"Atamızın Samsun'a çıkarak Türkiye'nin özgürlüğüne giden yolu açtığı 19 Mayıs 1919'un 70. yıl dönümünde, Cebel Türkleri soykırıma karşı öz kimliklerini korumak adına ayaklanarak yeni bir süreci başlattı. Bu yüzden 19 Mayıs, ilçemizde her yıl resmi bayram olarak kutlanır."

Cebel bizi mükemmel bir havayla karşıladı; güneşli, açık, serin, havadar...

Royal Otel'de Rizvan Halil'in hazırlattığı kahvaltının doğallığı, lezzetine yansıyordu.

Güzel hava ise şüphesiz bu güzel ilçenin yüzde 80'inin ağaçlarla kaplı olmasından kaynaklanıyordu.

Davetlisi olduğumuz Cebel Belediyesi'nin 24 yıllık başkanı Bahri Ömer, ilçe ekonomisinin en önemli dayanaklarından biri olan fabrikada bizlere eşlik etti önce.

İşadamı Kaşif Kaşif'in sahibi olduğu ve kendi adını verdiği fabrika, komünist yönetimin gidişinden sonra kapatılmak istenmiş, ama Başkan Bahri Ömer ve arkadaşlarının gayretleri sonucu özelleştirilerek bir Türk işadamı (Kaşif Bey) tarafından alınmıştı.

350 kişiye istihdam sağlayan bu fabrikada bizi ilk karşılayan bir Türk kızı oldu.

Kardeşimiz bize üretim müdürünün yanına kadar eşlik ederken, ailesinin dükkanına 'baniçka' yemeye davet ediyordu...

Fabrika, büyük iş makinelerine monte edilen hidrolik sistemleri üreten dev bir tesisti ve İspanya başta olmak üzere, çok sayıda Avrupa ülkesine ihracat sağlıyordu.

Yıllık cirosunun ise yaklaşık 20 milyon avro olduğunu öğrendim.

Ayrıca fabrika hem alanını, hem de üretim kapasitesini arttırmaya hazırlandığı bilgisini aldık.

Öğle paydosuna denk geldiğimiz fabrikada, işinin başında görebildiğimiz birkaç genç adam, selamlarımıza güler yüzle karşılık verdi.

Hidrolik sistemlerin tüm üretim aşamalarını yerinde gördükten sonra bu kez Cebel belediye binasının yolunu tuttuk...

***

'TÜRKLER GİTTİ, İŞ BİTTİ'

Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü İçin Demokratlar (DOST) Partisi'nin kurucu üyelerinden olan Bahri Ömer, bizi Birinci Yardımcısı Hayrie Mehmed ile birlikte karşıladı.

Hayriye Hanım Cebel'deki en yüksek devlet memuruydu ve yasalar çerçevesinde, otomatikman hem seçilmiş belediye başkanının birinci yardımcılığı, hem de kaymakamlık görevlerini yürütüyordu.

Başkan Ömer 90'ların başında 30 bin civarında olan Cebel nüfusunun, şimdilerde resmi kayıtlara göre 8 binlere kadar düşmesine rağmen, sadece Bursa'da Cebelli olan ve Cebel'le bağlantısı bulunanların sayısının birkaç yüz bini geçtiğini anlattı bize.

1989'a kadar yaşanan ve 'soykırım' ifadesini kullanmanın yanlış olmayacağı olaylar aslında ülkeye de büyük zarar vermiş.

Öyle ki, Türklerin ülkeyi terk etmeye başlamasıyla birlikte komşuda çalışacak kimse kalmamış.

Üretim deyim yerindeyse durmuş!

Bulgarlar bu konuda, "Türkler gitti, iş bitti" diyormuş.

Sadece Türkiye'ye değil, Avrupa'ya da yoğun Türk göçleri yaşanmış.

Ülkeyi kuruluşundan beri idare eden komünist yönetimin gitmesi, Türklerin hak ve özgürlükleri adına çok büyük bir kazanım olmasına rağmen, kendi kuyruğunu yiyen yılan misali Bulgaristan ekonomisi de bir anda çöküvermiş.

Yani Jivkov ve öncülleri, Türklerin kimliklerini yok etmeye çalışırken aslında kendi kendilerini yok etmişler ama bunu anlayabilmeleri pek de mümkün olmamış...

