Siyasi partiler, toplum içindeki güçlerini görebilme adına bazı aralıklarla anket yaptırıyorlar. Bu anketlere göre de siyasi hedef ve politikalarını belirleyip, vatandaşların istemleri doğrultusunda söylemler geliştirip, ülke gündemini ve siyasi hayattaki gelişmeleri şekillendiriyorlar.

Türkiye'de 2002 genel seçimlerinden bu yana ülke siyasi gündemini belirleyen tek parti AK Parti, tek lider ise Recep Tayyip Erdoğan. Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili 376 kararı, bu kararın yapılan genel seçimler ve yeni oluşan parlamento tarafından MHP destekli olarak aşılmasına son olarak 2014 yılındaki referandum ve Başkanlık sistemine geçiş süreci ilave edildi.

Siyasette, insanların birbirleriyle her zaman aynı fikirde ve aynı çizgide buluşması mümkün değil. Fakat ülke çıkarları, devlet çıkarları, millet çıkarları, toplum çıkarları da hiçbir zaman göz ardı edilmemeli. Bu durumda, siyasi çıkar kavgaları bir kenara bırakılıp, vatan-millet için el birliği şart. MHP’nin de özellikle 15 Temmuz 2015 tarihinde yaşanılan hain FETÖ darbe girişimi sonrasında, iktidarı vatan-millet ve beka için desteklemesinin arkasındaki en büyük inanç bu.

Neyse, şimdi iktidar AK Parti içinde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin ardından bazı kişiler koltuksuz kaldılar. İsimlerinin başına eski kelimesi eklendi. Bu sıfatları beğenmeyen bazı kişiler ise yeni bir siyasi oluşum planları yapıyorlar. AK Parti içinde Ali Babacan ve ona destek veren eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ekibi bir koldan, eski başbakan Ahmet Davutoğlu da ikinci koldan yeni planlama ile siyasi hayatlarına devam edebilecek zemin arıyorlar.

Bu durum hem parti içinde hem de teşkilatlarda sıkıntılar yaratıyor. Örnek, eski il başkanlarının bazılarının Ahmet Davutoğlu ile hareket etmesi, onun yaptığı, yapacağı toplantıları organize etmesi, milletvekillerinin de bu toplantılara ilgi göstermesi, bazı partililerin ise bu toplantıların parti çalışması şeklinde lanse edilmesine inanıp katılım sağlaması sıkıntıların baş göstermesine yol açtı.

Aslında, parti içindeki ayrışmanın ilk fitilini, Ahmet Davutoğlu ve çalışma arkadaşları, iktidar partisine ve hükümete yönelik, direkt olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldıkları açık saçık belli olan bir metini açıklamakla ateşlediler. Sonrasında Davutoğlu’nun bazı toplantılarda Suriye olayları, iç güvenlik konuları, Haziran seçimleri, AK Parti’nin oy kaybetmesi, koalisyon görüşmeleri, 1 Kasım seçimlerinde AK Parti’nin yeniden eski gücüne geri dönmesiyle ilgili yaptığı bir taktım konuşmaları, AK Parti üst yönetimini kızdırmışa benziyor.

Bu kızgınlığın ortaya çıkması da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Konya konuşmasında açığa vurdu. Erdoğan, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun memleketi Konya’da, "Kağıt üzerinde üyemiz olup gönlünü bizden ayıran varsa onları ayıklamaktan çekinmeyiz" ifadelerini kullanmış, bunun akabinde AK Parti MYK toplantısında, Ahmet Davutoğlu, Selçuk Özdağ Ayhan Sefer Üstün ve Abdullah Başcı kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu'na sevk edilmişti.

Ahmet Davutoğlu, yaşanılan olayları değerlendirirken, “biz partimizden kendimiz ayrılmadık. Beni ve arkadaşlarımı toplantılara davet etmiyorlar. Delege bile yapmadılar. Demek ki bazı dertleri var. Ben, ülkemize hizmet edebilme imkanı sırasında, hızla giden ve sayısal gerçekleri bütünüyle bugünkü durumdan çok çok daha iyi olan bir görevden uzaklaştırıldı. Dakikada 240-280 kilometre hızla giden trenin makinist koltuğundan iteklendim” şeklindeki konuşması da parti içinde büyük sıkıntılara yol açmış gözüküyor.

Görünen o ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AK Parti içinde parti teşkilatlarında sıkıntı istemiyor. Sen-ben kavgası yapılmasını istemiyor. Eski- yeni tartışması başlatılmasını istemiyor. Partinin ve parti üyelerinin, teşkilat mensupları, yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları, eski yeni kadrolarıyla beraber bir ve beraberlik görüntüsü vermesi isteniyor.

Bu durumun sağlanması mümkün müdür? Daha geçen hafta ana muhalefet CHP’nin Bursa Yıldırım’da düzenlediği toplantısında parti içindeki güç gösterisinin kamuoyuna yansımasına yol açan istenmeyen olayları yaşadık. Gördük.

Bir önceki seçimlere göre oy kaybeden, hatta Büyükşehir Belediye Başkanlıkları koltuklarını, seçimlerini kaybeden AK Parti’de bu tür olayların devam etmesi demek, partiden memnun olmayan insanların umutlarının yitirmesine yol açabilir. Ki, bu durum daha çok oy kaybı, hatta iktidar kaybı anlamına geliyor.

Bu olaylara benzer gelişmeleri seneler önce diğer siyasi partilerde de yaşadık. İzledik. Parti içi tartışmalar kimseye bir şey kazandırmıyor. Kişilere ve şahsiyetlere parti koltukları baki kalmıyor. Toplumda içinde tartışma olan, kavga olan, hizipleşme olan, çekememezlik olan siyasi partilere pek fazla güven duymuyor.

Özellikle sağ görüşlü seçmen, merkez sağ görüşlü muhafazakar seçmen, liberal görüşle seçmenler, ve ekonomik olaylar üzerinden iktidara kayıtsız şartsız destek verenlerin bu desteklerini çekmesi an meselesi. Bu yüzden de AK Parti belki de Türk Siyasi yaşamında ilk kez bir parti genel başkanı ve Başbakanı, disiplin kararıyla kendi partisinden uzaklaştıracak. Bakalım, aynı uygulama partinin ilk başbakanı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için de gündeme gelecek mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246