Konu ne zamandır aklımdaydı.

Sayfa arkadaşım sayın Zeynel Tümtürk ‘ün paylaşımını okuyunca yazma zamanının geldiğine karar verdim.

Zeynel Bey, ‘’Dışarıda yemeğe çıkarken, bir kez daha düşünün’’ başlığı ile yayınladığı yazıda yeni restoran açan birisinin acı ve gerçek itiraflarını konu almış, dışarıda yediklerimizin hali pür melalini anlatmış.

Ne yalan söyleyeyim okuduklarım içerisinde beni şaşırtan hiçbir şey olmadı.

Kepazeliğe karşı artık şerbetlendiğimden midir nedir’ aaa bunu da yapıyorlarmış pes valla’ filan demedim.

Ancak itiraf edeyim aroma meselesine takıldım biraz.

Takınılmayacak gibi değildi çünkü.

Bakın yazıdan alıntılayıp sayayım size de; nelerin nelerin aroması yani mış miş gibisi varmış görün.

Takılıp takılmamakta serbestsiniz tabi.

Buyurun aromalara;

Acı Biber Aroması, Acıbadem Aroması, Ahududu Aroması, Alabalık Aroması, Ananas Aroması, Anason Aroması, Antep Fıstığı Aroması, Ayran Aroması, Bal Aroması, Bergamot Aroması, Böğürtlen Aroması, Çam Sakızı Aroması, Çedar Peyniri Aroması, Ceviz Aroması, Çikolata Aroması, Çilek Aroması, Et Aroması, Fındık Aroması, Fıstık Aroması, Keçi Peyniri Aroması, Keçi Sütü Aroması, Kekik Aroması, Kimyon Aroması, Koyun Peyniri Aroması, Koyun Sütü Aroması, Parmesan Peyniri Aroması, Tereyağı Aroması, Yoğurt Aroması, Zeytin Aroması, Zeytinyağı Aroması, Ekmek Aroması…

Yok yanlış yazmadım. Valla ekmek aroması.

Hıyarın da aroması var mıdır ki diye soracaktım ama dışarıda son yediğim cacığı hatırlayınca vazgeçtim. Kasede sadece sulu yoğurtumsu bir şey vardı ve tadı sarımsaklı hıyarlı cacığı andırıyordu.

Aromanın sözlük tanımına baktım ”bitkisel ya da hayvansal türlü maddelerden yayılan, genellikle güzel koku” yazıyor.

Irzına geçilip Kimyasal yollarla sentezlenip kimyasal yapısı doğal aroma maddelerinden farklı hale getirildiğinde de bildiğimiz çakma lezzet oluyor herhalde.

Hani kokuydu aslında?

Değilmiş. Artık tanımı bile kendisi değilmiş.

Ne güzel değil mi?

Akla gelebilecek her şeyin aromatiğini üretmişler gerçeğine rahmet okutmuşlar.

Dayıyorlar hepimize ‘ahan da bu, aslında şu; hadi yeyin gari’ diye.

Ama hakkımızı teslim etmek gerek.

Yiyoruz biz de. Hem de ne yemek, gerçeğinin üç misli fiyata afiyetle.

Bu aroma hadisesini okumak ve yazmak kafamı sürekli meşgul eden bir konuya açıklık getirmesi açısından da iyi oldu aslında.

Uzun zamandır mola bile alamadığımız etrafımızı saran sahtelikten nasıl kurtuluruzu

düşünürken olayın aromatik olduğunu anlayıverdim bir anda.

Sanırım bu aromatikçiler insanlık hasletlerinin de aromalarını yapmışlar.

Etraf, ahde vefa aromasından, incelik aromasından, kişilik aromasından, liyakat aromasından, ahlak aromasından, görgü aromasından, dürüstlük aromasından, dindarlık aromasından ve daha onlarcasından geçilmiyor.

Eee hasletin gerçeği yerine aroması olunca da ortaya böyle yavan yavan tatlar çıkıyor haliyle.

Yeni Türkü’nün o şarkısını hatırlarsınız,

Tak etti canıma bu maskeli balo /Bu maskeli balo / Ve onun sahte yüzleri

Diye nakaratı vardı hani.

Benim de bu aromatik hasletler canıma tak etti.

Ve onların sahte tadları…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246