banner216

Nitelikli Cehalet’i yazarken ülkenin tıbbi durumunu çeşitli kaynaklardan ve istatistiki verilerden edindiğim bilgilerle irdelemiş ve saptadığım pek çok olumsuzluğu okurlarımla paylaşmıştım.

Son sekiz ayda kitapta neyi yazdıysam misli ile yaşadıklarım en olumsuz verileri bile çırak çıkarttılar.

Görev aşkı ve insan sevgisiyle üstün gayret göstererek geceli gündüzlü sağlık hizmeti vermeye çalışan bu uğurda her türlü manevi ve fiziksel şiddete maruz kalmayı göze alan, mesleğinin doğasına ihanet etmeyen hekiminden, hemşiresine, hasta bakıcısından laborantına gerçek sağlık emekçilerini baş üstümde ki yerlerine koyup en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Bu yazı diğerlerine ait; sağlığı ıskalayanlara, sağlığı satanlara…

Ağır bir süreç yaşadık.Süreç ağır yaşadıklarımız tanımsızdı.Ondan fazla hekim,özeller dahil beş hastane, koca koca ünvanlı proflar, uzmanlar, defalarca çekilen emarlar, ulturasonlar, tomografiler ve her sonuç için farklı yorumlar.

Hani söylenenlerin bir ortalaması olsa alıp rahat edeceksiniz. Hastamın derdi buymuş diyeceksiniz de o da mümkün değil.

Şimdi sakin kafayla düşünüyorum da;

Muayenehanelerinde altı dakikada çuvalla paralar alıp, ‘şimdi sizi görev yaptığım hastanede tedaviye almam doğru olmaz’ diyerek, banka şubelerinden farksız özel hastanelere yöneltip, dahası adınıza bizzat randevu alıp gitmezseniz iyileşemezsinizi bilinç altınıza kazıyıp buna birde meslek etiği şapkası oturtanından, o özel hastanelerden birinde tomografi çekilirken, hemşirenin kulağınıza “Allah bizi affetsin, gerekli olsun olmasın herkese tomografi vs çekiyoruz” diye fısıldamasından, tedaviye başlayıp çuvallayınca benden bu kadar diyerek sırra kadem basıp kaçarak hastasını delik deşik kaderine terk eden uzman(!) hekimine, hiçbir veriye gerek duymadan hastayı sadece dinleyen ancak dinlediğini anladığı gözlerinden bile belli olmayan muayene sonucunda bir sakinleştirici verip (ki o zaten bizde vardı özendi de yazdı zaar) ‘bu hastayla işiniz zor’ deyip Nobellik bir tanı geliştiren nöroloji üstadına,her kelamında mağduru oynayıp asıl mağduriyeti sınırlı mesleki bilgisi ile kendisi yaratan tıp fakültesi mezunundan,dosyacı hekimine,yoğun bakıma bağıra çağıra türkü söyleyerek  girip çıkan bana vefaatten 24 saat önce baş sağlığı dileyen hasta bakıcısına,konuşmasının her sözcüğünde tıp biliminden umudunu kesip her şeyi Allah bilire bağlayan uzmanına kadar ne çok tıbbi şahsiyet tanımışım.Şunu da belirtmek isterim ki yazmadıklarım yazdıklarıma tur bindirirler.

Bir de bu aşamada ömrümde kazanamadığım paraların temini için yaptığım çılgınlıklar var ki onları değil yazmak hatırlamak bile istemiyorum.(El veren dostlarıma müteşekkirliğim bu dünyadan mezun olana dek sürecek)

Ben babamı neden yitirdiğimi anlamadım.Evet yaşlıydı (ki buna da çok kızıyorum,’Kaç yaşında amca ? seksen yedi.Eh tabii.Ölsün artık di mi?Sen verdin ya hayatını ona icazetini de esirgemezsin artık.Yaş sekseni geçince ölsün yer açılsın öyle mi?Sende gelebilirsen o yaşlara elbet birileri bu yaklaşımını hatırlatır sana.Bozulmaca yok ama.)

Yaşlılığın getirdiği sağlık sorunlarına da diyecek bir şeyim yok.O da takdir-i İlahi.

Ama deli soruların da yanıtı yok.Yoğun bakım sürecinde birden bire girdiği komanın nedeninin,yattığının ertesi günü 05.te  aranıp ta hastanızın durumu ağırlaştı denilip nedeninin bir sürü laf içerisinde kaybolmasının, 72 saat hiç uyanmadan uyuyup bir daha asla uyanmamasın ve bunun hastalığın doğasında olduğunun uyutulmanın olmadığının söylenerek benim uyutulma nedenim,uygulamanın tedaviden ziyade zamana yönelik olmasının,dokuz gün boyunca hiç ayrılmamacasına tutulan nöbette her kapı açılışında iyice öldü mü ki diye düşünmenin verdiği duygu patlamalarının karşılıksız kalmasının,sabahlara kadar Türkiye ve dünya genelinde ki yaşanılan ortak olayları araştırıp okuyup neticelerinin üç dakikalık görüşmelerde hekimlere anlatma çabalarımın beyhude çırpınış sayılarak sen çakmazsın bu işlerden kıvamında Latince sözcüklerle geçiştirilmesinin ve bir kere çöreklenince bir daha asla yerinden kalkmayan ‘acaba’nın beynimde ki uğultusunun… 

Biliyorum bu soruların ben de olmayan yanıtları uzmanların gözünde tıbbı cehaletim olarak kalacak. Daha kim bilir kimler soracak, yanıt mukadderat parantezine alınacak.

Önce rapora baktım; ölüm sebebinin karşılığında ne yazıyor diye. Soğuk buz gibi bir cümle karşıladı beni: “Doğal sebepler’’

Bir gün önce çoklu organ yetmezliği gibisinden hekimlerin çeliştikleri sözler çınlıyor kulağımda. Biri çoklu derken diğeri çalışan organların verdiği umuttan söz ediyordu.

Üçüncü paragrafta yazdıklarımın arkasında durarak son tahlilde şunu düşünüyorum;

Çoklu organ yetersizliği bir noktada anlaşılır gibi ama, çoklu hekim yetersizliği de hiç masum değil…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234