB konusu çok net. Kendi menfaatlerimiz gereği AB ile ilişkileri götürmemiz lazım”

Avrupa Osmanlı’dan beri Türkiye için çok önemli bir alan olmuştur. Avrupa, Yine Mehmet Şimşek’in dediği gibi; “Avrupa Birliği’ni oluşturmak tam bir başarı hikayesidir. AB’de 510 milyon insan huzur ve refah içinde yaşıyor.”

Türkiye’de bazı çevrelerce yanlış değerlendirilen noktalardan biri de Avrupa Birliği’nin niteliğidir.

 AB, siyasi ve ekonomik bir birlikteliktir ama ideolojik birliktelik değildir.

Kısaca açarsak; Avrupa ortaçağ boyunca süregelen mezhep savaşları ve ardından yaşanan iki Dünya Savaşı Avrupa’yı oldukça yormuştu. Kendilerine geçmişte büyük zararlar veren aşırı milliyetçilik ve aşırı mezhepçilik düşüncelerinden bir çıkış yolu aramalarının başladığı 1950’lerde ortaya çıkan yeni siyasi hava, Batı Avrupa'da birlik ve beraberlik rüzgârları estirmeye başladı. 1951 yılında başlayan Avrupa Kömür ve Çelik birliği Fransa ve Almanya’yı bir araya getirdi. 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Topluluğu (AT) kuruldu 1985' yılında Schengen Bölgesi, 1986 yılında Avrupa Tek Senedi anlaşması ve Kopenhag Kriterleri, nihayetinde 1992 de Maastricht Antlaşması ile Avrupa Birliği (AB) ortaya çıktı. Birlik 2002'de on iki üye ülke ile Euro adlı ortak bir para birimine girdi. 2004’te Doğu Bloku ülkelerinin bir kısmını ve 2009 ile 2013 de yaptığı genişlemelerle 28 üye ülkeye ulaştı.  2004 Yılında Türkiye denetim döneminden çıkarıldı, ortaklık görüşmelerine alındı.

AB’nin bu kararı, ülkemizde bayram havasında kutlanmıştı.

Nitekim 2004-2013 arasında ülkeye çok büyük oranda Avrupa sermayeli yatırım ve turist geldi. Türkiye’nin Avrupa ile geliştirdiği entegrasyon dünyanın diğer yatırımcı ülkelerinin de dikkatini çekti, oradan da büyük hareket geldi. Sonucunda 250 milyar dolarlık ekonomik hacmimiz 750 milyar dolara, 3 bin dolar olan kişi başı milli gelir, 9-10 bin dolarlara yükseldi.

2013 yılında başlayan ve 2017’ye kadar gelen soğuk rüzgar, ekonomiyi geriletti, ilişkileri gerdi. 

Bugün gelinen noktada hem Türkiye’de hem de Avrupa’da gelişen popülizm ve yüzeysel milliyetçilik, her iki taraftaki birleşme yanlılarının elini zayıflatmış durumda.

Ne Türkiye’de AB’ye girmeliyiz demek zor, ne de Avrupa’da Türkiye AB’ye girmelidir demek zor.

Bunu savunabilecek güçler oldukça gerilemiş vaziyette.

Ama tekrar Mehmet Şimşek’e dönersek; “Bana ister katılın ister katılmayın, AB’den kopmuş bir Türkiye’nin dünya algısı üçüncü dünya ülkesidir. AB konusu çok net. Kendi menfaatlerimiz gereği AB ile ilişkileri götürmemiz lazım”

Cari açık, işsizlik, bütçe açığı ve enflasyonun arttığı, tersi olarak yatırımların ve büyümenin düştüğü bir dönemde, kof popülizm ülkeye olumlu bir sonuç getirmez.

Sonuçları hep beraber göreceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234