***

19 MAYIS 1919'DAN, 19 MAYIS 1989'A

Başkan Ömer Cebel'in tarihine de değinirken, 19 Mayıs tarihine dikkat çekiyor:

"Atamızın Samsun'a çıkarak Türkiye'nin özgürlüğüne giden yolu açtığı 19 Mayıs 1919'un 70. yıl dönümünde, Cebel Türkleri soykırıma karşı öz kimliklerini korumak adına ayaklanarak yeni bir süreci başlattı. Bu yüzden 19 Mayıs, ilçemizde her yıl resmi bayram olarak kutlanır."

"Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından meydanımıza yapılan çeşmenin Türkiye'ye bakan yüzünde Türkçe, Bulgaristan'a bakan tarafında Bulgarca, Avrupa'ya bakan tarafında İngilizce olarak direnişimizde hayatlarını kaybedenlere ithafen 'Hak ve özgürlük savaşçıları anısına' ifadesi yer alıyor..."

"Cebel'in bilinen tarihi 14. yüzyıla dayanır. Cebel'e ilk yerleşimler, Konya ve Karaman bölgesinde yaşayan Türkmenlerin Osmanlılar tarafından bölgeye gönderilmesiyle başladı. Cebel'in kurucusu da Osmanlı ordusunda komutanlık yapan Şeyh Baba olarak bilinir."

"Eskiden Müslümanlar pazarlarını, mübarek kabul edilen cuma günleri kurarlardı. Şeyh Baba da bölgeye yerleşen halkın 'pazar' (cuma) kurabilmesi için şimdiki meydan olan alanı tahsis etmiş. İlçemizin adı da o tarihten beri 'Şeyhcuma' olarak anılmış."

"1934 yılındaki askeri darbeyle birlikte, birçok Türk yerleşim yerinin adı değiştirildi. İlçemiz de bunlardan biri. O zamana kadar kullanılan 'Şeyhcuma' adı, Arapça bir kelime olan 'Cebel'le değiştirildi..."

Başkan Bahri Ömer bunları anlatırken, M. Türker Acaroğlu tarafından kaleme alınmış "Bulgaristan'da Türkçe Yer Adları Kılavuzu" isimli kitap elindeydi.

Kendisinin de bu konuda bir takım araştırma ve incelemeler içerisinde olduğunu anlattı.

Öte yandan siyasi konulara özellikle girmekten kaçındı Başkan. Ancak Bulgaristan'ın 'Osmanlılardan kurtuluşu' dolayısı ile düzenlenen törenlere Türkiye'den katılan belediyelere de ciddi bir tepkisi vardı.

Cuma namazı vaktinin de gelmesiyle birlikte, Başkan hepimize ziyaretimiz için teşekkür ederek düşüncelerini dile getirdi.

Esas bizler kendisinin misafiri olmaktan büyük mutluluk duymuştuk.

Üzerinde her birimizin ismine hitaben, "Cebelimizin güzelliklerini gönlünüzde taşımanız dileği ile..." yazılı anı hediyelerini takdim ederken tek tek fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi.

Biz henüz fark etmemiştik ama, Cebel'in güzellikleri gerçekten de gönlümüze kazınacaktı...

***

TEMİZLİK VE HUZUR

Ezan vaktinin gelmesiyle birlikte, yönetimsel açıdan yabancı bir toprakta bunun nasıl olacağı duygusunun merakı ve heyecanıyla, Enver Akasoy, Mehmet Çetinkaya ve Reyhan Ferad'ın peşine takılarak Cebel camisinin yolunu tuttum.

İbadet ve inançla ilgili hususları açık etmekten esasında hiç hoşlanmam.

Fakat bu kez birkaç cümle paylaşmak istiyorum...

Bu yıl içerisinde Bursa Büyükşehir Belediyesi'nce yenilenen camide, halıların altındaki zemin tamamen ahşap.

Temel direkler de ağaçlardan oluşuyor.

İçerisi tertemiz.

Bunu Türkiye'deki camilerde bulmak artık gerçekten zor.

Çocukları kovalayan ne idüğü belirsiz kişiler de yok.

Bu da Türkiye'de bazı kişilerce görev edinilmiş bir densizlik.

Neyse ki Cebel'deki herkes gibi, caminin içerisi de huzurla dolu ve ülkemizde çok nadir bulabileceğiniz bir huşu içerisinde ibadetinizi yapabiliyorsunuz...

***

TL, BULGARİSTAN'DA DAHA DEĞERLİ

Çıkışta önce birbirimizle, sonra Bursa'dan geldiğimizi duyan birkaç büyüğümüzle ve tesadüfen tekrar karşılaştığımız Başkan Bahri Ömer'le el sıkışıp cuma tebriklerimizi dile getirdikten sonra, döviz bürosuna uğradık.

Türkiye'de 100 lirayla 27 leva alabiliyorken; Bulgaristan'da 100 lira, 28 leva değerinde.

Kendi paramız, kendi ülkemizde daha değersiz yani...

***

KİLİSE ARAZİSİ, TÜRKLERDEN KOMŞULARINA HEDİYE

Bahri Başkan bizi, gönüllü rehberimiz Reyhan Mustafa Ferad'a emanet ettiğinde belirlenen ilk ziyaret noktamız, Royal Otel'in hemen karşısındaki Kiril i Metodi kilisesiydi.

(Reyhan Agam'ın verdiği bilgiye göre Kiril ve Metodi kardeşler, Kiril alfabesini yazan kişiler olarak biliniyor.)

İlçede çok fazla Hıristiyan aile kalmadığından, genelde kapalı olan kiliseyi  görebilmek için Dora Hanım'ın (sonradan Dora Teyze olacak) anahtarla birlikte gelmesi gerekiyordu.

Tam 'gelen giden yok' diye düşünüp Cebel'in içlerine doğru ilerlemeye karar vermişken, Dora Hanım çıkageldi.

Yanına giderek Türkçe selam verdim, Bulgarca karşılık aldım.

O an anlaşamadık ama güler yüzlü bir insandı.

Sonradan öğrendim ki beni, eskiden beri tanıdığı hemşerisi Sevinç Çelebi'nin oğlu sanmış.

Sevinç Abla ne kadar 'meslektaş' da dese, Dora Teyze beni "Sevinç'in oğlu" olarak kaydetmiş.

(Bu konuya, Cebel'den ayrıldığımız son sabahı kaleme aldığım yazıda tekrar döneceğiz.)

Kilisenin tarihi ise siyasetin çirkin yüzüne rağmen, insanların birbiriyle nasıl kardeşçesine yaşadığına çok güzel bir örnek...

1928'de Cebel'de yaşayan Hıristiyanlar bir kilise yapmak istiyor.

Bunun üzerine Cebel Türkleri, kendilerine ait olan bir araziyi kilise yapmaları için komşularına hediye ediyor.

Kilisenin yapımı ve yenilenmesine de hem Bulgarlar, hem Türkler birlikte katkı koyuyor.

Geleni gideni ne kadar az da olsa, bu kardeşlik kilisesi hala sapasağlam ayakta...

***

AYRILMAZ İKİLİ: BANİÇKA VE BOZA

Kilise ziyaretinin ardından Cebel sokaklarını arşınlarken fark ettim ki, grubumuzdan yükselen 'baniçka' sesleri, bizi gizemli bir tada doğru götürüyordu.

İlçenin merkezindeki küçük dükkanlarda hazırlanan bu börek, kalınca bir yufkanın içerisine peynir parçaları ve üzerine bolca çırpılmış yumurtanın sürülmesiyle ortaya çıkıyordu.

Bilenlerden öğrendim ki baniçka ve boza ikilisi birbirinden ayrılamazdı.

Türkiye'de bildiklerimize göre çok daha ağır bir aroması olan bozayı bitirmek ilk başta zor olsa da, hatamı sonradan anladım.

Bu boza, soğuk içildiğinde oldukça lezzetliydi.

İlk kez denediğim baniçka Birol Çelebi'nin anlattığı kadar vardı. Ben doyuruculuğu ve lezzetini ön plana çıkaracağım.

Ve bir uyarı... Bilenlerin yalancısıyım; buranın baniçkası, Bursa'da yapılanlardan çok daha farklı ve lezzetliymiş...

***

Bir sonraki yazıda Reyhan Ferad eşliğinde gezdiğimiz Cebel'in muhteşem doğası sizlerle olacak...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234